25.2.12

İnsan Kaynakları cınım.

Son yazımda da söz verdiğim gibi size biraz İnsan Kaynakları departmanından bahsedeyim. İnsan kaynakları genelde İK (ii-ka) şeklinde kısaltılır. Ciks ablalarımız bu departmanın İngilizcesi olan Human Resources'ı tercih ederler. Hatta abartıp HR (eyç-ar) bile derler. Böyledir yani bu. Her neyse, genellikle yüksek topuklu giyen, suratında 3 kat boya badana olan 36 beden kadınlar tarafından oldukça tercih edilmiştir bu departman. İnsan Kaynakları kendi içinde bölümlere ayrılmıştır, özellikle kurumsal firmalarda. Özlük işleri, gelir yönetimi, bordrosu, kurumsal iletişimi, işe alımı, stratejik planlaması otu boku çoktur yani.

Ben şimdi işe alım süreçlerinden bahsedeyim size. Şahsen kendiniz bir holdinge staj ya da iş için başvurdunuz ve mülakata davet edildiniz. Ben mülakat gününde "gününde" olmaya çok inanırım bro. Uyuşuk, saçma sapan bir hal içindeysen o gün, mülakata kadar ayılmadıysan kesinlikle o görüşme iyi geçmez. Her neysem. Mülakata girdiniz. Karşınızda bir hatun. Isınmak amacıyla "Burayı kolay buldunuz mu?" gibi keko bir soru sorar. Cevap kesinlikle "evet" olmalı. O yeri 3 saat aradıysanız da "evet" diceksiniz yavru kuşlar! Ölümüne evet diceksiniz. Sonra "Bana biraz kendinden bahsetmeni isticem." dedi hatun. Bu noktada kendine güven çok önemli. Cümleler ağızdan utana sıkıla çıkmamalı. Karşındaki de bir insan nihayetinde. Anlatıcan geçicen işte. Nerde doğdun, anan neci, baban neci, kardeşin var mı, liseyi hangi okulda hangi alanda okudun, üniversitede istediğin bölüme mi girdin (ki evet girdin kanka, baya bildiğin ayıla bayıla istiyodun) şu an kaçıncı sınıfsın, hangi bölümdesin falan. Bunlar bildiğin şeyler zaten. Korkmana gerek yok.

Sıra geldi deneyimleri anlatmaya. Deneyimsizsen yapcak bi şey yok. Zaten deneyimsiz adaylara abidik gubidik konuşturma amaçlı sorular sorar. Kendinde en güçlü bulduğun yanlar nelerdir? Kendinde olumsuz gördüğün bir yanın var mı? falan gibi. Dökülün gençler. Mütevazılığı bi kenara bakın. Ben gittiğimde babalar gibi "İnsanlarla iletişimim çok güçlüdür" falan diye yapıştırıvermiştim. İyidir bu numaralar. Dürüst olun ama. Kendinizi şişirdiğinizi de ekstrem belli etmeyin. Daha dünkü bokuz nihayetinde.

Staj deneyiminiz falan varsa anlatın neler yaptığınızı. Kendinizi pazarlayın. Valla mülakatlar biraz da kendini pazarlamaya dayalı şeyler. Geçmiş deneyimlerin seni almalarında epey etkili. Bazen ipne ipne sorular sorabiliyorlar. "Biz stajyerimizden sunum yapmasını isteyeceğiz, eski staj yaptığın yerde sunum yaptın mı?" gibi ipne bi soru sormuşlardı bana mesela. "Yapmadım ama sözel bir bölümde okuduğum için derslerde sık sık İngilizce sunum yapıyorum, o yüzden zorlanacağımı düşünmüyorum sunum konusunda." demiştim. Sizi eksik hissettirmelerine izin vermeyin, biraz laf ebesi olun. Tabi sizin de boş görünmemeniz çok önemli. Ama yalan da söylemeyin. Çünkü sürekli lafın arasına girip sizi sıkıştırırlar. Sakin sakin cevap verin. Karşınızdakiyle göz kontağı kurun. Eğer dönen bir sandalyede oturuyorsanız dönüp durmayın, kendinize mukayyet olun! Tırnaklarınızla, saçlarınızla oynamayın, sabit durun!

