27.4.12

Takım arkadaşları arıyorum.

Selam soyu tükenmekte olan eşsiz, benzersiz, tatlı ve minnoş pandalarım, sanırım hepimiz postlarımızı çıkardık ve kısa kollularımızı giymeye başladık. Malumunuz lömbür lömbür, bıngıl bıngıl kilolarımız da hayata bizden önce merhaba dedi. Sizinkileri bilmem ama açıkçası benimkiler çok utanmaz, arlanmaz. Ne edep biliyorlar ne adap. Göbeğimdekilere "Çıkmayın kuzum gökdeleni herkesin içinde" diyorum anlamıyorlar, Yan simitlere "Pörtlemeyin tatlım düşük bel kotların üstlerine" diyorum bana mısın demiyorlar. Eğer siz sizinkileri eğitebildiyseniz öneride bulunmak için beni şu numaradan araya.... Şaka şaka.

Şimdi kimseye hakaret etmemek adına insan olmadığımı kabul ederek başlamak istiyorum bu yazıya. Ben insansam günde 2 öğün salata yiyenler ne? Ben insansam sabah akşam spor yapanlar ne? Ben insansam günde 100 mekik çekenler ne? Ben insansam kahvaltıda bir kibrit boyutu büyüklüğünde peynir yiyenler ne? Konu yemek olunca insanlığımdan çıkıyorum tatlı su balıklarım. Ben ki soğan sevgimden dolayı yemek masasındaki her bir insana soğan yedirmiş insanım, ben ki sabah kahvaltısında ertesi akşamki yemeği düşünüp mutlu olan bir insanım, ben ki sevgilisiyle "niye kuru fasulyeciye götürmüyorsun beni yea" diye kavga eden bir insanım, ben ki 9 yaşındayken bir öğünde bir ekmeği bitiren bir bacaksızım, bir de boğa burcu olduğumu söylememe gerek yok sanırım. Bir de bu kadar yemek yememe ve kıçımın sağ ve sol löpünü kımıldatmamama rağmen
allah vergisi metabolizmam sayesinde Harry Potter'daki Hagrid gibi değilim şükürler olsun kü.

Bir adet Semra Özal gerdanım, Trump Towers'a kafa tutan göbeğim ve denize atsan boğulmayacağımın garantisi olan yan simitlerimle dünya üzerindeki yerimi aldım. Diğer üzuvlarıma bok atmak istemiyorum, onlar normal.  Ben elma vücut tipli bir Leah'yım yavruşkalar. Bacaklar ince, popo tepsi gibi. Göbekten itibaren tüm yukarısı evlere şenlik. Kilo alıp verme olayım çok zor. 17 yaşımdan 23 yaşıma yani şu ana kadar hep 56-65 arası oldum. Şu an 65'e avcının avına yaklaştığı gibi soldan yaklaşıyorum.

Baharın getirdiği yorgunlukla beraber en yakın arkadaşım çiçek desenli yastık kılıfımın çevrelediği yumuş yastığım oldu. Kucağıma da Muzo'yu (netbookum) verirseniz yemeğimi de önüme koyarsanız mirimiri moromoro yaparım size. Geçen gün annem geldi, ona yaptım mesela. Ama anladım ki gittiğim yol yol değil. Git gide dönüşü çok zor olan bir yere doğru yol alıyorum. Mesela beni kandırmak da çok kolay. Yolda tanımadığım birisi yemek gösterse "gel pisi pisi" dese onunla sonsuza doğru ilerlerim. Artık başıma gelebilecekleri sizin hayal gücünüze bırakıyorum. (lütfen çok acı çektirmeyin.)

Yani aslında size koca bir yazı boyunca anlatmak istediğim şey şuydu canlarım: Belediyenin parklara koymuş olduğu spor aletlerinde benimle birlikte ter akıtacak takım arkadaşları arıyorum. Müracatlarınızı yorum halinde yaparsanız sevinirim (bir de hangi pasta ve börek yapımı konusunda söz sahibi olduğunuzu da ekleyin lütfen.)

Hedef 2023. Şaka şaka. Şekil A'nın 2 katı olsak yeter.

