Gojane skandalı ve diğer zibilyon terslik

3.12.09



Şanssızım anacım ben. Bi cenabetlik mi başka bi şey mi bu bilmiyorum adını siz koyun. Şimdi, evinden uzakta başka şehirde okuyanlar bilirler özellikle. Bayram günü otobüs bileti bulmak çok zordur, 1-2 ay önce alınır biletler. Ben de pencere kenarından başka yere oturamadığımdan ve ilk 4 sırayı sevdiğimden mütevellit 2 ay öncesinden gittim yazıhaneye bilet almak için. Ama haberim yok arife günü ayın kaçıdır, 3. günü kaçıdır. Yanımda da babam var bu arada. Ona kitlicem gidiş-dönüş bilet paralarını oh mis nası uçuyorum o esnada anlatamam.

Arife günü memlekete gidiş bileti ve bayramın 3. günü dönüş bileti istiyoruz dedik. Ordaki çıcık bileti kesti. Attım imzamı, günler birbirini kovaladı, arife günkü otobüsüme bindim baba evine döndüm, bayramın 3. günü geldi valizler tekrar hazırlandı, garaja gidildi, bi kalabalık bi kalabalık, 3-5 tanıdık-akraba sürprizlerini yaptılar uğurlamak adına, 8 otobüsü belirmişti zaten gittiğimizde valizim koyduldu bagaja. Öpüştük kokuştuk. Ben 10 numara koltuğuma oturucam ama o da ne? Adamın teki oturuyor. Gittim muavine "N'ayak lan" diyemedim. Baktılar falan. "Heralde yeri kapatmayı unutmuşlar bilgisayardan" dedi. Ama kimsenin aklına gelmiyor tarihe bakmak. Bi baktı kadın tarihe. "Ayın 30u bu!" didi. Benim başımdan aşşa kaynar sular dökülüyo. Ertesi günmüş benim otobüs. Ben bi sinir bi sinir, çıkardık valizi bagajdan, eve yollandık.

Şimdi, rezil olduğuma mı yanayım onca kişiye, salaklığıma, salaklığımıza mı, dikkatsizliğe mi yoksa en kötüsü işini yapan bi insana güvenemiceğime mi? Milletin taşak geçmesini falan hiç annlatmayayım yani. Alay konusu olmuşumdur eminim. Kuzenlerimin dalga geçmesini saymıyorum, 50 yaşındaki halam bile dalga geçti birader.

Başka bir konuya döneyim, İstanbul'a geldim ben artık sabahın bi körü, yumuşla buluştuk, eve gidiyoruz ama benim aklım Kamile ve Hurşitte. "5 gün aç kaldılar açlıktan ölmüşmüdürler aceba, soğukta donarlar mı aceba, Hurşit gerizekalısı kabuğunu kurutmuş mudur aceba" derken ben çişimi bile etmeden hemen bu salakların kabına koşturdum. Nitekim 2si de suyun içinde olmayı tercih etmemişler. Tepede uyukluyorlarmış. Kamilede sorun yok, ittim onu düştü suyun içine. Hurşit'i itiyorum itiyorum düşmüyo suya, yapışmış kalmış hıyar. Dedim kesin öldü, kaba kuvvet kullandım resmen, suya düşürdüm. Ama bu sefer de kımıldamıyo puşt. Hay dedim sizin ananızı. Su kaynattım yarım bardak sıcak su koydum içine. Raks etmeye başladı 2si de. Ah dedim benim gibi sahibeniz olmayaydı sizin.

Bu arada okulun berbat gittiğini söylemeliyim. O kadar emek verip saatlerce uğraşıp yaptığım ev ödevi şeklindeki sınavıma DC vermiş hoca. Neymiş efendim, kopyaymış. Ulan zaten kitaptan yapıyoruz bu ödevi. Herkesin yaptığı gibi bi ödevdi fazlası vardı eksiği yoktu. Herkesin AA aldığı ödevden ben DC aldım ve cidden pişmanım bu kadının bütün derslerini takip edip not falan tuttuğuma. Diğer sınavlarım da perişan. Dün sosyoloji sınavı vardı mesela, hala kendime gelebilmiş değilim. Bugün 1 aydır gidemediğim tenis dersine gitmeyi planlıyordum, uyanamadım gözlerimi açamadım. Kalktığımda saat 4tü. Tenisten bile AA getiremem ben. Öylesine acınası bi haldeyim.




