iş hayatlı blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
iş hayatlı blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

22.2.14

Muhteşem Liya'nın Muhteşem Yaşamı

Sisli İstanbul sokaklarım, karlı Cumartesilerim, yağmurlu Pazarlarım napıyonuz? Size aylardır yazmamayı kendime borç bilmişim sanırım. Kumanda paneline gelip gelip takvim hesabı yapıp "1 ay 6 gündür yazmamışım" falan demişim ve bunu hemen hemen her gün yapmışım. "Yazmayalı tam 2 ay olmuş ohannes" demeden bir gün önce muhteşem yaşamımı sizlere de yazmak istedim. Malum, herkes böyle bir yaşam süremez.

Hayatımın heyecan kat sayısının eşi bucağı yok, sonsuza uzanıyor namussuz. Bakalım mesaiden bu akşam da saat kaçta çıkıcam hmmmm yapmak suretiyle Ocak ve Şubat aylarında sadece bir kere beş buçukta, bir kere de altıda çıkarak şahane rekorlar kırdım. Sonra kendime küçük sürprizler yapıp nevresim takımları aldım, hafta sonlarma hazırlık yaptım. Mis kokulu uyku setlerimin içine kedi stili kıvrılıp miskinliğimin doruklarına çıktım, şu an hala oradayım. Hatta size bu satırları tam olarak oradan yazıyorum.



Muzo bozuldu, kendisini 2 aydır servise veremedim. Daha doğrusu vermeye üşendim. Kapıdan çıktım aklıma geldi, yukarı çıkmaya erindim, kapıdan çıkmadan hadi bu sefer gidiyoruz Muzo dedim, sonra ulan bunun içinde benim iç gıdıklayıcı derecede seksi fotograflarım vardır ben buna bi ince ayar çekeyim öyle veririm dedim gene veremedim. Şu an kapının orda yerde duruyor. Kucağımda da eski piçim var. O da şu an bana bir sevgili sıcaklığı veriyor. Nasıl ısıtıyor bacaklarımı falan anlatabilemem.

Bu arada hala sevgilimin olmadığının altını çizmek isterim. Zaten sevgilimin olabilmesi için kendisini part time çalıştırmam lazım amk. Böyle bir yaşam olabilir mi? Evimde yemek pişiremiyorum. Yemek pişiremiyorsam sevgililiğin ne anlamı var? Bu arada yüzeysel birkaç denemem olmadı da değil tabi sevgili bağlamında. Ben sevgili işlerini bırakalı ortalık baya her çiçekten bal alma stiliyle yaşayanlarlan dolup taşmış. Benlik değil kimse. Bütün adamların boyu zaten 178 falan  maksimum. Benim gibi adama yapılır mı ulan bu? Boyu 185 üzeri, askerliğini yapmış, sigortalı, işi gücü yerinde olan adaylarmı bekliyorum. İşten erken çıkabilsem Esra Erol'a çıkıcam bu stil adam bulabilmek için. Çıkamıyorum da. Gerçi hala yayınlanıyor mu o bilmiyorum ama. Bu arada harbi harbi dışarıdan gördüğüm adamlar ancak yemeksepeti siparişi getiren motor kuryeler. Onlardan da henüz beğendiğim çıkmadı arkadaşlar. Şirketten de sevgili yapmak tarzım değil, olmaz.

Dizi izleyemiyorum zaten. Eve 10'da gel, duşa gir, oje sür derken hemen uyku stili sahibi oluyorum hemen. Ne dizisi, tüm diziler benim ama hiçbirini izleyemiyorum. Hafta sonu yatağımın içinde hepsini izlemeye çalışıyorum salatalık turşusu yiyerek. Muhteşem hayatımı gözler önüne serip sizleri kıskandırmak istemezdim ama böyle bir hayat herkese nasip olmaz yani.............

