Dünya hızla kirlenirken yağmur birden yağmaya karar verdi. Yavaş yavaş çiseleyen yağmur ruhlarımızı sonradan gelecek olan toprak kokusuna hazırlıyordu. Ay ne romantizm yaptım he. Olm bok götürüyo lan İstanbul'u yağmur yağınca. Hayat duruyor, trafik felç oluyor, metronun önlerinde birden 3-5 tane şemsiyeci beliriyor paraya para demiyor. 3 adım öteye araba gitmiyor, gidemiyor bi kere. Ayazını, poyrazını siktiğiminin rüzgarıylan bi de o yağmur karışmıyo mu allaaamm şımşırık oluyosun şımşırık (şımşırık için bkz: ıpıslak).
Yine o yağmurlu günlerden biri yani bugün, Nişantaşı'nın kıyısında Maçka'da çalışmışım, işimden gücümden çıkmış bir de yöneticimi biemdabılyusuna kadar götürüvermişim tam otomatik şemsiyemlen. Şakır şakır yağan yağmurda sefil hayatıma bu kahpe İstanbul'un çamurunda merhaba demişim bu olaydan sonra, bi de üstüne üstlük servis şoförü trafikten gelememiş. Yürüyelim diyoruz Osmanbey'e kadar, servis bekleyen ablayla. Her adım atışımda ayakkabımın topuklarından dizlerime kadar çamuru da beraberimde getiriyorum zaten. Topuklarıma baka baka yürüyorum böyle salak gibi. Salak diyolardır kesin zaten bana yolda.
Neyse, Nişantaşı'ndayız. Işıklar, mağazalar falanlar filanlar derken bir adam "Alır mısınız" diyerek bir gül uzatıyor. Lan diyorum Nişantaşı'nın elitliğine bak güller sercekler az kaldı yollarımıza. Alıyorum. Hanfendi diyor. Ben de yanımdaki kadına diyor zannederek bakmıyorum arkama. Yanımdaki dönüyor, hanfendi diyor bir daha. Ben yine bakmıyorum. Sonra bir daha hanfendi diyor. Ulan hiç üstüme alınmıyorum yemin olsun lan, yine bakmıyorum. Adam meğersem gelip belamı sikecekmiş gülü alıp gittim diye. Gül de gül olsa bari lan. Yapma çiçek kolleksyioneri annem salonundaki yapma çiçekli sepetlerinin içine attırmaz bile. Öyle dandirik, öyle basit, öyle sikimtırak bi gül. Bi dönüyorum arkama. "VER" diye bağırıyor ipne. Al da götüne sok bakışımla adama veriyorum gülü.
Bak hele bak, olaya bak sen. Millet nelerle uğraşıyor ya. Böyle para mı kazanılır amına koyim. Şakır şakır yağmurda milletin eline sikim sokum bi gül tutuşturcaksın, bir de para isteyeceksin. Ulan insan değil bu insanlar.
Yolda bi de ipnemsi erkekler var, onlar da güzellik salonu kartı dağıtıyorlar. "Ay valla bi şey satmıyoruaaaz" kafasında kırıta kırıta kart vermeye çalışıyorlar. Azıcık bakımlı olan birini görsünler sülük gibi yapışıyorlar. Paçozlara hiç yanaşmıyolar. Paçoz mu gezelim lan. Paçoz geldik paçoz mu gidelim, he! Zaten canım burnumda geziyorum yoğunluktan, bi gün bi patlıcam ya bunlara sen seyrele o zaman cümbüşü.
Olm nedir benim bu çektiğim lan. Bi tane adam var sokakta, Mercedes'ini tamı tamına kaldırıma çıkarıp apıştırıyor. Yayalar yola çıksın yoldan yürüsün amk. Meclis üyesiymiş, ön camında yazıyor kağıt komuş. Ulan adam sikmekten helak oldular la bunlar. Çekici çağırsam arabasını bile çekmeyecekler eminim yani.
Çok atarlandım gene salon kadını çizgimden çıktım ya. Halbuki son zamanlarda gayet iyi bir Nişantaşı çocuğuydum. Ekmek falan yememeye başlamıştım yemeklerin yanında, çünkü vermiyorlar yani, öylesine. İşte bi yağmur yağıyor her şey değişiyor görüyonuz de mi çocuklar.
çemkirikli blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
çemkirikli blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
6.12.12
Bir yağmur klasiği
1.8.11
Yeterince dikkat çektim sanırım.
Bence sokakta bağrış çığrış oynayan çocuklar her daim okula gitmeli. Hiç tatil olmamalı onlara. Zaten karga bokunu yemeden uyanıyorlar, akşam ezanına kadar dövüş-kavga, dövüş-kavga, bağrış-çığrış, bağrış-çığrış. Bu da can lan. Allah kahretmesin ki apartmanım parkın yanı başında. Park güneşli olduğu zaman apartmanın sokağına geçiyorlar, güneş olmayınca parka geçiyorlar. Her türlü filler sikişiyor yani kafamda.