18.4.12

Bana bir kız lazım.

Bu sabah tüm homurtumla kalktım. Tüm dünyaya meydan okuyan sabah ereksiyonumla tuvalete koşturdum. Sanırım enfes bir rüya görmüştüm. Gittim bir süre gözlerim kapalı bir şekilde işedim. Sonra suratıma su çarptım. Havlu denen şey vardı ama gereksizdi, o yüzden yüzümü t-shirtüme sildim. Hemen ardından özenle odama gittim ve eşofman altımı özenle ters bir şekilde bulunduğum yere atar gibi yaptım ama sağ ayağımdan çıkarırken çok salladım sanırım odanın bir köşesine gitti, t-shirtümü de basket topu yapıp odanın öbür köşesine attım. Dolabımı açtım ve jilet gibi gömleklerim bana merhaba dediler. Giydim tekini, bir de pantolon. Tamamdır. Sonra var gücümle seslendim "ANNEEAĞ"

Tüm sevecenliğiyle odama gelen annem havasızlıktan ölmüş ve gömeni olmayan odama geldi. Tüm cıvıltısıyla "günaydın oğluşum" dedi. "ne yicem ben" dedim. O bu sırada perdeleri ve pencereyi açıyordu. N.Ş.A (normal şartlar altında) bunu babama desem "bok ye ipnenin evladı" yanıtını alır hatta bir fiske de kafama yerdim ama sonuçta bu soruyu anneme soruyordum. "Ne yemek istersin benim mühendis oğlumm" deyince bana, anne kontenjanından dibine kadar faydalanmanın sefasını sürdüm. "Kafana göre takıl ya" dedim. Çıstak çıstak terlikleriyle mutfağa seyirtti.

Annemin beni çılgınlar gibi şımartmasından hiç sıkılmamıştım ama içten içe de biliyordum: Elin kızı beni annem gibi karşılıksız sever miydi? Yere apıştırdığım eşofmanlarımı yerden kaldırır, onu normal bir eşofman formuna sokar, hemen ardından dürer katlar mıydı? Dahası tüm pervasızlığıma her daim gülümser ve bana şefkatle yaklaşır mıydı? Bana hizmette sınır yoktur anlayışını benimsemiş bir kız lazımdı. Hem çalışacak hem eve gelecek evin işini yapacak, benim sevdiğim yemekleri bilecek ve onları annem gibi pişirecek, çok sevdiği halde dereotunu sırf ben sevmiyorum diye dereotlu peynirli poğaçaya koymayacak ve poğaçayı sırf bu yüzden boynu bükük bir şekilde peynirli yapacak, eğer koyarsa benim onun tüm uğraşlarını hiçe sayarak ağzına sıçacağımı bilecek, ben işten gelince götümü yaydığım yerin önüne çayımı, meyvemi koyacak, sonra sabahtan akşama kadar it gibi koşturmamış gibi gece yatağımıza yatınca çatır çatır benimle sevişecek, hayır kelimesini lügatında barındırmayan, nazsız, kaprissiz, harbi bir kız.

Sucuklu yumurtanın kokusu odama doğru akarken telefonuma baktım. "Benimle hiç ilgilenmiyosuuaaan" "Uyudun mu" "Niye cevap vermiyosun" "Şşştt" mesajlarını art arda gördüm. Hiç görmemiş gibi yaptım. Bu kız gerizekalı mıydı neydi amına koyim. Annemin yanına mutfağa gittim.Bir güzel kahvaltımı yaptım. Kahvaltı masasının m'sini toparlamadan bir hışım banyoya dişlerimi fırçalamaya gittim. Isladığım avcumla saçlarıma saniyenin onda biri kadar sürede şekil verdim. Parfümümü sıktım ve dışarı çıktım.