Önceden kendini köpek insanı olarak nitelendiren Liya, kedi insanı olarak bildirdi.
Bi de eyeliner süremeyen Liya da bildirdi.
Bi de son olarak göbekli ve gıdılı ama kendisi zayıf Liya bildirdi.



 


26.9.13

Tüm heybetimle geri geldim.


Duydum ki beni beklermişsiniz, Liya gelse de bize bıcır bıcır konuşsa gitse dermişsiniz minik kuşlarım, tatlı su balıklarım. Baktım gördüm ki yazı yazmayalı 1 ayı geçmiş, hayatımda deli gelişmeler olmuş ve ben size yazmamışım. Ayıpladım kendimi ama bi an, sonra geçti zaten. Kendimi ayıplayamıyorum ben, her kararımın arkasında duruyorum. Yapmışsam bi bildiğim vardır diyorum, kendime yüklenmiyorum.

İşe başlayalı 2 ay olmak üzere. Bu 2 ayda çok şey öğrendim, çok şey kazandım, çok mutlu oldum, çok mutsuz oldum, çok stres oldum, sporda 1 senede veremediğim kiloları 1,5 ay kadar kısa sürede verdim, kendime baktım, kendime güvenim bomba gibi geldi, daha çok gülümsedim, daha çok detaya takıldım, daha çok iletişim kurdum insanlarla, daha çok hakaniyetli olmaya çalıştım, daha çok gördüm çalışmanın sorumluluk almanın ne demek olduğunu, daha çok çevremi genişlettim, daha çok şükrettim, daha çok öğrendim boşvermeyi, daha çok öğrendim hasiktir şimdi sıçtık demeyi.

Tabii hayatımda da değişiklikler olmadı değil. Yumuş askerden geldi, o askerden geldikten 4 gün sonra ayrıldık. Acısız, sancısız, ağrısız. Bıçak gibi falan hatta. Daha da Yumuş yok. Kafam inanılmaz rahat. Bi ilişki için yapabildiğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve olmuyorsa senin de rahat olsun arkadaşım. Daha da Davos'a gelmem.

O değil de gerçekten spor salonuna tonla para döküp de 250 gram bile veremediğime accayip yanıyorum. Ulan 1,5 ayda 4 kilo ne demek? Göbeğimin 4'te 3'ü gitti. Kalem etekler artık daha çok yakışıyor, saçlarım artık daha bir ahenkle dans ediyor. Şaka şaka. Saçlarım aynı dandirik haline devam ediyor kızlar. Ona bi çözüm bulmamız lazım. İKcı kimliğime yakışmıyor.

Bu arada dilimin pabuç gibi olduğunun farkındaydım da bu derece farkında değildim. Böyle tatlı tatlı, bıçkın bıçkın lafımı her türlü kıdemden her türlü kadrodan insana sokuyorum yeri geldiğinde. Bu belki iyi bir şey ama son zamanlarda sivri yanlarımı çok fark etmeye başladım. Ki çok değiştirmiş, törpülemiştim çıkıntılarımı. Mesela son zamanlarda yöneticim de dedi alçakgönüllü değilsin hiç diye. Aslında bu kadar mütevazi olup da bu kadar da alçakgönüllü olamama olayı çok ilginç. Neyse ya yuvarlanıcam gidicem bi şekilde.

Son zamanlarda hayatım iş oldu. Onun dışında hiçbir aksiyonum yok. Ne tweet okuyabiliyorum ne blog ne haber. Evi otel gibi kullanıyor, maaşımdan beş kuruş harcayamıyorum ama yine de accayip mutluyum, huzurluyum. Yaşamak bu olmasa da hep şükür bin şükür. Umarım siz de iyisiniz beş karbonlu riboz şekerler.

Not: Öğrenciyken de hayat az buz kral değilmiş hani. Değerini bilmekte olanlar bilmeye devam etsin, bitirenler derdine yansın, yanalım.


24.8.13

Kronik Leyla oldum ben.