Ben ciddi anlamda sinirli bir insanım. Çıktım pencereye "Olm gidin parkta oynayın, parkta oynamıcaksanız sessiz sessiz oturun şurda, işten geldim ben dinlencem lan" ana temalı bi vaaz verdim ikinci kattan. Yine bağırdılar yine bağırdılar. Sonra çıktım tekrar bağırdım. Analarından biri de bekliyomuş pencerede. "Oynasınlar ne var!" yaptı yelloz. "Sen oğlunun bağırış çığırışlarından huzur buluyor olabilirsin ama beni ve tüm mahalleyi rahatsız ediyor onların çığrınışları." dedim. Böeeyle baktı. Bakcak tabi. Gitsin parkta oynasın götü boklular. Ordan daha az geliyo sesleri bana.
Zaten tüm gün iş yerinde telefondayım, kafam ses götürmüyor. Bir de Ramazan moduna bugün oruç tutamasam da girdim. Tüm sinirim tepemde oruç tutuyormuşçasına. Şimdi Ramazan Ramazan bunu yazmak istemezdim ama dün yaşadım madem, anlatayım. Şu an İstanbul'da babam var. Bi annem geliyo, bi babam. Her birini ayrı ayrı gezdiriyorum tur rehberi gibi. Biri geliyor "ay babanı buraya götürmüşsün ben de ben de!" öbürü geliyor "şurayı televizyonda gördüm bi gitsek mi." yemin olsun 1 haftadan beri gitmediğim ne Adalar kaldı ne Sultanahmet. Şimdi mevzumuz Sultanahmet.
İnsanlar toplu taşıma araçlarında ses tonunu ayarlayamıyor aga. Bu toplumun adeta kanayan yarası bu. Bindik Kabataş'tan tramvaya, Sultanahmet'e doğru kültür başkentiymişiz gibi yol alıyoruz ağırdan. Her yer turist dolu. Karaköy durağında 4 tane kız bindi tramvaya. İçerisi tıklım tıkış. Onlar gayet hararetli bir tartışma halindeler. Yaşları 15-16 max. 3 tanesi kapalı, 1 tanesi açık. Biz babamla Sirkeci durağında ayaklandık, içlerinden 3 tanesi bizim yerimize oturdu, biz de ayakta bekliyoruz. Konuştukları muhabbet şu : "Ayy Ahmet'le Ceyda öpüşmüşler hani ayrılıyordu onlaaar?" "Amaaan bu kaçıncı kızım hep anlatıyor bana daha neler neler yapmışlar." "Zaten sınıfta kalmış o bu sene, dersleri hep kötüymüş." Babam kıpkırmızı oldu. Ben utandım adamın yanında.
Hani ciddi anlamda inanmıyorum artık ya küçük bir azınlığın dışında kapanan insanlara. Resmen siyasi simge olmuş baş örtüsü. Ben 15 yaşımda öpüşmek nedir bilmezken küçücük kızlar tramvayda bağıra çağıra öpüş-kokuş anlatır olmuş. Ondan sonra vay efendim biz dinimizi yaşıyoruz, biz başımızı ondan kapatıyoruz. Sultanahmet'e gittim, ben böyle türban modası görmedim aga. Üstümdekini çıkarıp "al ablacım giy" diyeceğdim az kaldı.
Şu yazıda beni topa tutanlarınız olmuştu ama o zaman da söyledim şimdi de söylüyorum. Yarım yamalak bile kapatamadığı kafası, kıçıyla bana hiçbir allah'ın kulu doğruyu, yanlışı öğretemez. Hepiniz karşılaşmışsınızdır yolda böeeyyle bakarlar yadırgayarak, çünkü kendisi kapalıdır, sen açıksındır. O bakış çok şey anlatır. Onun doğru, senin yanlış olduğunu anlatır mesela. Ama kime göre, neye göre işte. Her kafayı kapatan dinin gerektirdiklerini yüzde yüz doğru yapmıyor. Yapmadığı gibi kendinde insanları düzeltme hakkını kendinde görüyor. Gözlerini belerte belerte bakıyor mesela sana, anlıyorsun hiçbir şey demese bile.
Ne başörtüsü düşmanlığım var ne de başını dikkat çekmemek adına kapatanlara bir kinim. Bölümümde de çevremde de birsürü başörtülü arkadaşım var. Sadece dikkat çekmemek adına kapanan insanların başı açık insanlardan daha çok dikkat çektiğine dikkat çekmek istiyorum. O göstermedikleri bir saç teli haricinde gösterdiklerine dikkat çekmek istiyorum. Başı açık ya da kapalı hiç fark etmez 15 yaşındaki kızların utanma arlanma nedir bilmeden herkesin içinde bağıra çağıra resmen fantazi anlatmalarına dikkat çekmek istiyorum. Yeterince dikkat çektim sanırım. Hayırlı Ramazanlar.