En önemlilerinden biri de bu,özellikle moda blogları, makyaj blogları takip eden bi insanım. Kimi zaman özeniyorum alınanlara, yapılanlara, kimi zaman örnek, kimi zaman ibret alıyorum. Uzun süredir görüyordum Gojane diye bir ayakkabı sitesi. Ayakkabılar fena değildi ama hiç cesaret edememiştim almaya. Hem shipping ücreti fazlaydı, hem de ayakkabı numarası konusunda sıkıntı yaşar mıyım diye düşünüyordum. Ama 3-5 bloggerın bloglarında yazdığını gördüğümde aha işte bu dedim. "50$ üstü alışverişlerde shipping ücretsiz, tıkır tıkır çalışıyor" falan yazılmıştı. 2 arkadaşımı da yanıma alıp, dün akşam alışverişimizi yaptık. Ben 2 ayakkabı aldım, bir arkadaşım 1 tane, öbürü 3 tane aldı. Kuponumuzu yazıp yolladık. Fakat çok geç farkettik o shippingin ücretsiz olduğu yer Amerikaymış. SağolsunSiu bu şekilde sipariş veren başka insanlar da olduğunu söyledi, siparişiniz iptal oluyor dedi. Siparişin iptal olmasında değilim, ben o ayakkabıları zaten istiyorum da, hesaptan para düşecek mi iptal olursa ne olacak hiçbir fikrim yok. Bi fikri olan varsa nolur dürtsün beni.

Bu aralar şu olaylardan çıkarmam gereken dersler var. Ezbere iş yapmamak lazım. Başkasına güvenemiyorsun demek ki. Onları gözün kapalı takip edersen onların yanlışlarından yanlışa gidiyorsun.

İşte böyle canlar. Bitmek tükenmek sınavlarım yine beni bekler. İçim dışım sınav oldu. Yarın akşam okuldaki kızlar ve sevdicekleriyle fasıl yapıcaz kısmetse. Buna ihtiyacım var cidden. Birazcık kafaları çekmek iyi gelicek eminim. Şimdiden düşünmeye başlayayım ben, "Ne giysem aceba?" Sevgiyle kalın, siz siz olun kendinizden başkasına güvenmeyin, güvenseniz de çok dikkat edin :)

Kıskançlık mıdır nedir bilemedim ben onu?!

29.11.09
Kadın-erkek eşitliğine inanmadığımı söylemiştim. İnanmıyorum cidden. Kadının özgürlük sınırıyla erkeğinki farklıdır bana göre. Erkek gecenin 3ünde eve gelse bitakım babalar "Hoşgeldin oğlum der" kimisi "Niye geciktin lan" der. Ama bu kadar. Bi kız gecenin 12sinde eve gelse "Orospu mu olcan lan" olur. Yok benim babam böyle değil emin olabilirsiniz. Böyle olsa İstanbullarda beni bi başıma bırakmaz. Tek başıma yaşamama izin vermez. Öpüyorum burdan babamı, çok iyi bi adamdır Allah başımızdan eksik etmesin. Oyş yirim! Neyse konumuz benim babam değil. Aslında konu babalar değil. Durun öbür paragrafta anlatcma ne demek istediğimi ben.

Şimdi, ben ilişkim adına pek çok şeyden ödün verdim. Bütün bunları kendi isteğimle, içimden gelerek yaptım, hiçbirinden de gocunmuyorum. Sırf Yumuşum rahatsız olmasın diye, ilişkime zarar gelmesin diye hepsi. Konuştuğuma, görüştüğüme dikkat ettim. Hayatımda çok büyük yeri olan insanlardan bazıları bana kırıldılar, uyarınca bi tanesi hayatımdan çıkmayı tercih etti. Kendisi bilir. Gidene dur demem hiçbi zaman. Kaldı ki gecenin 3ünde bi erkek bi kızı özellikle sevgilisi olan bi kızı aramamalıdır keyfi olarak. Acil değilse tabi. Yumuş da dikkat etti. Karşılıklı dikkat sahibiyiz anlıcağınız.