Karşınızdaki kişiyle de enerjinizin tutması çok önemli. Ben mesela bankaya girerken kadın benimle sadece 5 dakika konuşmuştu. 5 dakika. Şaka gibi. Ben "Bu kadar mı? Bitti mi yani?" demiştim. Bazen çok fesat İkcılar da olabiliyor. Bazı arkadaşlarım "Beni itin götüne soktu bildiğin ya" falan demişti. "Bu zamana kadar hiçbir şey yapmamışsın, neden yapmadın?" falan diye soranlar oluyormuş. Eşeğin sikinden dolayı diceksin işte o noktada. Genelde staj görüşmeleri uzun sürmez. İş görüşmeleri daha uzun sürer ve daha bol sıkıştıırlar sizi. Mesela biz geçen gün gelen bi kıza şey diye sorduk. "İlana 2500 kişi başvurduysa ve biz aralarından 20 kişiyi aldıysak başarı oranımız yüzde kaçtır?" dedik. Böeeyle baktı kız bize.

Bir de gelelim şu konuya. Bunu söylemezsem çatlarım. Bazen bir pozisyonu doldurmaya çalıştığımızda günde 20-30 kişiyi bile telefonla aradığımız oluyor. Bazılarına ulaşamıyoruz. O numaradan bize döndüklerinde "Beni bu numaradan aramışsınız." deyip malak gibi bekliyorlar. O bekleme süresince ebesine kadar sövüyoruz. Ulan gerizekalı sadece seni aradığımı mı sanıyorsun? Yaşama sebebim, çalışma sebebim sen misin amına koyim. İsmim şu, beni bu numaradan aramışsınız desene! Ya en kıl olduğum şeylerden biri ya.

Bu yazı gene uzun oldu amk. Gene yazcaklarımın yarısını yazamadım. Bok gibi oldu. Daha çok çemkirecektim. Ağlıcam şimdi. Neden böyle oldu ya. :(

19.2.12

Fesat insan hiç çekilmiyor

Yaklaşık 6 haftalık sözde tatilimin sonuna geldim. Yarın okulum açılıyor. Dinlenebildim mi? Hayır. Tatil yapabildim mi? Hayır. Memleketime gidip götümü yayabildim mi? Hayır. İt gibim çalıştım. Zaten hazirandan beri it gibi çalışıyorum.

Hatta geçen dönem olayı abartıp hem okul hem staj hem de akşamları home office iş ile boğuşuyordum. Linked-in'den bunu gören fesat bölüm arkadaşlarım beni her gördüklerinde aptal saptal sorular soruyorlar beni dinden imandan çıkarıyorlardı. Bir gün salya sümük hastayım, böyle gözümü açacak halim yok ama manyak bi karı var onun dersine gitmek zorundayım elimde sümüklü mendilim içimde boş umutlar oturuyorum sırada. Çocuğun teki yanıma geldi. Ben de sanıyorum ki halime acıdı "Eve gitsene ya neden okula geldin sen." falan dicek. Harbi az salaklardan değilim. "Senin banka sana sağlık sigortası yapıyor mu yea" diye sordu. Sanırım tanrı orda bana süper düper hüper bi güç verdi. "He ya sümüğümü bile siliveriyolar sağolsunlar" dedim. Geçmiş olsun bile demeden siktirdi gitti. İnsanlık on numaradır okulum insanlarında.

Yine finalin tekinden çıkmışım. Şaftım on numara beş yıldız kayık. Zaten bi gün rica edicem "hocam yea ben final olurken allasen beni bi kameraya alsana" dicem. Sınavdayken her ne yapıyorsam sınavdan çıkınca ekstrem salak ekstrem paçoz bi insana dönüşüyorum. Neyse. Çıkmışım işte koduğumun sınavından. Yine aynı ayı boku çocuk. Ben de sanıyorum ki "Sınavın nası geçti Leah" diye soracak. Malum insanlar sınavların kötü geçmesinden hayvani bir zevk alıyorlar. Hele de bizim okulda. "Sana bankadan izin mi verdiler finaller için." diye sordu. Çocuk kafayı benim bankayla bozmuş kanka. Geceleri bankayla ilgili fantaziler falan kuruyor herhal. Hıyar ne zaman beni görse çalıştığım yerle alakalı sorular soruyor.