Ben ciddi anlamda sinirli bir insanım. Çıktım pencereye "Olm gidin parkta oynayın, parkta oynamıcaksanız sessiz sessiz oturun şurda, işten geldim ben dinlencem lan" ana temalı bi vaaz verdim ikinci kattan. Yine bağırdılar yine bağırdılar. Sonra çıktım tekrar bağırdım. Analarından biri de bekliyomuş pencerede. "Oynasınlar ne var!" yaptı yelloz. "Sen oğlunun bağırış çığırışlarından huzur buluyor olabilirsin ama beni ve tüm mahalleyi rahatsız ediyor onların çığrınışları." dedim. Böeeyle baktı. Bakcak tabi. Gitsin parkta oynasın götü boklular. Ordan daha az geliyo sesleri bana.
Zaten tüm gün iş yerinde telefondayım, kafam ses götürmüyor. Bir de Ramazan moduna bugün oruç tutamasam da girdim. Tüm sinirim tepemde oruç tutuyormuşçasına. Şimdi Ramazan Ramazan bunu yazmak istemezdim ama dün yaşadım madem, anlatayım. Şu an İstanbul'da babam var. Bi annem geliyo, bi babam. Her birini ayrı ayrı gezdiriyorum tur rehberi gibi. Biri geliyor "ay babanı buraya götürmüşsün ben de ben de!" öbürü geliyor "şurayı televizyonda gördüm bi gitsek mi." yemin olsun 1 haftadan beri gitmediğim ne Adalar kaldı ne Sultanahmet. Şimdi mevzumuz Sultanahmet.
İnsanlar toplu taşıma araçlarında ses tonunu ayarlayamıyor aga. Bu toplumun adeta kanayan yarası bu. Bindik Kabataş'tan tramvaya, Sultanahmet'e doğru kültür başkentiymişiz gibi yol alıyoruz ağırdan. Her yer turist dolu. Karaköy durağında 4 tane kız bindi tramvaya. İçerisi tıklım tıkış. Onlar gayet hararetli bir tartışma halindeler. Yaşları 15-16 max. 3 tanesi kapalı, 1 tanesi açık. Biz babamla Sirkeci durağında ayaklandık, içlerinden 3 tanesi bizim yerimize oturdu, biz de ayakta bekliyoruz. Konuştukları muhabbet şu : "Ayy Ahmet'le Ceyda öpüşmüşler hani ayrılıyordu onlaaar?" "Amaaan bu kaçıncı kızım hep anlatıyor bana daha neler neler yapmışlar." "Zaten sınıfta kalmış o bu sene, dersleri hep kötüymüş." Babam kıpkırmızı oldu. Ben utandım adamın yanında.
Hani ciddi anlamda inanmıyorum artık ya küçük bir azınlığın dışında kapanan insanlara. Resmen siyasi simge olmuş baş örtüsü. Ben 15 yaşımda öpüşmek nedir bilmezken küçücük kızlar tramvayda bağıra çağıra öpüş-kokuş anlatır olmuş. Ondan sonra vay efendim biz dinimizi yaşıyoruz, biz başımızı ondan kapatıyoruz. Sultanahmet'e gittim, ben böyle türban modası görmedim aga. Üstümdekini çıkarıp "al ablacım giy" diyeceğdim az kaldı.
Şu yazıda beni topa tutanlarınız olmuştu ama o zaman da söyledim şimdi de söylüyorum. Yarım yamalak bile kapatamadığı kafası, kıçıyla bana hiçbir allah'ın kulu doğruyu, yanlışı öğretemez. Hepiniz karşılaşmışsınızdır yolda böeeyyle bakarlar yadırgayarak, çünkü kendisi kapalıdır, sen açıksındır. O bakış çok şey anlatır. Onun doğru, senin yanlış olduğunu anlatır mesela. Ama kime göre, neye göre işte. Her kafayı kapatan dinin gerektirdiklerini yüzde yüz doğru yapmıyor. Yapmadığı gibi kendinde insanları düzeltme hakkını kendinde görüyor. Gözlerini belerte belerte bakıyor mesela sana, anlıyorsun hiçbir şey demese bile.
Ne başörtüsü düşmanlığım var ne de başını dikkat çekmemek adına kapatanlara bir kinim. Bölümümde de çevremde de birsürü başörtülü arkadaşım var. Sadece dikkat çekmemek adına kapanan insanların başı açık insanlardan daha çok dikkat çektiğine dikkat çekmek istiyorum. O göstermedikleri bir saç teli haricinde gösterdiklerine dikkat çekmek istiyorum. Başı açık ya da kapalı hiç fark etmez 15 yaşındaki kızların utanma arlanma nedir bilmeden herkesin içinde bağıra çağıra resmen fantazi anlatmalarına dikkat çekmek istiyorum. Yeterince dikkat çektim sanırım. Hayırlı Ramazanlar.