Durağa doğru yürüdüm. Bizim zamanımızdaki liseli kızlarla şimdiki liseli kızları kıyaslayınca "ulan keşke şimdi okusaymışız liseyi." dedim kendi kendime. Önceden etekleri biraz açılsın diye bekler dururduk, şimdi hiç etek giymiyorlar amına koyim. Daha sonra cüretkar ablalarımıza bakıp gözlerimi gün ışığına ayarladım. Otobüse bindiğimde boş bir yer buldum, ama hemen ardından tüm heybetiyle üstüme doğru gelen pamuk teyzeye yer verdim. Birkaç durak sonrasında boş bir yer buldum, oturduğumda ağzım açık uyumuşum. Allahtan iş yerinin durağı kaçırmadım amk. İndikten sonra telefona bi tekrar baktım. "Seninle ilgilenmemek mümkün mü canım, uyuyakalmışım ;)" yazdım yolladım.

----

Bu da zor hayatlardan biri değil mi beş karbonlu riboz şekerlerim? Dua edelim de hepiciği aradıkları kızı bulsunlar! 

2.4.12

İstinye Park mı Kanyon mu işte tüm mesele bu.

Merhaba, ismim Selvinaz. 27 yaşındayım. Zayıf, çıtı pıtı bir şeyim. Vaktimi genellikle acaba bugün nereye gitsem diye düşünerek, kahvemi nerede içsem diye düşünerek, hangi kıyafeti giysem diye düşünerek harcarım. Gördüğünüz gibi sürekli düşünen biriyim. Elimden ayfon fores'imi düşürmem. Kahvemi içmeden önce kuaföre giderim. Kredi kartıyla ödememi yaparım. Çalışmadığımı söylemiş miydim? Kocişim çalışıyor. Ondan hiç para almıyorum, kredi kartını alıyorum. Ay ne tatlı.

Kocişimi bulmak için çok çaba harcadım inanın. Onların bulunduğu ortama girebilmek için pürüzsüz bebek popomu yırttım diyebilirim. Kişisel bakımıma, saçıma başıma, cilveme çok özen gösterdiğim için hemen babası zengin kendisi aptalgillerden birine ağımı attım. Ama çok tatlıdır kocişim merak etmeyin. Onu tavlamak için bir iki tane adını bile zor söylediğim yemeklerden öğrendim, onun ilgi alanlarını öğrendim azmedip o ilgi alanlarının kitaplarını aldım okudum, sonra onunla yattığımız gecenin sabahında o uyanmadan usulca banyoya girip hafif makyajımı yaptım, dişlerimi fırçaladım, saçımı taradım, uyandığında bebekmişim gibi bana sarılmasını o oscar ödüllük gülümsememle izledim. Aslında inanın çok zor şeyler yaptım. Sürekli bakımlı ol, sürekli güzel giyin, sürekli güzel şeyler söyle, sürekli onu iste, hiç hayır deme falan, inanın çok gerildiğim anlar oldu. Ama zengin kocaya ağ atmak o kadar kolay değildi, bunu biliyordum, azmettim. Hep gülümsedim hep.

Biz evleneli 1 yıl oldu. Onun zengin kız arkadaşlarıyla buluşuyorum. Hiçbir şey yapmıyoruz. İstinye Park'a gidiyoruz, oradan sıkılırsak Kanyon'a geçiyoruz bla bla. Konuştuğumuz şeyler çok belirli, genelde magazinel şeyler, işte kim ne giymiş falan. Pişti olmak istemiyoruz, bu konuda ufkumuzu çok genişletiyoruz. İnanın çok zor. Geçen gün  Aslı da benim kemerimden takmış, yer yarılsa da yerin dibine geçsem diye düşündüm. Kocişimin yıl dönümünde bana aldığı biemdabılyuma binip oradan uzaklaştım. Sinirimi yatıştırmak için de gittim kendime bir ayakkabı aldım. Yalnız sonradan öğrendiğim kadarıyla ayağıma giydiğim şey köle gibi çalışan bir işçinin bir aylık maaşının 3 katı falanmış. 4 de olabilir bilmiyorum Matematiğim iyi değildir.

Geçen gün çok zor bir kararla karşı karşıya kaldım, stres oldum. Acaba o yeni sezon çantanın hardal rengini mi alsam yoksa mercan rengini mi diye düşüne düşüne bi kal geldi bana. Umarım beni anlıyorsunuzdur. Çok zor bir seçim bu yahu. Dolayısıyla gittim ikisini de aldım. Kocişimin kredi kartı sınırsız limitli. Sınırlarını zorlayamıyorum o yüzden. Tadında bırakıyorum.