Yumuşun etrafındaki insanlara güveniyorum. Çünkü sap geziyorlar, batak oynuyorlar, poker oynuyorlar falan. Yakın arkadaşlarından birinin 4 yıllık, diğerinin 8 yıllık, öbürünün 2 yıllık ilişkisi var. Biz de 1 yılı doldurucaz zamanı geliyor. Bu çıcıklar içerler. Sevmiyorum içmelerini ama içiyorlar. Dağıtıyor uhunetini, dağıtsın. Demesin bana "Sen beni kısıtlıyorsun" diye. Kısıtlamam. Bilirim ki yanlış bi şey yapmaz. Ama ararım dışarı çıkınca, bazen gereksiz boğarım, bazen merak ederim napıyorlar ne konuşuyorlar diye, arada işkillenirim yalan değil.

Yahu kırk yılın başı yıllanmış şarap misali zibilyon yıllık arkadaşlarımla görüşüyorum 3 saat bu nasıl kıskançlıktır bu nasıl meraktır ki 6 tane "Napıyosun hayatım" diye mesaj atıyor bu sevdicek? Tamam görüştüklerim erkek. 1inin sevgilisi vardı yanında zaten, öbürü de saf temiz bi insan yani. Hepsiyle de az da olsa görüşme imkanı buldurdum Yumuşla, çok da iyilerdir, sevdi zaten o da onları. Ama napıyosun da napıyosun napıyosun da napıyosun. Napıcam lan elinin körünü yapıyorum oturuyorum muhabbet ediyorum çay içiyorum kahve içiyorum. Ayda yılda bir sensiz dışarıya çıktım, 2 lafın belini kırdım diye mi bu mesajlar bebişim ya!

Valla bu hiç adil değil. Tamam eşit değilsek de bu kadar da değil. Ben niye o gece 3e kadar dışardayken böyle yapmıyorum? Neden ben de sıkboğaz etmiyorum? Bak ya sinir oldum. Söyledim de zaten sinir olduğumu. Şimdi dışarda mesela. "Ben sana 10 tane mesaj atsam 4 saat içinde hoşuna gider mi" dedim. "At" dedi. Hiç mesaj falan atmıyorum. Resmen protesto ediyorum şu an kendisini. Yatarken mesaj atcam iyi geceler diye, o kadar. Çocuklaştırıyor beni ya. Şaka gibi bu Yumuş.

Hani diyodum ya Yumuşu kundaklayıp eve kapatasım var, o da benim hakkımda aynı şeyleri düşünüyor galiba. Ama çok da kızdırıyor beni. Huh ona. Bi döneyim hesabını kesicem! :P

Bu arada home sweet home olayını acayip özlemişim, yarın yine yolculuk var. Doyamadım hiçbi şeye. Etleri de yedim yedim şiştim. Paso götü devirip yattım tüm gün. Oh mis. Yarına kadar zaman yavaş geçsin Tanrım, pilis!

Minareden atlarım baryamınızı kutlarım! Hahahah

26.11.09



Yine yollara düşecek olmanın verdiği ortaya karışık bir ruh haliyle birazdan bulaşıklarımı yıkayacağım, ardından bıdık valizimi hazırlayacağım, üzerime eşofmanlarımı geçirerekten kuaföre gideceğim. Manikürü yaptırınca ve Ovam fırından 4 tane portakallı kurabiye alınca EVİME dönebilirim zannımca. Evet 1i Topanyan'a ki hastaymış şu sıralar zavallı ergen, 1i babama ki çok sever çayın yanında portakallı kurabiyeyi, 1i anneme söylememe bile gerek yok çok çılgındır çay içme konusunda, 1i de bana değil valla değil onu artık yemek istiyen yiyo ama ben yemiyorum hahah :D

11 saat yolculuk biraz kasıntı ama olsun değer. 3 ay oldu, 3 günlüğüne gidiyorum memleketime. Her şeyini çok özledim. Özellikle insanlarını, eski dostlarımı, arkadaşlarımı. Yatağımı da çok özledim. Ah inanamazsınız Topanyanı bile çok özledim.