Alekası olanlar
çemkirikli blog,
şiddet içerikli blog
24.6.11
Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili müzik dinleyen takım elbiseli metro sakinleri;
Sabahları sizi gördüğüm zaman içim neşe ile doluyor. Ama Bim'den 5 liraya aldığınız kulaklıkları takıp tüm metro vagonunu dinlediğiniz elektronik müzik ve bilumum saçma sapan şarkılarla inlettiğiniz için size götümle gülmüyor da değilim. Lütfen bunu yapmayın ve gözümdeki karizmanızı yerle bir etmeyin. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili anneciğim ve babacığım;
Size ömrüm boyunca anneciğim ve babacığım dememiş olsam da bakmayın siz, adetten işte. Beni her aradığınızda ulaşmak isteyişinizi anlayışla karşılıyor ve telefonum adeta bir uzuvummuş gibi yaşıyorum. Fakat sizi aradığımda hiç ama hiç ulaşamıyorum ve defalarca ve defalarca ve defalarca arayarak telefonun her dııııttttlayışında kafamda kötü senaryolar kuruyorum. Tenezzül edip telefonu açtığınızda dünyanın en sorumsuz ergenine dönüşüyor ve "Duymamışım yea çok gürültü vardı" diyebiliyorsunuz. Yapmayın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili benimle yeni tanışan erkekler;
Sizinle saf ve temiz duygularımla konuşuyorum. Evet, kafam birçok şeye basıyor, sizinle ortak ilgi alanlarımız var, evet küfür de ediyorum ve benim yanımdayken kendinizi rahat hissediyorsunuz. Konuştuğumuz süre zarfında arkadaşlık statusunden sevgili statusune geçmek isteyişiniz beni deli ediyor zira ben size arkadaşım gözüyle bakıyorum. Ondan sonra her yavşak hamlenizde arkadaşlığımızı sikip atıyorum. Yapmayın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili tekstilciler;
Bodur tavuk olan hemcinslerim için yaptığınız elbise ve etekleri beğenerek izliyorum. İzliyorum çünkü giyemiyorum çünkü 1 karış yaptığınız etekler benim götüme geliyor çünkü bacak boyum 1 metre. Sıcaktan pantolonların içinde pişiyorsam hepsi sizin yüzünüzden. Giyebileceğim uzunluk ve kısalıkta, eğildiğim zaman götümü göstermeyecek bir etek icat edin. Yapın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili göbeğim ve gıdım;
Vücudumda beğenmediğim birbirinden berbat iki yersiniz. Ne zaman yesem şişer şişer şişersiniz. Artık sizden bıktığımı sözlü olarak değil yazılı olarak beyan etmemin tam zamanı. Lütfen kendinize gelin ve diğer uzuvlarıma şans verin. Haddinizi aştınız. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili bazı blog sahipleri;
Sizi severim, sayarım, okurum. Ancak blogunuzu açar açmaz bangır bangır gelen müzik sesi kapıdan çıkarken eve gelen misafir gibi lanet. Lütfen bize bir şans verin ve eğer keyfimiz arzu ederse sayfanızdaki musikiyi ellerimizle biz açalım, kulaklarımızla biz dinleyelim. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili dalgalı ve kıvırcık saç sahibi bayanlar;
Bu sıcaklarda saçları fönlemek intihar girişimi gibi bir şey. Ancak hayat her zaman dalgalı geçmiyor. Ben saçlarımı düzleştirdiğim ve dışarı çıktığım zaman saçlarım dalgalanıp şuleleniyor terden, ondan, bundan. Bu hadiseyi engelleyebileniniz varsa bana anlatsın. İşte o zaman en çok sçs aeo kib öpt bb.
Sabahları sizi gördüğüm zaman içim neşe ile doluyor. Ama Bim'den 5 liraya aldığınız kulaklıkları takıp tüm metro vagonunu dinlediğiniz elektronik müzik ve bilumum saçma sapan şarkılarla inlettiğiniz için size götümle gülmüyor da değilim. Lütfen bunu yapmayın ve gözümdeki karizmanızı yerle bir etmeyin. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili anneciğim ve babacığım;
Size ömrüm boyunca anneciğim ve babacığım dememiş olsam da bakmayın siz, adetten işte. Beni her aradığınızda ulaşmak isteyişinizi anlayışla karşılıyor ve telefonum adeta bir uzuvummuş gibi yaşıyorum. Fakat sizi aradığımda hiç ama hiç ulaşamıyorum ve defalarca ve defalarca ve defalarca arayarak telefonun her dııııttttlayışında kafamda kötü senaryolar kuruyorum. Tenezzül edip telefonu açtığınızda dünyanın en sorumsuz ergenine dönüşüyor ve "Duymamışım yea çok gürültü vardı" diyebiliyorsunuz. Yapmayın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili benimle yeni tanışan erkekler;
Sizinle saf ve temiz duygularımla konuşuyorum. Evet, kafam birçok şeye basıyor, sizinle ortak ilgi alanlarımız var, evet küfür de ediyorum ve benim yanımdayken kendinizi rahat hissediyorsunuz. Konuştuğumuz süre zarfında arkadaşlık statusunden sevgili statusune geçmek isteyişiniz beni deli ediyor zira ben size arkadaşım gözüyle bakıyorum. Ondan sonra her yavşak hamlenizde arkadaşlığımızı sikip atıyorum. Yapmayın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili tekstilciler;
Bodur tavuk olan hemcinslerim için yaptığınız elbise ve etekleri beğenerek izliyorum. İzliyorum çünkü giyemiyorum çünkü 1 karış yaptığınız etekler benim götüme geliyor çünkü bacak boyum 1 metre. Sıcaktan pantolonların içinde pişiyorsam hepsi sizin yüzünüzden. Giyebileceğim uzunluk ve kısalıkta, eğildiğim zaman götümü göstermeyecek bir etek icat edin. Yapın bunu. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili göbeğim ve gıdım;
Vücudumda beğenmediğim birbirinden berbat iki yersiniz. Ne zaman yesem şişer şişer şişersiniz. Artık sizden bıktığımı sözlü olarak değil yazılı olarak beyan etmemin tam zamanı. Lütfen kendinize gelin ve diğer uzuvlarıma şans verin. Haddinizi aştınız. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili bazı blog sahipleri;
Sizi severim, sayarım, okurum. Ancak blogunuzu açar açmaz bangır bangır gelen müzik sesi kapıdan çıkarken eve gelen misafir gibi lanet. Lütfen bize bir şans verin ve eğer keyfimiz arzu ederse sayfanızdaki musikiyi ellerimizle biz açalım, kulaklarımızla biz dinleyelim. Sçs aeo kib öpt bb.