Sevgili kınalı yapıncaklarım, dalları bastı kirazlarım; son zamanlarda öyle bir çalışmaya başladım, kendimi öyle bir deryanın içinde buldum ki kelimelerle ifade edebilemem. Gıcır gıcır yepisyeni bir kadronun taze mezunu olmak profesyonel stajyerliği olan beni bile hönkletti. Bu biraz da eksik çalışanla çalışmamızdan ve işi bilmiyor olmamızdan ileri geldi tabii. Çok yakın zamanda düzenimizi oturtmak suretiyle düz insan gibi çalışmaya başlayacağız. Düz insanlık en sevdiğim zaten.

Free fridayi olmayan bir şirkette çalışmaya başlayınca etek, elbise ve malum zamanlarda (ki kadınlar beni bu noktada çok iyi anlayacaklardır tatlışlarım benim, erkeklerin aklına hemen başka bi şey gelir belki de) pantolon giymek beni derinden yaralıyor, zira evdeki kotlarımdan minare kurmak üzereydim ben. Beni en çok yaralayan şey ise dışarıyla içerisi arasındaki iklim farkı çocuklar. Şirketin içi öyle bir klimalı, öyle bir soğuk, öyle bir dondurucu etkisine sahip ki pırasa gibi kat kat giyindiğimiz halde donmaktan öteye geçtik bi takım kronik hastalıklar bünyemizde peydah olmaya başladı.

Geçtiğimiz hafta sonu erkek arkadaşımın ailesiyle Şile'ye gittim. Gidiş yolunda bademciklerim balonun şiştiği gibi şişti ve küçük dilime yapışmak suretiyle beni insanlıktan çıkardı. Dışarıdan sapasağlam görünüp de her yutkunuşumda boğazıma kılıçlar, pıçaklar (bunu bilerek dedim bak) saplanması ve ilaçlardan dolayı apayrı bir boyutta Liya yerine Leyla oluşum beni benden aldı. Düşünsene yatılı misafir olmuşum, giderken nöbetçi eczane aratmışım, bi halta yaramıyorum, sürekli uyuma isteği tüm içerimi kaplıyor falan. Allaam. Sürekli 'kızım iyi misin' diye soruyolla, iyiyim diyorum ama yemek falan yiyemiyorum, bademcikler resmen yemek borumun önünü kesmiş, kumpas kurmuş. Zaten artık devir de değişti, kaynanalar, görümceler gelinlerini hamamda görürlerdi beni denizde gördüler. Ona ayrı bir gülüştük zaten.

Neyse. Ben işe gittiğim gibi doktora gittim. İş yeri hekimimiz şoka girdi 'Kızım naaptın sen kendine' oldu. Hatta bölüm tanıtımları sunumunda adam resmen beni case konusu yaptı. Dayanamasaydım penisilini kaba etime yiyordum az kalmıştı. Pazartesinin öğleden sonrasından itibaren ben bi iyi oldum. Artık o yağlı iğnenin korkusundan mı diyim yoksa duyduğum dehşetengiz bademcik operasyonlarından mı diyim ne diyim bilemiyorum.

Gün oldu cuma, yani dün. Ben pestilim çıkmış halde eve gelip ayranımı içtikten sonra saat 21:30 gibi viski çarpmışçasına hayata gözlerimi kapadım. Yaklaşık 12 saat sonra bir açtım bademciklerim gene bağımsızlığını ilan etmiş sıcak denizlere inme derdinde. Kroniğe bağlandı zannediyorum bu boğazlar sorunu. Şu anda yalnızım. Hani bazı insanlar vardır hep bi kaprisli olurlar hastalanınca falan. Ben hiç öyle değilimdir. Efendi gibi yatağıma pısar, efendi gibi dizilerimi izler, efendi gibi sıcak çorbamı yapar sessiz sedasız kendi kendime iyileşirim. (İnşallah) (Ya da annemlere bi kan falan mı akıtın diyim la nazar mı değmiştir sizce bana?)