Önceki yazımdan da anladığınız üzre çok sıkıldım bu sıralar. Ev taşıdım, nerdeyse tek başımaydım, annem yardıma geldi sözde ama daha bi külvet oldu gelişi, işçilerle uğraştım, annemin iş bilmemesi ve saf olması sebebiyle paraları peşin peşin vermesi ve işçilere iş yaptıramamamız sonucunda birsürü şeyin aksaması, sinir stresim, o esnada sınavlarım vardı onların patır patır patlaması bi yerlerimde, arada sırada Yumuşla şiddetli kavgalarımız, uykusuzluklarım falan. Hepsi bir araya geldiler ve ikimize birden yükleniyorlar ama seğğnnn ağlama diyorum burda kendime. :D Yaz okulu da olunca ben bir gıdım bile tatil yapamayınca vücudum ve saykolojim bi yerden sonra su kaynatmaya başlıyor bu 3 gün kendimi bi nebze olsun iyi ve güvende hissedebilceğim bi yerde olucam.

Ha ama o 3günden sonra bir sosyoloji sınavı, bir midterm ödevi ve hemen ardından eğitim sınavı ellerimden öper. Ne de güzel tatil yaparım ya ben bunların varlığıyla. Hobarey!

Yarın sabah memleketimde olucam. Baryamın 1. gününde. Babam beni almaya gelicek garaja. Hemen öperim ellerinden. Topanyan hıyarı uyuyo olur zaten. Annem de bi sarılır. Sonra ben de uyurum oh mis. Uyanırım sonra kavurma kokularıyla, bi yerim bi yerim bi yerim. Oh mis! Bu sıralar çok zayıfladım ya. Şu sıkıntılar ve geçirdiğim ateşli hastalık içimi dışımı kuruttu ayy lanet!

Fishville'de balıklarıma yem vereyim. Farmville'de Peas ekeyim. Kamile ve Hurşit'e de yem vereyim gerçi bi tek Kamile yiyo bütün yemleri, Hurşit salağı çıkıyo tepeye uyuyo orda, kabuğu kurucak diye korkuyorum. Ne zaman görsem atıyorum zaten suyun içine. 3 gün dayansın mümkünse. Huh. Blogumu da bir fotografla şenlendirerek ve Bayramınızın mübarek olmasını dileyerek yazımı sonlandırayım. Sonra kapıma 6 kilit ataraktan saat 9 çubuk otobüsüme yetişeyim.

Bi de bu aralar Yasemin Mori dinleyip duruyorum, içimden o kız çıkmazsa iyidir. Ama Yasemin Mori candır, kandır.

Hava bedava bulut bedava dere tepe bedava

23.11.09



Yaşadığım onca şey bu yaşıma fazla geliyor. Omuzlarıma çok fazla biniyor yükler. Sadece huzur istiyorum. Ilık bi ilkbahar günü hayal ediyorum, cici bi entarim var üstümde, ayağımda rahat pabuçlarım, saçlarım elektriklenmemiş, buklelerim dökülüyor omuzlarımdan, atıyorum kendimi çimlere, bulutları izliyorum yattığım yerden, şekillerini yorumluyorum, gülümsüyorum sonra, düşünmüyorum hiçbir şeyi sadece güzel günlerin geleceğini hissediyorum iliklerimde, hani o his nasıldır bilirsiniz aniden içiniz heyecanla dolar, midenizde kelebekler uçuşur sanki aşık olmuşsunuz gibi, halbuki siz kendi hayatınıza aşıksınızdır, kendinize aşık. Yoktan var ettiğim her şeyin tastamam olacağı inancı kaplıyor bedenimi, hiç üzülmeyeceğimi, hep mutlu olacağımı düşünüyorum, ne olacağım derdi olmadan; hava bedava su bedava kuruyorum hayalimi.

Sonra "Leah hayal kurmak senin ne haddine, çabık yerleri süpür pis külkedisi, senin sınavın yok mu hala ne bok yemeye hayal kuruyorsun çabık gerçek hayata dön" diye bir iç ses duyuyorum. Ah yalnız başına yaşamak var ya. İnsanı kendi iç sesinden bile nefret etmeye zorluyor. Hatta ben ediyorum galiba kendi iç sesimden nefret. Dış sesimden de ediyorum bu aralar. Söylememem gereken şeyler söylüyorum Yumuş'a, üzüyorum bizi. Hiçbir şeyin eskisi gibi olamayacağı saçma salak cümle öbeği kemiriyor içimi. Engelliyor her zerremi. Kendimden vazgeçiyorum sanırım yavaştan. Değişiyorum ben, çok değişiyorum hem de. Olgunlaşmak değil bunun adı. Yaşlanmak. Belki de her gün ölmek.