Sevgili dalgalı ve kıvırcık saç sahibi bayanlar;
Bu sıcaklarda saçları fönlemek intihar girişimi gibi bir şey. Ancak hayat her zaman dalgalı geçmiyor. Ben saçlarımı düzleştirdiğim ve dışarı çıktığım zaman saçlarım dalgalanıp şuleleniyor terden, ondan, bundan. Bu hadiseyi engelleyebileniniz varsa bana anlatsın. İşte o zaman en çok sçs aeo kib öpt bb.
20.11.10
Aldatmaya sıcak bakmak
En çok kin beslediğim insanlar onları seven ve onlara değer veren birileri varken mutluluğu başkasında arayıp aldatanlardır. Aldatmak mevzu bahis olunca akan sular durur bende. Acayip irrite olurum ve kesin yargılarım vardır bu konuda.
Hepimiz farklı ilişkiler, farklı birliktelikler yaşıyoruz. Herkesin sevmek anlayışı da farklı. Eyvallah. Ama bir insanın gönlü nasıl razı olur ki erkek arkadaşının "ihtiyaçlarını giderme"sine? Evet, anladınız. Ben şu "Erkek arkadaşım beni bedenen aldatabilir ama ruhen aldatmasın"cılara acayip kılım. Bunlar genellikle cinsel birliktelik yaşamayıp erkek arkadaşını saldım çayıra mevlam kayıra şeklinde diğer hemcinslerine gözleri kapalı emanet eden kızlardır. Tamam belki istemeye istemeye yapıyorlar bunu ama bu nasıl bir ödündür abi? Bir tek erkeklerin mi ihtiyaçları var? Ya da erkekler ihtiyaçlarını başka şekilde göremiyorlar mı? (anladınız siz zeki okuyucularım) Ya da insanın içi nasıl alır başkasının dokunduğunu bildiği halde adamı öpüp koklamaya? Soruları çoğaltabiliriz, sorular çoğalır.
Tamam lan söylüyorum işte saygı duymak lazım seçimlere. Bir kız bekaretini evlenene kadar saklayabilir, bu çok güzel ve özel bir şeydir. Buna saygı duymayan adam her gördüğü "am"a girmemelidir. Hiçbir kız da bunu sindirmemelidir. Sonra erkek kısmısı evlenirken vay efendim "ben bakire kız arıyorum onunla evlenicem". Ulan girmediğin bir tek kola şişesinin deliği kalmış ne arıyosun!
Aldatmanın mantıklı açıklaması olmaz. Eğer bir ilişkide karşılıklı saygı ve sevgi bittiyse aldatmak lazım gelmez. Ayrılırsın, bekar olmanın dayanılmaz hafifliğiyle istediğin çiçekten bal alırsın (alabilirsen). Yok "o bana yetmiyordu" yok "sorunlarımız vardı" yok "bir anda oldu" bunları kimse yemez.
Bir de ekonomik özgürlüğü olmayan, boşanmaya o bembeyaz popişleri yemeyen ve tertemiz bir başlangıç yapmak söz konusu oldu mu ödlerinin boklarına karışan tipler var. Araya bir de çoluk çocuk girdi mi işler zorlaşıyor. Aldatmayı sindirmek kaçınılmaz oluyor. Günümüzde çok var bunlardan. Ne acı!