Ben ki hiç sevmem çalıştığım, giydiğim, ettiğim şeyle ilgili hava atmayı. Beni bu duruma getirdi artık. Mütevazı Leah olmaktan vazgeçtim götü kalkık Leah'ı oynamaya başladım. "Sen bu stajı nasıl buldun Leah" diye sorduğunda "Ben bulmadım onlar beni buldular yea." dedim. "Daha ne kadar daha staj yapıcan" diye sorduğunda "Ya inan bilmiyorum galiba beni kadroya alıcaklar." falan dedim ipneliğine. Artık dayanamadı söyledi "Bana da staj bulsanaağğ" yaptı. "İş ve işçi bulma kurumu muyum lan ben git kariyer sitelerinden başvur." dedim. Şimdi Linked-in'deki profilime haftada en az 2 kere bakıyor. Bi türlü çocuğun benim kariyeri takiplemesinden kurtulamadım amına koyim.

Hırslı insanları ayrı bi sevmiyorum ben. Sanki yollarına çıktığınızda sizi ezeceklermiş gibi. Hırs kıskançlıkla birleştiği zaman fena oluyor zaten, hiç çekilmiyor ama okulumda, çevremde fazlaca mevcut o insanlardan. Şimdiki şartları düşündüğümüzde stajyerleri bile deneyimli istediklerinden işe özel sektörde başlamak istiyorsak staj yapmak farz. İnanın ilk staj yaptığım yeri bulana kadar anam ağlamıştı. Önce mırın kırın etmiştim orada başladım diye ama staj yaptığım danışmanlık şirketindekilerle aram şu an o kadar iyi ki her iş fırsatında beni arıyorlar sağolsunlar aradan 6-7 ay geçmesine rağmen. Babamın bir alo'yla beni godaman bir kurumda staja başlatacak bir nüfuzu olmadı hiç. İyi ki de olmadı. Şu İstanbul şartlarında torpilsiz başladım iş yaşantıma ve kendi çabalarımla da ilerlemeye devam edicem inşallah.


Biliyorum aranızda staj arayanlarınız var. Mülakatlar hakkında birkaç tüyo vermek de isterim sizlere açıkçası. Ama bu yazı sizce de çok uzamadı mı?

11.2.12

Blogger'da harem kurdum

Yüce rabbim beni affetsin ama şu an bir mimin ilk cümlesini yazıyorum. Haremli mim bu. Harem kuracakmışız genşler. Kaç kişiler mimledi, kaç kişiler twitter üzerinden dürtükledi, baskılara dayanamadım, yazıyorum. Ama sizin istediğiniz gibi tabi ki yazmıyorum. Ben bloggerdaki fıstıklarla bir harem kuracağım, ünlü yakışıklılarla değil. Hem böyleliklen siz de bazı bloggerları benim gözümden tanımış olursunuz belki. Hem belki bu mimin bu halini sever siz de yazarsınız aynından. Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Düşünün ki "bütün kızlar toplandık, toplandık" yapıyoruz. Kimler gelir, kimler olur bu haremde.

Öncelikle boyu tavana kadar uzun Mayk olur bence. Bütün herkes yanında boy kompleksine girse de o haremin olmazsa olmazı. Hem eğer rica edersek fal bile bakabilir bize!

Sonra, bu haremde kahve içerken mutlaka dedikodu olur. E dedikodu da frenchsiz olmaz. Haremde mutluluk dopingi yapılması gereken bir ceyeka da olmalı. Titretip kendine getirmeliyiz onu.

Pastalarıyla, börekleriyle, bitmek bilmeyen mutfak tutkusuyla bidon pardon bidost  da bu haremde yerini almalı bence. Eğer pizzamız ve çikolatamız da olursa zaten Mrs Baros koşa koşa gelir haremimize. E zaten kahvemiz de var Sylvie kesin kesin gelir.