Yalnız benim olduğum bu zıkkıma beta virüsünden kelli bir şişkinlik mi diyolla yoksa bademciklerimin kellelerinin uçası mı gelmiş bilemedim. İki haftada iki şişkinlik insanın kalbini güp güp ettiriyor. Bendeniz Liya ya da şu an muhtemelen Leyla hemencecik bi yazı patlattım bak hastayken. Çok tatlı bi insan oluveriyorum aslında ben lan. Hiç domuz gibi olmuyorum. Öyle guzu gibiyim bak.

O değil de bu pastiller çok mide bulandırıcı ya.
Liya namı diğer Leyla bildirdi.

10.8.13

El öpenleriniz çok olsun


Sevgili tel kadayıflarım, hepiniz bol harçlıklı, bol huzurlu, çok kalabalık cümbür cemaat bir bayram geçiriyorsunuzdur umarım. Şimdi nerde o eski bayramlar deyip kafa ütülemeyeyim ama bizde anneanneler, babaanneler bu diyardan göçünce bayramlar bayram gibi değil artık. Herkes bi yerlere kaçtı, kimse evinde misafir bile beklemiyor, yazlıklarda bayramlar kutlanır oldu. Ben bile memlekette değilim şu an. Babam yanıma geldi, annemle kardeşim yazlıktalar. Öyle yarım yamalak bir şey olduk, çarpık kentleştik, çarpık bayramlaştık.

Bu yazı sanırım özet gibi bir yazı olacak çünkü bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere çok monoton bir hayata adımımı attım. Sekiz buçuk beş buçuk çalışıyorum. Jet hızıyla bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Algılarım sürekli açık olunca çok efor sarf ediyorum bu yüzden de çok yoruluyorum. Şirket Gayrettepe taraflarında olunca öğle yemeklerine çok para gidiyor. Önceden Multinet'te para biriktirirdim lan ben. Sevgilime bu paralarla Tavacı Recep Usta'da yemek ısmarlamışlığım var yani. Şimdi ay sonunu kredi kartından tırtıklayarak yicem zannımca. Göt göbek aldı başını gitti zaten. Kendimi işe yürüyerek gidip geliyorum sabah sporu oluyor, akşam sporu oluyor diye avutuyorum ama o da yalan oluyor amk. İlk bir hafta gittim geldim yürüyerek ama zabaalan götüm yemiyo yürümeye, biniyorum otobüse. Akşam üstü yürüyüp geliyorum. Bu arada her gördüğüm elbiseyi (ki dizin hemen üstünde biten elbiseleri görmek inanın çok zor) alasım geliyor. O değil de neden çok zor böyle üsturuplu, yolda yürümelik elbise bulmak ya. Valla ağlayasım var.

İş konusunu geçersek tatlı su balıklarım askerlik hemen sıraya girer. Askerliğimizin bitmesine 37 gün kadar kaldı. Başlangıçta hır gür olmadan nasıl gittiyse şimdi de tam tersi. Allahım nasıl didişiyoruz adam çarşı iznine çıkınca belli değil. Sonuç iki taraf için de kırıcı oluyor ve bildiğin yıpranıyoruz. Allaam bitsin artık kafasındayım. Bu kavganın gürültünün askerlik sonlarında artması normal mi bi deyin bakam bana. Yeminle şiddetli geçimsizlik yaşıyoruz ya. Askeri mahkemeye çıkcaz yakında o derece.

Askerlik konusundan kem göz konusuna gelelim beş karbonlu riboz şekerlerim. Siz diyin göze gelmek, ben diyim göte gelmek. Öyle böyle değil. Bitakım insanların işe girmemle beraber atağa geçmelerine inanabilemezsiniz çocuklar. Belki hatırlarsınız ben salya sümük hastayken 'Staj yaptığın şirket sana sağlık sigortası yapıyor mu' diye soran benim de 'Sağlık sigortasını geçtim burnumun sümüğünü bile siliyolar' diye cevap verdiğim bi çocuk vardı sınıftan. Benim bu şirkete girdiğimi duymasının hemen ardından yönetici adayı pozisyonu için mülakata geldi. Bana hiiç haber vermek yok ama. Sanki ebemle görüşecek amk. Sanki olumsuz bi etkim mi olcak dese ki Liya ben geliyorum diye. Demedi de. Benim hiiç de bi şey dememe gerek yok gerçi yönetici direkt olumsuz görmüş çocuğu. .