Ben bir ara çalıştım aslında. Hatta kocişimle tanıştığımızda çalışıyordum, ev kızı olsam asla bana bakmazdı zaten kocişim. Sonra yavaş yavaş ona ağlarımı atarken iş yerindeki sorunlarımı da beraberinde getirdim ağlarımın yanında, o dayanamadı "çalışma ben sana bakarım yea" dedi şakacıktan, ben ciddiye aldım onu. Biliyorum ki her şakanın altında bi gerçek çırılçıplak yatıyordur yani, bu hep böyledir. İşte öyle öyle hayata pardon kocişime sıkı sıkı tutundum, hiç bırakmadım onu. O beni bırakana kadar da hep tutunucam. Ben bırakmam onu merak etmeyin. Bulmuşum böyle enayiyi pardon tontişi bırakır mıyım hiç. Hiç şüpheniz olmasın yani. Asla katiyen.

Ama çalışmadan olmuyor sugarlarım. Ben şahsen bizzat kendim çalışmaya başladım daha yeni. Moda blogu açtım. Artık bir bloggerım. Geçen gün bir çanta aldım fotosounu çektim koydum. Feyk dediler inanabiliyo musunuz. Feyk ne ya ay paçoz dedim sen benim bindiğim biemdabılyumu görmüyo musun yaaani. Görgüsüz görgüsüz, saygısız saygısız insan dolu bloglar. Neyse ki yarın gitmem gereken bir event var. Şimdi üzülüp yarın aralarına girmeye çalıştığım moda bloggerlarının yanında sönük kalamam. Bu aralar eventten evente koşuyorum, yorgunluktan deli divane oldum o derece. 

Neyse, çok yazdım. Birazdan kocişim gelicek. Giyinip karşıliyim de kapı önünde fotograflarımı çeksin. Evimiz dubleks ya, tam merdivenlerin orda poz veriyorum çok hoş oluyor. Hihihihihi.

Açıkçası ben Leah kişisi olarak bu yoğun tempoya dayanamaz şuracıkta can verirdim herhalde. Ama böyle hayatlar da var gibi gibi bence ha ne dersiniz? Öpcükler Liya.

1.8.11

Yeterince dikkat çektim sanırım.

Bence sokakta bağrış çığrış oynayan çocuklar her daim okula gitmeli. Hiç tatil olmamalı onlara. Zaten karga bokunu yemeden uyanıyorlar, akşam ezanına kadar dövüş-kavga, dövüş-kavga, bağrış-çığrış, bağrış-çığrış. Bu da can lan. Allah kahretmesin ki apartmanım parkın yanı başında. Park güneşli olduğu zaman apartmanın sokağına geçiyorlar, güneş olmayınca parka geçiyorlar. Her türlü filler sikişiyor yani kafamda.

Ben ciddi anlamda sinirli bir insanım. Çıktım pencereye "Olm gidin parkta oynayın, parkta oynamıcaksanız sessiz sessiz oturun şurda, işten geldim ben dinlencem lan" ana temalı bi vaaz verdim ikinci kattan. Yine bağırdılar yine bağırdılar. Sonra çıktım tekrar bağırdım. Analarından biri de bekliyomuş pencerede. "Oynasınlar ne var!" yaptı yelloz. "Sen oğlunun bağırış çığırışlarından huzur buluyor olabilirsin ama beni ve tüm mahalleyi rahatsız ediyor onların çığrınışları." dedim. Böeeyle baktı. Bakcak tabi. Gitsin parkta oynasın götü boklular. Ordan daha az geliyo sesleri bana.

Zaten tüm gün iş yerinde telefondayım, kafam ses götürmüyor. Bir de Ramazan moduna bugün oruç tutamasam da girdim. Tüm sinirim tepemde oruç tutuyormuşçasına. Şimdi Ramazan Ramazan bunu yazmak istemezdim ama dün yaşadım madem, anlatayım. Şu an İstanbul'da babam var. Bi annem geliyo, bi babam. Her birini ayrı ayrı gezdiriyorum tur rehberi gibi. Biri geliyor "ay babanı buraya götürmüşsün ben de ben de!" öbürü geliyor "şurayı televizyonda gördüm bi gitsek mi." yemin olsun 1 haftadan beri gitmediğim ne Adalar kaldı ne Sultanahmet. Şimdi mevzumuz Sultanahmet.