Rutine bağladım günlerimi, vites boşta geziyorum

21.11.09


Yine ders çalışmamak adına yazdığım bir blog ile karşı karşıyasınız sevgili pek sayın seyircilerim. Tam anlamıyla malarmış bulunuyorum. Sınav var ya pazartesi günü, çalışmaya çalışıyorum ben 2 saattir. 100 sayfa falan okudum bi üniteyi. Amacımız eğitimde globalleşmeyi idrak etmek, okucaz, anlıcaz, sınava gircez falan. Ulan okuyorum okuyorum hiç mi eğitimden bahsedilmez ya? Bi de ingilizce. Ya kuscam artık kuscam. Banane vörlt tıreyd organizeyşından? Banane kardeşim. Ben mi kurtarıcam bütün dünyanın eğitim sistemini?

Biz ki kafe yerine dershanelerde sürtmüş insan evlatlarıyız, bizden ala örnek mi var ulan eğitimin globalleşmesine. Tövbeler olsun ya, dertlendim şimdi. Lise günlerimi hatırladım. Millet sevgilileriyle kırıştırır kafelerde, gizli gizli sigara içerdi tuvaletlerde, biz de anca tenefüs aralarında geyik yapar, boş derslerde test çözer, iyi bi üniversiteye kapağı atmaya çalışırdık. Ha ne oldu diye sorarsan şimdi. O hanım ablalar 2 yıllık üniversiteye ya gitti ya gidemedi. Muhtemelen çalışmıyorlar. Ha kocayı buldular ha bulcaklar. Şöyle en zengininden. Çalıştırmayanından. Paşalar gibi olmayan taşaklarını yaya yaya oturcaklar evlerinde, ekonomik özgürlükleri olmadan pek tabi ki.

Ben mi napıyorum. Ben çalıştım, kapağı attım herkesin hayallerini süsleyen o ihtişamlı tarihi olan üniversiteye. Hala okuyorum. Hala okuyorum. Hala da okuyorum lan. Yeter gari. Okumucam ben. Pamuk toplucam. Memleketime gideyim. Ev kızı olayım. İsyanlardayım ya. Şimdi mezun olsam geleceğim garanti değil ki hiçbi türlü. Çok fena kızgınım. Neyse bu konuyu sonlandırayım yoksa höyküre höyküre içimi dökcem.

Onun dışında size anlatabileceğim pek bi malzemeye sahip değilim şu sıralar. Hayatım rutine bağlandı. Okula git, %90ı bağyanlardan oluşan bölümündeki regl zamanı gelmiş gibi davranan kaprisli kızlarla uğraş, eve gel. Yumuş gelsin. Öpüşün koklaşın. Gezin, dolaşın. Sonra o gitsin. Ders çalış. Heroes, Gossip Girl, One Tree Hill ve Flash Forward'ın yeni bölümleri çıkmış mı ona bak. Çıktıysa indir. Çıkmadıysa söv. Sonra bi bloguna bak. Neler yazmışlar oku, ufkunu açık tut. Ara sıra yorum yap sevdiklerine, ilgini çekenlere. Sonra bi çiftliğine bak. Çiftliğine ek bi şeyler. Hayvanlarını neyin sağ, kıl tüy topla. Hayat böyle geçsin. Resmen gençliğim elden gidiyor. Çürücem böyle zannımca. Ne olursa olsun şükretmek lazım di mi halimize. Şükür yarebbim şükür.

Bu arada iyileştim sayılır. Yumuş bana ev hediyesi olaraktan fırın almış. Çok şık bi fırın hem de. Eee tabi biliyo çıcıkceğiz sevdiceğinin hamarat olduğunu. Bu haftasonu ona pudra şekerli kurabiye yapmak farz oldu. Yarın bi ikea'ya götüreyim onu, koçtaşta bulamadıklarımızı orada bulacağımıza kanaat getirdim de birden. İyi bakın kendinize gençler. Seviyorum varlığınızı.