Bu arada benim Muzo'yu garantinin bitmesine beş kala garantiye yolladım ve eski bilgisayarıma kaldım. Onu 5 yıl kadar nasıl kucağımda taşımışım bilmiyorum. Bildiğin öküz gibi laptop. Kağnı gibi olmasını da saymıyorum. Resmen sabır levelimi geliştirmiş level 45345835 olmuşum.

Bi de saçlarım çok hayvani dökülüyor la.
Kafası kel kalmaya ramak kalan Leah bildirdi,
Bu bayram da beş kuruş harçlık alamadım çocuklar.


27.7.13

Evdeki huzur, mutluluk budur.

Sevgili kızgın kumlardan serin sulara atlayanlar, atlamak üzere olanlar ya da hiç atlamayanlar; hepinize klimalı ortamdan selam ve sevgi getirdim. Yetişkin bir Leah olarak lisans hayatım boyunca 284 gün çalışmışım, sicilime işlemiş. Bırak sicili içerime bile işledi hem okul hem staj kastırmak. Geçen yazımı da 'Ne olacam ben ehi öhü ühü' şeklinde bol soru işaretli yazmıştım. O yazıyı yazdıktan yaklaşık 3 hatta 2 buçuk gün sonra (çünkü yazıyı gece yazmıştım da) görüştüğüm yerlerden bir teklif aldım. Hiç ummuyordum, hiç beklemiyordum açıkçası.

Daha önce de bahsettiğim gibi görüşmelere tam bir Zeyna gibi gidiyor haşin haşin görüşüp geliyordum. Her şeyin cevabını çatır çutur veriyordum. Bu da öyle görüşmelerden biriydi. Hatta yönetici görüştüğüm diğer firmaların ismini istediğinde ve ben söylediğimde 'Hmm görüştüğün yerlerde pek seçici değilsin anlaşılan' dediğinde 'Tabii ki görüşücem ben bir yeni mezunum ve seçeneklerimi görmek, bilmek istiyorum bu benim en doğal hakkım ve tüm bu görüşmeleri de birer deneyim olarak görüyorum ben' demiş lafımı gomuştum. Sonra adam blogumu sormuştu. Ehi ehi gizli işte kem küm yapmış bu küçük sırrımızı güvende tutmuştum. Hatta görüşmenin sonunda işi yabancı dizilere getirip dizi muhabbeti bile yapmıştım. (Yalnız, yazınca ne biçim bi görüşme olmuş lan bu demekten kendimi alamadım)

Teklif vermek için tekrar görüşmeye çağırdıklarında içimde hiç kabul edeceğime dair bir his yoktu. Düşük maaş verirler ya kabul etmem falan diye düşünmüştüm. Ama evime 15 dakika yürüme mesafesinde olduğu için yürüdüm gittim işte. Sonuç olarak kabul edeceğim şartları bana sağladıklarını gördüm ve kabul ettim. Artık işliyim çocuklar. İŞLİ. Darısı herkesin başına.

Yalnız bu işsizliğin bok gibi bir his olduğunu bilenler bilir. Hele ki o ne olucam ben devlet memurluğu mu yapsam özel sektörde mi sürünsem sürüncemesi inanılmaz çılgındır. Ben 8 buçuk 5 buçuk çalışmayı denemeye karar verdim özel sektörde. Tek temennim herkesin de aradığı işi bulması, huzura kavuşması, bol kazançlar elde etmesi, mobbingsiz yaşaması. Umarım benim için de hayırlı olan olur.