Bu aldatma yazısı nerden çıktı diyorsunuz. Aslında ben bambaşka bir şey yazacaktım, aklıma ilk gelenler yukarıdakiler oldu. Bu yazı şurdan çıktı; bir kız var twitterda şöyle bi tweet atmış. "Kimi beğensem "manitası var, evli vs.." diye lafa atlayanlara bir şey sorucam: Kalede kaleci var diye gol atamıcaz mı?" Bu tweeti de 80 kişi RT etmiş. Ben buna acayip sinir oldum mesela. Zaten bu devirde erkek kısmısından değil hatun kısmısından korkmak lazım. Adamlarımızı gönül rahatlığıyla sokağa salamıcak mıyız biz şimdi? :p Şaka maka, ciddi anlamda söylüyorum bunu bazen "Ben sana güveniyorum ama etraftaki kızlara güvenmiyorum" diye, sonra suçlu oluyorum ama haklıyım abi! Zamane hatunları çok fena! Hele ki ilişkisi olan adam daha bi çekici geliyor niyeyse, baktıkça bakıyorlar yellozlar!
Aldatmayla alakalı ortaya karışık bir yazı okudunuz. Aslında yazılacak çok şey var ama misafirler geldiği için kısa kesmek durumundayım. Son olarak ne diyoruz; "Aldatan erkeklerin çükü, aldatan kadınların memesi kopsun!"
Hepimiz farklı ilişkiler, farklı birliktelikler yaşıyoruz. Herkesin sevmek anlayışı da farklı. Eyvallah. Ama bir insanın gönlü nasıl razı olur ki erkek arkadaşının "ihtiyaçlarını giderme"sine? Evet, anladınız. Ben şu "Erkek arkadaşım beni bedenen aldatabilir ama ruhen aldatmasın"cılara acayip kılım. Bunlar genellikle cinsel birliktelik yaşamayıp erkek arkadaşını saldım çayıra mevlam kayıra şeklinde diğer hemcinslerine gözleri kapalı emanet eden kızlardır. Tamam belki istemeye istemeye yapıyorlar bunu ama bu nasıl bir ödündür abi? Bir tek erkeklerin mi ihtiyaçları var? Ya da erkekler ihtiyaçlarını başka şekilde göremiyorlar mı? (anladınız siz zeki okuyucularım) Ya da insanın içi nasıl alır başkasının dokunduğunu bildiği halde adamı öpüp koklamaya? Soruları çoğaltabiliriz, sorular çoğalır.
Tamam lan söylüyorum işte saygı duymak lazım seçimlere. Bir kız bekaretini evlenene kadar saklayabilir, bu çok güzel ve özel bir şeydir. Buna saygı duymayan adam her gördüğü "am"a girmemelidir. Hiçbir kız da bunu sindirmemelidir. Sonra erkek kısmısı evlenirken vay efendim "ben bakire kız arıyorum onunla evlenicem". Ulan girmediğin bir tek kola şişesinin deliği kalmış ne arıyosun!
Aldatmanın mantıklı açıklaması olmaz. Eğer bir ilişkide karşılıklı saygı ve sevgi bittiyse aldatmak lazım gelmez. Ayrılırsın, bekar olmanın dayanılmaz hafifliğiyle istediğin çiçekten bal alırsın (alabilirsen). Yok "o bana yetmiyordu" yok "sorunlarımız vardı" yok "bir anda oldu" bunları kimse yemez.
Bir de ekonomik özgürlüğü olmayan, boşanmaya o bembeyaz popişleri yemeyen ve tertemiz bir başlangıç yapmak söz konusu oldu mu ödlerinin boklarına karışan tipler var. Araya bir de çoluk çocuk girdi mi işler zorlaşıyor. Aldatmayı sindirmek kaçınılmaz oluyor. Günümüzde çok var bunlardan. Ne acı!
Bu aldatma yazısı nerden çıktı diyorsunuz. Aslında ben bambaşka bir şey yazacaktım, aklıma ilk gelenler yukarıdakiler oldu. Bu yazı şurdan çıktı; bir kız var twitterda şöyle bi tweet atmış. "Kimi beğensem "manitası var, evli vs.." diye lafa atlayanlara bir şey sorucam: Kalede kaleci var diye gol atamıcaz mı?" Bu tweeti de 80 kişi RT etmiş. Ben buna acayip sinir oldum mesela. Zaten bu devirde erkek kısmısından değil hatun kısmısından korkmak lazım. Adamlarımızı gönül rahatlığıyla sokağa salamıcak mıyız biz şimdi? :p Şaka maka, ciddi anlamda söylüyorum bunu bazen "Ben sana güveniyorum ama etraftaki kızlara güvenmiyorum" diye, sonra suçlu oluyorum ama haklıyım abi! Zamane hatunları çok fena! Hele ki ilişkisi olan adam daha bi çekici geliyor niyeyse, baktıkça bakıyorlar yellozlar!
Aldatmayla alakalı ortaya karışık bir yazı okudunuz. Aslında yazılacak çok şey var ama misafirler geldiği için kısa kesmek durumundayım. Son olarak ne diyoruz; "Aldatan erkeklerin çükü, aldatan kadınların memesi kopsun!"
11.6.10
Böyle kız mı istenir lan!