İnsanlar toplu taşıma araçlarında ses tonunu ayarlayamıyor aga. Bu toplumun adeta kanayan yarası bu. Bindik Kabataş'tan tramvaya, Sultanahmet'e doğru kültür başkentiymişiz gibi yol alıyoruz ağırdan. Her yer turist dolu. Karaköy durağında 4 tane kız bindi tramvaya. İçerisi tıklım tıkış. Onlar gayet hararetli bir tartışma halindeler. Yaşları 15-16 max. 3 tanesi kapalı, 1 tanesi açık. Biz babamla Sirkeci durağında ayaklandık, içlerinden 3 tanesi bizim yerimize oturdu, biz de ayakta bekliyoruz. Konuştukları muhabbet şu : "Ayy Ahmet'le Ceyda öpüşmüşler hani ayrılıyordu onlaaar?" "Amaaan bu kaçıncı kızım hep anlatıyor bana daha neler neler yapmışlar." "Zaten sınıfta kalmış o bu sene, dersleri hep kötüymüş." Babam kıpkırmızı oldu. Ben utandım adamın yanında.

Hani ciddi anlamda inanmıyorum artık ya küçük bir azınlığın dışında kapanan insanlara. Resmen siyasi simge olmuş baş örtüsü. Ben 15 yaşımda öpüşmek nedir bilmezken küçücük kızlar tramvayda bağıra çağıra öpüş-kokuş anlatır olmuş. Ondan sonra vay efendim biz dinimizi yaşıyoruz, biz başımızı ondan kapatıyoruz. Sultanahmet'e gittim, ben böyle türban modası görmedim aga. Üstümdekini çıkarıp "al ablacım giy" diyeceğdim az kaldı.

Şu yazıda beni topa tutanlarınız olmuştu ama o zaman da söyledim şimdi de söylüyorum. Yarım yamalak bile kapatamadığı kafası, kıçıyla bana hiçbir allah'ın kulu doğruyu, yanlışı öğretemez. Hepiniz karşılaşmışsınızdır yolda böeeyyle bakarlar yadırgayarak, çünkü kendisi kapalıdır, sen açıksındır. O bakış çok şey anlatır. Onun doğru, senin yanlış olduğunu anlatır mesela. Ama kime göre, neye göre işte. Her kafayı kapatan dinin gerektirdiklerini yüzde yüz doğru yapmıyor. Yapmadığı gibi kendinde insanları düzeltme hakkını kendinde görüyor. Gözlerini belerte belerte bakıyor mesela sana, anlıyorsun hiçbir şey demese bile.

Ne başörtüsü düşmanlığım var ne de başını dikkat çekmemek adına kapatanlara bir kinim. Bölümümde de çevremde de birsürü başörtülü arkadaşım var. Sadece dikkat çekmemek adına kapanan insanların başı açık insanlardan daha çok dikkat çektiğine dikkat çekmek istiyorum. O göstermedikleri bir saç teli haricinde gösterdiklerine dikkat çekmek istiyorum. Başı açık ya da kapalı hiç fark etmez 15 yaşındaki kızların utanma arlanma nedir bilmeden herkesin içinde bağıra çağıra resmen fantazi anlatmalarına dikkat çekmek istiyorum. Yeterince dikkat çektim sanırım. Hayırlı Ramazanlar.

25.7.11

Eğitim sistemimize merhaba diyelim.