Iğğğğ bence bizi allayıp pullayan birileri daha olmalı. Ben denek olmayı kabul edebilirim mesela. 2 taktik öğrensem yeter. Allaaaam bi de rica ediyorum makyaj bloggerları lütfen makyaj malzemeleriyle gelsin! Mesela Elanor çiçeyim mesela Marjom. Sonra moda bloggerlarından Maritsa da gelirse kendimize komplekslerden kompleks beğeniriz (maşşallah lan nasıl güzel kız Maritsa!)  Alışveriş Cini (zaten sözü var bana hehehe) ve Boom mutlaka bizimle olur nasıl tatlış nasıl güler yüzlü nasıl enerjik onlar! Bir de oğluşuna aşık olduğum Modaerator var. Siz hiç Rüzgarı gördünüz mü? O nasıl bir harikalar kumpanyasıdır, o nasıl bir dünyalar tatlısıdır. Allah nazarlardan saklasın! Haremimizin prensi Rüzgar olsun bence. O da gelsin. Öpücük manyağı yapalım biz onu. Rüzgar'ın dışında bir de Nil'imiz var bizim. Onun da çok çok tatlı öğretim görevlisi bir annesi var. Nil hanım eğer annesini bırakırsa onu da haremimizde görmekten şeref duyarız bence.

O değil de Siminya, Votka Limon ve Finduilas da gelirse nasıl geyik çeviririz bir düşünsenize lan. Sabahlar olmaz kesin.

Elimden geldiğince hepinizi davet etmeye çalıştım ama birçoğunuzu yazamadığıma eminim cicişler. Çünkü 400 küsür blog takip ediyorum en az 350sinin yazarı kadındır. Nereye çağırıcam herkesi la. Düğün salonu mu tutak kanka. Kalanlarını başka bi gün şaaparız bence. Ne de olsa hepiniz benim bebeklerimsiniz (orçun stayla)

Bu mimi de isteyen yazsın. İstemeyen yavru kuşlar da kaksın bi çay koysun. Hadi bakayım canlarım göreyim sizi.

2.2.12

Ne dersiniz hoş olmaz mı?

Ben bu soğukta bile adam gibi uyumayı beceremeyenlerdenim ballı lokmalarım. Sabah bi kalkıyorum üzerimde hiçbir şey yok, battaniyem yerde, ben adeta anne karnındaki ceninin yer yüzündeki versiyonu. Kaskatıyım. Nasıl çirkin bir hal bu böyle. Hiç uyumamışsın gibi sanki. İlk işim banyoya çişimi yapmaya koşmak oluyor. Çişimi yaparken musluğu açıyorum böylelikle işim bitene kadar su sıcacık oluyor, sonra bi yüzümü yıkıyorum, dişlerimi fırçalıyorum falan derkeeeeeeen o su bileklerimden dirseğime doğru akıyor akıyor akıyor akıyor. O nasıl iğrenç bir hadise ya. Yaşamaktan soğutuyor resmen. Sonra ben var gücümle odama koşuyorum dün akşamdan düşündüğüm elbiselerimden birini kaloriferin üzerine bırakıyorum, sonra yer yüzündeki en kalın külotlu çoraplardan biri olan 200 den çoraplardan bir tane giyiyorum. Elbise ısınınca onu da üzerime geçiriyorum ve sonrası derin bir sessizlik. Kalorifere tüm varlığı ve mevcudiyetiyle yaslanmış bir Leah. 'Allaaaam nolur bu kar dursun artık allaaam lütfen götü başı yarmayayım işe gidene kadar allaaaam lütfen hasta olmayayım bana bakcak kimse yok allaaaam kar dursun demiş miydim dursun artık pilis pilis' duaları eşliğinde 5 dakika kadar yoldan geçen insanları izliyorum.

Evden dışarıya çıktığımda sadece gözlerim görünüyor oluyor. O da sırf göreyim diye, özel bi sebebi yok yani. İnsanların arasına karıştığımda 'Ben insan değilim galiba' diyorum ve insanlığımdan utanıyorum. Burnumun ucu kıpkırmızı ve soğuğun verdiği etkiyle bir tomar sümük burnumda peydah olmuş, saçlarım desen ne idüğü belirsiz dalgalarla dolu. Bir kadın geçiyor; ayağında topuklu ayakkabı, incecik çorap, saçlar fönlü, pür makyaj ve o kadın zahmetsizce yürüyür, yürüyor, yürüyor. Ben ona bakarken 2 defa düşme tehlikesi geçiriyorum, 1 kere burnumun sümüğünü siliyorum falan. Hayatın acımasız gerçekleri bir tokat gibi yüzüme çarpıyor sabahın köründe. Üstüne üstlük bir de düşünüyorum ben salya sümük hasta olurum, saçlarımı palmiye gibi tepeden toplar çamaşır suyu akmış pijamamla yataklara düşerim ama bu kadın asla ve katiyen ben gibi götü başı dağıtmaz. O hasta olunca süümüğü bile akmaz lan. Yazık lan bana. Yazık lan bize.