Şu an kafam acayip bozuk, aslında eve gelir gelmez bütün acı gerçekler bir bir suratıma çarpılınca bozuktu ama bakmayın siz öyle dediğime şimdi de bozuk. Evi okumak dolayısıyla terk-i diyar eyleyince her bi şeyler hasır altı ediliyor malum. Gereksiz ne varsa telefonda söylenirken, gerekli şeyler gizleniyor.
Biz Aydın'ın küçük bi ilçesinde yaşıyoruz malum. Annem de gezentinin önde gideni olunca eve gelenin gidenin haddi hesabı olmaz. Tanıyanların geldiği gibi, tanımayanlar da konuşlanır o güruhun içine. Yine bi grup menapozlu yüzsüz karı (bu hakaretlerime hak verceksiniz) eve gelmiş bizim. Salonda koskocaman bi fotografım var benim. Bi türlü kaldırtamadım zaten onu ordan. Eve her gelen önce benim memenetsiz lise mezuniyet fotografımı görüyor. Her neyse. Kadınlardan birinin bizim eve sızış amacı belli. Oğluna beni istiyormuş haspam! Hem de babam yaşındaki oğluna! Bi de öyle yüzsüz ki bu kadın, oğlunun sevdiği olmasına rağmen kadın beni istiyor, ayırcakmış oğlunu da ünv mezunu kız istiyormuş, o onun dengi değilmiş falan.
2 kere gelmiş bu bizim eve. İlkinde kötü emellerini söyleme fırsatı bulamamış. İkincisinde bütün pisliğini akıtmış kevaşe. Benim annem de malumunuz dünyalar safı bi kadındır. Eminim bunu idrak etmesi epey geç olmuştur. En azından geç olmuş da güç olmamış. "Benim kızımın sevgilisi var, yaşı da denk okulu da denk. Uzun zamandır da beraberler. Sen oğlunun sevgilisi varken ne diye böyle iş çeviriyosun" diye kibar kibar çemkirmeye girişmiş. Kadın ne dese beğenirsiniz "Benim oğlum 36 yaşında avukat, ben ona kültürlü kız arıyorum" Ananın amı artık! Benim yaşım 22, nerdeyse babam yaşında oğlun var evde kalmışından. Ne cürretle tanımadığın birinden beni istersin ya?! Bu nasıl bi cahillik. En sevmediğim tarafı da bu zaten Ege'nin insanlarının. Allah var çok saftır insanları her an yardımına koşarlar ama cahilliklerini de her fırsatta belli ederler, iş bilmezler. Keşke tanınmayaydık bu göt kadar ilçede ya, valla billa ne saçma olaylar oluyo.
Adamı aşağıladığımdan falan değil asla. Gitmiş avukat olmuş, evde kalmış vs beni hiç ilgilendirmiyo. Ben nerdeyse burdan elimi ayağımı çeknişim tamamen, İstanbulda bi başıma yaşıyorum, kadındaki cürrete bak ya tanımadığı birinin evinden kız istemeye kalkıyo bu şekilde. Ne sormak var kızınızın görüştüğü var mı diye ne de bi şey. Böyle de üsturupsuz, böyle de çirkin bi olay yani. Cahillik diz boyu.
Bi keresinde de babamdan annemi isticek bi gerizekalılıkta bulunmuş birileri. Annemle babamın arasında 4 yaş fark var. Annem dibine kadar minyon bi tip. Benden bile küçük duruyo. Babamsa o sıralar bıyık bırakmış en kırosundan. Net 5 yaş attırmış babama bıyık. Bi de annem hemşire olduğu için bütün mahalle iğne vurdurmaya gelir kendisine. Yine iğne vurdurma bahanesiyle gelmiş bi kadın "Kızım seni oğluma alayım mı" demiş. Bunu duyan babam ki dünya kibarı bi adamdır, asla terbiyesini bozmaz kadını yaka paça dışarı atmış. Benim karım o haddini bil diye. O gün bugündür zaten annemin iğne vurmasına izin vermez.
İşte böyle saçma salak olaylar boldur bizim memleketimizde. Ota boka kız istemeye gelirler. Hiç de umurlarında olmaz kocası varmış sevidği varmış. Zaten karar verdim o mezuniyet fotografımı kaldırıp bikinili fotografımı koycam en büyük boyundan. O zaman böyle bi yüzsüzlük yapmazlar belki. Beni iyi ailenin kötü kızı olarak adlandırırlar. Annemle fellik fellik efil efil gezmelere gitsem neyse. Boyumu bosumu da bilirler dicem ama yok, kulaktan dolma dillere destan bi güzellik edindim heralde öğle vakti saat 2 sularında poğaça, kurabiye, çay eşliğinde istenmişim. Teesüf ettim. Çok hem de.
Bu olayı Yumuş Efendiyle bi paylaşayım bari, gerçi şimdi kavgalıyız ama, kısmet artık. Belki değerimi bilir bu sayede. Çok kızgınım ona da. Uyuz keçi nolcak. Huh!