Şimdi siz beni böyle ekstrem mutlu, havası yerinde, zil takıp oynayan bir Leah olarak hayal ediyorsanız yanılıyorsunuz sevgili optimist polyannalarım. Evde durumlar hiç iyi değil. Kardeşim hala obsesif kompülsifliğini ağır ağır geçiriyor, annem kafayı yemekte ve mantık dışı davranmakta sınır tanımıyor. İkisi de hayatı bize zindan ediyor babamla. Annem kardeşime hala kul köle. Kardeşim hala tedaviyi reddediyor ki son zamanlarda öfke kontrolü bile yapamıyor o derece çılgın bir durum var. Bu arada hiç çalışmadan bir üniversitenin Edebiyat bölümünü kazandı. Nasıl okuyacak bir fikrim yok zira zekası bile geriledi artık. Annem desen kardeşim yurtta kalsa bile o şehirden ev kiralayıp kirada oturmaya kararlı. Babam sikinde bile değil. Ailenin paramparça olması, kardeşimin 19 yaşında bakkala bile gitmemiş bir ergen olması, kendi ayakları üzerinde duramıyor olması umurunda değil. Nasıl bir kafa yaşıyor anlamak namümkün. Neymiş efendim Aydın'daki üst kattan çok gürültü geliyormuş, bu evde daha fazla yaşayamazmış.

Son zamanlarda o kadar çok sinirlendim o kadar çok karardım ki gerçekten ne iş bulduğuma sevindim ne de başka bir şey. Hissedemiyorum artık hiçbir duyguyu. 2013 yılı tüm ailemi sikti attı. Kardeşimi ayrı bir hastaneye annemi ayrı bir hastaneye kapatmak istiyorum. Alın dicem düzeltin bunları. Bi de bazen Allahım diyorum hiçbir malımız mülkümüz hiçbir şeyimiz olmasın ama evde huzurumuz olsun diye dua ediyorum. Ama duayla olacak işler değil bunlar. Ya da babamın sözünü geçirmesiyle. Ya da bir aile büyüğünün gelip konuşmasıyla falan. İşte böyle boktan durumlar çocuklar. Kendimle ilgili hiçbir sorunumun olmaması her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Hiçbir şey mükemmel değil, her şey eksik. Her evin sorunu var mutlaka, neler neler de duyuyoruz ama bu nasıl bir sınav ben anlamadım. Ne zaman bitecek hiçbir fikrim yok.

Bu arada taa en başından beri ailem konusunda bana destek veren yüreği tertemiz insanlar oldu gerek mail yoluyla gerekse yorumlardan. Nasıl teşekkür etsem ne desem bilmiyorum. Tek bildiğim iyi ki bu blogu açmışım, iyi ki birbirimizin içini görmüşüz, birbirimize dokunmuşuz. İyi ki varsınız, iyi ki burası var.

Yine başı farklı sonu farklı yazı yazan Leah bildirdi,
Ramazanınız da mübarek olsun,
Hamileler de sokakta istediği gibi dolaşsın,


25.7.11

Eğitim sistemimize merhaba diyelim.

Bu yazımda haddim olmayarak ciddi şeylerden bahsetmeyi düşünüyorum. Artık ne kadar ciddi olabilirsem ben. Malumunuz 2 aydır bir danışmanlık şirketinde insan kaynakları stajyeri olarak çalışıyorum, elime gün içinde yüzlerce CV geçiyor. Dikkatimi çeken bir şey var ki insanlar o veya bu şekilde okumuşlar, okumaya devam ediyorlar. Mesela Facebook'ta grup açsam "Açıköğretim bitiren 1 milyon kişi bulabilirim." diye valla bulurum lan. Neyse, mühim olan bulmak değil. Mühim olan bu insanlara iş bulmak. Zira biz bu insan kısmısına iş beğendiremiyoruz. Kimisi maaşı beğenmiyor, kimisi lokasyonu, kimisi vardiya sistemini, kimisi de işi kendisine yakıştıramıyor sanırsın Harvard'da İşletme okumuş haspam oysa ki yapacağın meslek müşteri hizmetleri temsilcisi neyini yakıştıramıyorsun yani, CV'sine referans olarak milletvekili nosu yazan var bu işi almak için, heç. Neredeyse yalvaracağız gelin çalışın diye. İnsanlar mülakata gelmeye bile eriniyorlar. Oldu olacak özel arabayla ayaklarına gelip evlerinde yapalım mülakatı.