Ben bankaya 15 dakika kadar geç varıp yerime oturduğumda insanlar yerlerine çoktaan oturmuş, çalışmaya başlamış ve hayat dolu oluyorlar. Çayımı dolduruyorum, 1 liraya aldığım açmamı 4-5 parçaya bölüyorum ve yemeye başlıyorum. Nasıl gudubetim nasıl gudubet. Çantamda suratıma renk getirecek hiçbir makyaj malzemesi yok. Bana hiçbir şey çare olamaz. Çok gudubet, çok mutsuz, çok üzgün, çok bakımsız, çok çaresizim.

Yaşama sevincim gene bir yerlere kaçtı gitti benim. 2012 yılının Ocak ayı bu kadar rezalet geçemezdi. Ama Şubattan umutluyum. Şubat yeni bir ay. Şubat kısa bir ay. Sevgililer günü falan var ama biz kutlamadığımız için bizi vurmuyor. (Bu arada sevgililer gününde sevgilinize ne alırsınız inan bilemiyorum canikolar çok zor valla) Araya birkaç film, birkaç etkinlik, birkaç buluşma sığdırabilirsek güzel bile olabilir 2012 Şubat.

18 yaşıma kadar 2 defa kar görmüş bir Aydınlı olarak ben bu karı hiç sevmedim arkadaş. Sokakta kayan küçümenleri izlemek güzel de sabah ordan bir de yürümesi var. Adeta buz pisti sokak. Sokağımızda potansiyel milli sporcular var olabilir ama şahsıma hiçbir faydaları yok bilakis çanağı yarma tehlikesi yaşıyorum onlar yüzünden. Her zaman ilkbaharı yaşasak, kat kat giyinmesek, kaloriferle dost hayatı yaşamasak, ne çok sıcak ne çok soğuk olsa, çiçekler açsa, yollar bize düz olsa ne dersiniz hoş olmaz mı?

24.1.12

İstatistikleri veriyor ve isyan ediyorum

Bazen Pepee gibi çok üzülüyorum cici kuşlarım. Google'ın abık sabık aramalarla insanları benim bloguma yönlendirmesine özellikle çok üzülüyorum. Sübyancıların benim blogumda ne işi var ya? 2 küfür ettik diye aynı yazıdaki diğer kelimelerle o hayvanların yazdıklarını iliştirmene ne gerek var Google? Benim blogum 21:30'da 'Haydi çocuklar uykuya' projesini en önde bayrak sallayarak çucuklara farkındalık kazandırabilecek bir blog, RTÜK gibi bir blog amk. Tamam öyle olmayabilir ama benim blogum bu aramaları hak etmiyor tamam mıa? (Gelen arama burada paylaşamayacağım kadar çirkin. O yüzden es geçiyorum.)

Biri de 'ohhh offf uhhh askim sok sok' yazmış bloguma gelmiş. Buna gülsem mi ağlasam mı bilemiyorum. Önce baya bi güldüm ama ne yalan söyliyim hahahaha :D Sonra da nasıl bir kafadır bu nasıl bir anlayıştır çözemedim açıkçası.

Öbürü 'Dana döşü nedir' diye yazmış gelmiş. Ben zaten full time kasaplık yapıyorum. Boş zamanlarımda Leah adı altında havadan, sudan, çiçeklerden falan bahsediyorum, bloggerım yani. Bu mudur, budur!

En büyük sorunlarımızdan biri de 'evleniyorum ama bakire değilim' staylalar. Bu kızceğiz ya da kızceğizler 4 defa yazmışlar ve bloguma gelmişler 1 hafta içinde. Ben şahsen kasaplıktan ve bloggerlıktan arta kalan zamanlarımda bu kızlara yardım görevi üstleniyorum. Aynı zamanda doktor da olduğum için bütün prosedürleri tam olarak blogumda gerçekleştiriyorum. Başvuru formunu Alt + F4'e basarak doldurabilirsiniz kızlar.