Bu arada dün Topanyana "Bugün çok yorgunum senle yarın uğraşcam ona göre" dedim. Sövdü bana hıyarağası. :D
Biz Aydın'ın küçük bi ilçesinde yaşıyoruz malum. Annem de gezentinin önde gideni olunca eve gelenin gidenin haddi hesabı olmaz. Tanıyanların geldiği gibi, tanımayanlar da konuşlanır o güruhun içine. Yine bi grup menapozlu yüzsüz karı (bu hakaretlerime hak verceksiniz) eve gelmiş bizim. Salonda koskocaman bi fotografım var benim. Bi türlü kaldırtamadım zaten onu ordan. Eve her gelen önce benim memenetsiz lise mezuniyet fotografımı görüyor. Her neyse. Kadınlardan birinin bizim eve sızış amacı belli. Oğluna beni istiyormuş haspam! Hem de babam yaşındaki oğluna! Bi de öyle yüzsüz ki bu kadın, oğlunun sevdiği olmasına rağmen kadın beni istiyor, ayırcakmış oğlunu da ünv mezunu kız istiyormuş, o onun dengi değilmiş falan.
2 kere gelmiş bu bizim eve. İlkinde kötü emellerini söyleme fırsatı bulamamış. İkincisinde bütün pisliğini akıtmış kevaşe. Benim annem de malumunuz dünyalar safı bi kadındır. Eminim bunu idrak etmesi epey geç olmuştur. En azından geç olmuş da güç olmamış. "Benim kızımın sevgilisi var, yaşı da denk okulu da denk. Uzun zamandır da beraberler. Sen oğlunun sevgilisi varken ne diye böyle iş çeviriyosun" diye kibar kibar çemkirmeye girişmiş. Kadın ne dese beğenirsiniz "Benim oğlum 36 yaşında avukat, ben ona kültürlü kız arıyorum" Ananın amı artık! Benim yaşım 22, nerdeyse babam yaşında oğlun var evde kalmışından. Ne cürretle tanımadığın birinden beni istersin ya?! Bu nasıl bi cahillik. En sevmediğim tarafı da bu zaten Ege'nin insanlarının. Allah var çok saftır insanları her an yardımına koşarlar ama cahilliklerini de her fırsatta belli ederler, iş bilmezler. Keşke tanınmayaydık bu göt kadar ilçede ya, valla billa ne saçma olaylar oluyo.
Adamı aşağıladığımdan falan değil asla. Gitmiş avukat olmuş, evde kalmış vs beni hiç ilgilendirmiyo. Ben nerdeyse burdan elimi ayağımı çeknişim tamamen, İstanbulda bi başıma yaşıyorum, kadındaki cürrete bak ya tanımadığı birinin evinden kız istemeye kalkıyo bu şekilde. Ne sormak var kızınızın görüştüğü var mı diye ne de bi şey. Böyle de üsturupsuz, böyle de çirkin bi olay yani. Cahillik diz boyu.
Bi keresinde de babamdan annemi isticek bi gerizekalılıkta bulunmuş birileri. Annemle babamın arasında 4 yaş fark var. Annem dibine kadar minyon bi tip. Benden bile küçük duruyo. Babamsa o sıralar bıyık bırakmış en kırosundan. Net 5 yaş attırmış babama bıyık. Bi de annem hemşire olduğu için bütün mahalle iğne vurdurmaya gelir kendisine. Yine iğne vurdurma bahanesiyle gelmiş bi kadın "Kızım seni oğluma alayım mı" demiş. Bunu duyan babam ki dünya kibarı bi adamdır, asla terbiyesini bozmaz kadını yaka paça dışarı atmış. Benim karım o haddini bil diye. O gün bugündür zaten annemin iğne vurmasına izin vermez.
İşte böyle saçma salak olaylar boldur bizim memleketimizde. Ota boka kız istemeye gelirler. Hiç de umurlarında olmaz kocası varmış sevidği varmış. Zaten karar verdim o mezuniyet fotografımı kaldırıp bikinili fotografımı koycam en büyük boyundan. O zaman böyle bi yüzsüzlük yapmazlar belki. Beni iyi ailenin kötü kızı olarak adlandırırlar. Annemle fellik fellik efil efil gezmelere gitsem neyse. Boyumu bosumu da bilirler dicem ama yok, kulaktan dolma dillere destan bi güzellik edindim heralde öğle vakti saat 2 sularında poğaça, kurabiye, çay eşliğinde istenmişim. Teesüf ettim. Çok hem de.
Bu olayı Yumuş Efendiyle bi paylaşayım bari, gerçi şimdi kavgalıyız ama, kısmet artık. Belki değerimi bilir bu sayede. Çok kızgınım ona da. Uyuz keçi nolcak. Huh!
Bu arada dün Topanyana "Bugün çok yorgunum senle yarın uğraşcam ona göre" dedim. Sövdü bana hıyarağası. :D
Alekası olanlar
çemkirikli blog,
mutlu blog,
şiddet içerikli blog
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