Bu yazımda haddim olmayarak ciddi şeylerden bahsetmeyi düşünüyorum. Artık ne kadar ciddi olabilirsem ben. Malumunuz 2 aydır bir danışmanlık şirketinde insan kaynakları stajyeri olarak çalışıyorum, elime gün içinde yüzlerce CV geçiyor. Dikkatimi çeken bir şey var ki insanlar o veya bu şekilde okumuşlar, okumaya devam ediyorlar. Mesela Facebook'ta grup açsam "Açıköğretim bitiren 1 milyon kişi bulabilirim." diye valla bulurum lan. Neyse, mühim olan bulmak değil. Mühim olan bu insanlara iş bulmak. Zira biz bu insan kısmısına iş beğendiremiyoruz. Kimisi maaşı beğenmiyor, kimisi lokasyonu, kimisi vardiya sistemini, kimisi de işi kendisine yakıştıramıyor sanırsın Harvard'da İşletme okumuş haspam oysa ki yapacağın meslek müşteri hizmetleri temsilcisi neyini yakıştıramıyorsun yani, CV'sine referans olarak milletvekili nosu yazan var bu işi almak için, heç. Neredeyse yalvaracağız gelin çalışın diye. İnsanlar mülakata gelmeye bile eriniyorlar. Oldu olacak özel arabayla ayaklarına gelip evlerinde yapalım mülakatı.

Şimdi sıra eğitim sistemine değinmekte. Hepinizin de bildiği gibi bu ülkede yandan yemiş bir eğitim sistemi var. Daha tuvalet eğitimini yeni almış sabi sübyanlar o ufacık tefecik halleriyle dershaneye gitmeye başlıyorlar, ne çocukluklarını yaşıyorlar ne de geleceğe umutla bakıyorlar. Eğitim Bakanımız da Ömer dinçer işletme mezunu, bu adamceğiz eğitimden ne anlasın? Biri bana bunu anlatsın.

Bir de on numara beş yıldız politikalar, siyasetler var ortalık yerde: İŞSİZLİK YOK diyolla. Nah yok. Ama yemin olsun AKP hükümeti işini biliyor. Valla da biliyor billa da biliyor. En son bilgi ve bulgularıma göre Türkiye'de 210 üniversite var. Yalandır bu kesin 250 falan olmuştur zira adım başı yeni üniversitelerin reklam afişlerini görüyorum: Yarak Üniversitesi, Kürek Üniversitesi. Her neyse. Adamlar dakka başı üniversite açıyorlar aga. Geleni geçeni üniversiteye alıp yetiştiriyorlar(!) ve onlar yetişirken diyorlar ki "İşsizlik azaldı." , "İşsizlik yok." Tekrar etmiş gibi olucam kendimi ama nahhh yok. Sen işsizliği yok etmedin, sen işsizliği öteledin. Biz de süzme salağız ya Türk halkı olarak, afiyetlen yedik. Bu gençlik (ben de dahil olmak üzere) mezun olduktan sonra nerede çalışacak lan?

Bana bir cevap verin. Babam öğretmen. Bana sağlayacağı ne sermayesi var, ne de beni başına geçireceği bir şirketi. Yani ben sike sike çalışıp bana gelecek vaat edeceğini düşündüğüm bir okul ve bölüm kazanmak zorundaydım. Nitekim kazandım da. Ama geleceğim garanti mi? Hayır. İlla benim kendimi garantiye almam için 2 kişiden biriyken, 2 kişiden öteki mi olmam gerekiyor en koyusundan? Nedir bunun gideri bi izah ediverin baken, hadi çocum. (Bak nasıl belli ettim Egeli orta direk halimi.)

Söylemeden geçemeyeceğim bir husus daha var o da KPSS. Bu nasıl sikimsonik bir iştir lan? Adam neredeyse 30 yaşına gelmiş, evlenmiş yuvasını dahi kurmuş ama adamın işi yok. Devlete memur olamıyor lan. Bu nasıl bir düzenek? Sen lisede tonla para saçmışsın dershaneye, kazanmışsın üniversiteni, okumuş bitirmişsin onu, ondan sonra bir de devlete atanmak için dershaneye mi gidiyorsun? Bu nasıl bir iş lan? Koca koca adamlar dershaneye gidiyorlar çocuk gibi. Allam nasıl komik nasıl komik. Öğretmen olacak insanlar tıpkı üniversite sınavında birbirini eledikleri gibi şimdi de Kpss'de elemeye kasıyorlar. Rabbim sen koru bizi.