Şimdi sıra eğitim sistemine değinmekte. Hepinizin de bildiği gibi bu ülkede yandan yemiş bir eğitim sistemi var. Daha tuvalet eğitimini yeni almış sabi sübyanlar o ufacık tefecik halleriyle dershaneye gitmeye başlıyorlar, ne çocukluklarını yaşıyorlar ne de geleceğe umutla bakıyorlar. Eğitim Bakanımız da Ömer dinçer işletme mezunu, bu adamceğiz eğitimden ne anlasın? Biri bana bunu anlatsın.

Bir de on numara beş yıldız politikalar, siyasetler var ortalık yerde: İŞSİZLİK YOK diyolla. Nah yok. Ama yemin olsun AKP hükümeti işini biliyor. Valla da biliyor billa da biliyor. En son bilgi ve bulgularıma göre Türkiye'de 210 üniversite var. Yalandır bu kesin 250 falan olmuştur zira adım başı yeni üniversitelerin reklam afişlerini görüyorum: Yarak Üniversitesi, Kürek Üniversitesi. Her neyse. Adamlar dakka başı üniversite açıyorlar aga. Geleni geçeni üniversiteye alıp yetiştiriyorlar(!) ve onlar yetişirken diyorlar ki "İşsizlik azaldı." , "İşsizlik yok." Tekrar etmiş gibi olucam kendimi ama nahhh yok. Sen işsizliği yok etmedin, sen işsizliği öteledin. Biz de süzme salağız ya Türk halkı olarak, afiyetlen yedik. Bu gençlik (ben de dahil olmak üzere) mezun olduktan sonra nerede çalışacak lan?

Bana bir cevap verin. Babam öğretmen. Bana sağlayacağı ne sermayesi var, ne de beni başına geçireceği bir şirketi. Yani ben sike sike çalışıp bana gelecek vaat edeceğini düşündüğüm bir okul ve bölüm kazanmak zorundaydım. Nitekim kazandım da. Ama geleceğim garanti mi? Hayır. İlla benim kendimi garantiye almam için 2 kişiden biriyken, 2 kişiden öteki mi olmam gerekiyor en koyusundan? Nedir bunun gideri bi izah ediverin baken, hadi çocum. (Bak nasıl belli ettim Egeli orta direk halimi.)

Söylemeden geçemeyeceğim bir husus daha var o da KPSS. Bu nasıl sikimsonik bir iştir lan? Adam neredeyse 30 yaşına gelmiş, evlenmiş yuvasını dahi kurmuş ama adamın işi yok. Devlete memur olamıyor lan. Bu nasıl bir düzenek? Sen lisede tonla para saçmışsın dershaneye, kazanmışsın üniversiteni, okumuş bitirmişsin onu, ondan sonra bir de devlete atanmak için dershaneye mi gidiyorsun? Bu nasıl bir iş lan? Koca koca adamlar dershaneye gidiyorlar çocuk gibi. Allam nasıl komik nasıl komik. Öğretmen olacak insanlar tıpkı üniversite sınavında birbirini eledikleri gibi şimdi de Kpss'de elemeye kasıyorlar. Rabbim sen koru bizi.

Bu yazdıklarımı bir sonuca bağlamak isterdim fakat hangi birini bağlayayım bilemedim ben onu. Kısaca bu icraatları yapan hükümete, memur babamla birlikte açacağımız supersonic vakıf üniversitesinde üstün başarı bursu vermeyi düşünüyorum ben, çünkü gerçekten daha iyisini yapamazlardı.