Birisi de 'anlasilmayan face yazilarnin anlami' yazmış gelmiş. Bu kanayan bir yara arkadaşlar. Çucuk fotosentezden, demokrasiden, endoplazmik retikulumdan geçmiş facebook aratıyor. Bi de bu çucuklar Facebook'u  FACE diye okuyorlar. Direkt Türkçe. Face aşağı face yukarı. Çucuuum git ders çalış lan. Facebook'taki yazıları anlayıp naapcan lan? Kaldı ki sen Facebook'taki yazıları bile anlamıyorsan işin çok zor. :(

Bir de moda blogu olmamama rağmen 'bugün ne giysem' diye aratıyorlar şiddetle ve hiddetle. Sevgili hemcinslerim göbeğimizden yukarısı şişman aşağısı zayıfsa elmayız, göbeğimizden aşağısı şişman yukarısı zayıfsa armutuz. Bunu bilip buna göre giyinelim. Bir de daracık daracık giyinmiyoruz. Bir de külotlu çorapları tayt niyetine giymiyoruz. Bir de püsküllü püsküllü siyah ugg stayla botları giyip üzerine full siyah giyinip goril gibi dolanmıyoruz. (Hayal edin canlarım.)

Birileri de 'turban kulotlu colabı' yazıp gelmiş.  Onlara:
mujde mujde size parizyenden mujde size
zarif saglam esnek corap rahat corap
mujdeeeeğğ...

Dizelerini armağan ediyorum. Hatta tıklayınız ve izleyiniz.(Dilinize dolanırsa karışmam, mesuliyet kabul etmem.)

Birisi de hayal gücünde sınır tanımamamış ve 'babası kızının arkadaşına sulanıyo yabancı film' diye aratıp gelmiş, demiş 'Ya nasip!' Tabi biz yerli yapımlara imza attığımızdan kendisinin beklentilerini karşılayamamış olabiliriz. Bunun için çok üzgünüz, kendimizi geliştirip hemen alt yazıya falan geçmek istiyoruz yani.

Şimdi açıkçası bence, bana göre, benim fikrime göre göte göt yazmak lazım. g.t ne kanka? Ben kibarlıktan kırılan bir blog yazmıyorum ki. Daha önce gelen aramaları şu şekilde kategorilere ayırmıştım ama bunları bir yere sokuşturamıyorum artık. Tabi yukarıda yazdıklarım ekstrem durumlar. Adam gibi leah, just-for-real, leah blog, leah'ın blogu yazıp gelenler de var. Onlara yollayabileceğim her bir şeylerimi yolluyorum, saygılar, sevgiler, öpcükler. :*

18.1.12

Bazen elden bir şey gelemiyor.

Bu yazı kendini imha etme yetkisini kendinde saklı tutar.

Bu yazı hiç hoş bir yazı değil. Öncelikle bunu söylemek isterim. Gülmek ya da gülümsemek isteyenler öyle bir beklenti içine girerek okumasınlar. Son 2-3 haftadır çok sıkıntılı günler yaşıyorum. Özellikle son 5 gündür yaşadığım çökününün önünü alamadım. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz gibi benim Topanyan isminde erkek bir kardeşim var. Kardeş kardeşe benzemezmiş derler ya o ve ben o farklılığın beden bulmuş halleriyiz.

Topanyan 94 doğumlu. 18 yaşına daha yeni girdi. Lise 3. Seneye öss mi lys mi her neyse ona girecek. Dersleri güzel. Bizce güzel. Ona göre  Boğaziçi Üniversitesi'ni kazanmış bir ablasının olması hayatını cehenneme çeviriyor. Bir kere benim gittiğim liseyi kazanamaması ona büyük bir yıkım yaşattı. Yüksek bir puan almasına rağmen olmadı işte, ilçedeki en yüksek puanlı Anadolu Lisesi'ni kazandı. Ama bu amına koduğumun lisesi öyle bir liseymiş ki müzik dersinden bile sınav oluyorlar, her öğretmen öğrencilere hayvan gibi yükleniyor. İnsanüstü bir performans bekliyorlar çocuklardan. Her şey bu okulu kazandıktan sonra başladı. Bütün alışkanlıkları, her şeyi...