Bu yazdıklarımı bir sonuca bağlamak isterdim fakat hangi birini bağlayayım bilemedim ben onu. Kısaca bu icraatları yapan hükümete, memur babamla birlikte açacağımız supersonic vakıf üniversitesinde üstün başarı bursu vermeyi düşünüyorum ben, çünkü gerçekten daha iyisini yapamazlardı.

24.6.11

Sçs aeo kib öpt bb.

Sevgili müzik dinleyen takım elbiseli metro sakinleri;
Sabahları sizi gördüğüm zaman içim neşe ile doluyor. Ama Bim'den 5 liraya aldığınız kulaklıkları takıp tüm metro vagonunu dinlediğiniz elektronik müzik ve bilumum saçma sapan şarkılarla inlettiğiniz için size götümle gülmüyor da değilim. Lütfen bunu yapmayın ve gözümdeki karizmanızı yerle bir etmeyin. Sçs aeo kib öpt bb.


Sevgili anneciğim ve babacığım;
Size ömrüm boyunca anneciğim ve babacığım dememiş olsam da bakmayın siz, adetten işte. Beni her aradığınızda ulaşmak isteyişinizi anlayışla karşılıyor ve telefonum adeta bir uzuvummuş gibi yaşıyorum. Fakat sizi aradığımda hiç ama hiç ulaşamıyorum ve defalarca ve defalarca ve defalarca arayarak telefonun her dııııttttlayışında kafamda kötü senaryolar kuruyorum. Tenezzül edip telefonu açtığınızda dünyanın en sorumsuz ergenine dönüşüyor ve "Duymamışım yea çok gürültü vardı" diyebiliyorsunuz. Yapmayın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.

Sevgili benimle yeni tanışan erkekler;
Sizinle saf ve temiz duygularımla konuşuyorum. Evet, kafam birçok şeye basıyor, sizinle ortak ilgi alanlarımız var, evet küfür de ediyorum ve benim yanımdayken kendinizi rahat hissediyorsunuz. Konuştuğumuz süre zarfında arkadaşlık statusunden sevgili statusune geçmek isteyişiniz beni deli ediyor zira ben size arkadaşım gözüyle bakıyorum. Ondan sonra her yavşak hamlenizde arkadaşlığımızı sikip atıyorum. Yapmayın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.

Sevgili tekstilciler;
Bodur tavuk olan hemcinslerim için yaptığınız elbise ve etekleri beğenerek izliyorum. İzliyorum çünkü giyemiyorum çünkü 1 karış yaptığınız etekler benim götüme geliyor çünkü bacak boyum 1 metre. Sıcaktan pantolonların içinde pişiyorsam hepsi sizin yüzünüzden. Giyebileceğim uzunluk ve kısalıkta, eğildiğim zaman götümü göstermeyecek bir etek icat edin. Yapın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.

Sevgili göbeğim ve gıdım;
Vücudumda beğenmediğim birbirinden berbat iki yersiniz. Ne zaman yesem şişer şişer şişersiniz. Artık sizden bıktığımı sözlü olarak değil yazılı olarak beyan etmemin tam zamanı. Lütfen kendinize gelin ve diğer uzuvlarıma şans verin. Haddinizi aştınız. Sçs aeo kib öpt bb.

Sevgili bazı blog sahipleri;
Sizi severim, sayarım, okurum. Ancak blogunuzu açar açmaz bangır bangır gelen müzik sesi kapıdan çıkarken eve gelen misafir gibi lanet. Lütfen bize bir şans verin ve eğer keyfimiz arzu ederse sayfanızdaki musikiyi ellerimizle biz açalım, kulaklarımızla biz dinleyelim. Sçs aeo kib öpt bb.

Sevgili dalgalı ve kıvırcık saç sahibi bayanlar;
Bu sıcaklarda saçları fönlemek intihar girişimi gibi bir şey. Ancak hayat her zaman dalgalı geçmiyor. Ben saçlarımı düzleştirdiğim ve dışarı çıktığım zaman saçlarım dalgalanıp şuleleniyor terden, ondan, bundan. Bu hadiseyi engelleyebileniniz varsa bana anlatsın. İşte o zaman en çok sçs aeo kib öpt bb.