Zaten hayatı boyunca el bebek gül bebek büyütüldü; şımardı ve tepemize çıktı. Ne annemi bir otorite olarak görüyor ne babamı. Sigara ve alkol gibi alışkanlıkları yok. Abartmıyorum bu dediklerimde, annem ona gösterdiği ilginin 10'da 1'ini bana göstermemiştir. Kalıbımı basarım bunun üstüne. Her neyse. Kardeşim son 2 yıldır obsesif kompulsif. Annem her gün kıyafetlerini, çorabına hatta donuna kadar hazırlayıp koyuyor. Her şeyi hazırken onları giymesi 1 saat sürüyor. Tuvalette 1 saat kalıyor. Duşta 2 saat kalıyor. (Oksijensiz kalacak diye korkuyoruz. Bu sebeple banyonun kapısını 5-10cm aralık bırakıyoruz.) Akşam yemeğini en az 1 saatte yiyor. 15 dakika boyunca ellerini yıkıyor. Elleri bembeyaz. Ders programını hazırlaması en az 45 dakika sürüyor. Her an baş parmağının tırnağıyla diğer parmaklarının kenarlarını kaşıyor, derisi kalktı. Parmakları yara bere içinde. Ellerini sık sık üflüyor. Bu davranışları son 2 sene içinde hiç azalmadı, hep arttı. Okuldan eve 4'te geldiğini düşünün, yukarıda saydıklarımı yapmasıyla saat 11 oluyor. Ne ders çalışmaya vakti var ne de kendine vakit ayırmaya. Bu esnada annem babam tüm bunları hoşgörüyle karşılıyorlar, yer yer uyarıyorlar ama gerçekten sakin sakin 'nasılsa düzelecek' umuduyla bakıyorlar olaya.

Son 1 senedir ailemi ikna etmeye çalışıyordum kardeşimin tedavi görmesi için. Annem nuh dedi peygamber demedi. Babam desen beni bu bölüme yollayan o değilmiş gibi 'hayatta götürmem' dedi. Sözde modern bir öğretmen. Son gidişimde durum iyice vahimleşmişti. İlk gittiğim gün tuvalette tam 2 saat kaldı, zaten bronşiti var, tuvaletten çıktığında nefes alıp vermekte zorlanıyordu. Bu olayı gördükten sonra bana hak verdiler, ayaklandılar, estiler gürlediler tedavi kararı aldık. Bunu kardeşime de söyledik 'düzelicem ben' dedi. Araştırdık, doktorlar aradık, hastaneler aradık. Ben dün İstanbul'a dönüş yaptım, az önce annemlerle konuştum: VAZGEÇMİŞLER. Kafayı yemek üzereyim. Düzelmiş sözde 16 saat içinde. Daha az duruyormuş tuvalette. Daha çabuk giyinmiş.

Ben İstanbul'a dönünce zaten hiç kötü bir olay olmuyor zaten 4 yıldır. Her şey güllük gülistanlık, dağlarda mor sümbül var falan. Hep yalan hep dolan. Ama memlekete bi dönüyorum, götümü koltuğa bir koyuyorum; dünyalar yanmış da haberim yokmuş. Stajı mtajı bırakıp istifayı basıp geri dönmek istiyorum. O kadar kötüyüm. Anneme ve babama inanamıyorum. Bağırmaktan seslerim kısıldı 'nasıl bu kadar cahil olabiliyorsunuz bu çocuğu neden hala riske atıyorsunuz kendi kendine düzelmeyeceğini bildiğiniz halde' temalı bir cinnet gerçekleştirdim. Ama benim buradan yapabileceğim bir şey yok artık. Oradayken de yoktu buradayken de yok.

Obsesif kompulsif maalesef ailenin çabasıyla düzelecek bir kişilik bozukluğu değil. Bilişsel davranış terapisi + ilaç tedavisi gerekiyor. Ama buna ne ailemin isteği var ne de kardeşimin. Ve doğal olarak bana şu noktada bok yemek düşüyor. Bu arada annem ve babam kardeşimin bu durumuna ciddi derecede üzülüyorlar. Hatta annem üzüntüden hasta olmak üzere ama tedavi konusunda 180 derece bir dönüş yaptı sağolsun. Zaten iş annemi ikna etmekteydi ama edemedim demek ki.

Sonuna kadar okuduğunuz için teşekkür ederim.