Sevgili kızgın kumlardan serin sulara atlayanlar, atlamak üzere olanlar ya da hiç atlamayanlar; hepinize klimalı ortamdan selam ve sevgi getirdim. Yetişkin bir Leah olarak lisans hayatım boyunca 284 gün çalışmışım, sicilime işlemiş. Bırak sicili içerime bile işledi hem okul hem staj kastırmak. Geçen yazımı da 'Ne olacam ben ehi öhü ühü' şeklinde bol soru işaretli yazmıştım. O yazıyı yazdıktan yaklaşık 3 hatta 2 buçuk gün sonra (çünkü yazıyı gece yazmıştım da) görüştüğüm yerlerden bir teklif aldım. Hiç ummuyordum, hiç beklemiyordum açıkçası.
Daha önce de bahsettiğim gibi görüşmelere tam bir Zeyna gibi gidiyor haşin haşin görüşüp geliyordum. Her şeyin cevabını çatır çutur veriyordum. Bu da öyle görüşmelerden biriydi. Hatta yönetici görüştüğüm diğer firmaların ismini istediğinde ve ben söylediğimde 'Hmm görüştüğün yerlerde pek seçici değilsin anlaşılan' dediğinde 'Tabii ki görüşücem ben bir yeni mezunum ve seçeneklerimi görmek, bilmek istiyorum bu benim en doğal hakkım ve tüm bu görüşmeleri de birer deneyim olarak görüyorum ben' demiş lafımı gomuştum. Sonra adam blogumu sormuştu. Ehi ehi gizli işte kem küm yapmış bu küçük sırrımızı güvende tutmuştum. Hatta görüşmenin sonunda işi yabancı dizilere getirip dizi muhabbeti bile yapmıştım. (Yalnız, yazınca ne biçim bi görüşme olmuş lan bu demekten kendimi alamadım)
Teklif vermek için tekrar görüşmeye çağırdıklarında içimde hiç kabul edeceğime dair bir his yoktu. Düşük maaş verirler ya kabul etmem falan diye düşünmüştüm. Ama evime 15 dakika yürüme mesafesinde olduğu için yürüdüm gittim işte. Sonuç olarak kabul edeceğim şartları bana sağladıklarını gördüm ve kabul ettim. Artık işliyim çocuklar. İŞLİ. Darısı herkesin başına.
Yalnız bu işsizliğin bok gibi bir his olduğunu bilenler bilir. Hele ki o ne olucam ben devlet memurluğu mu yapsam özel sektörde mi sürünsem sürüncemesi inanılmaz çılgındır. Ben 8 buçuk 5 buçuk çalışmayı denemeye karar verdim özel sektörde. Tek temennim herkesin de aradığı işi bulması, huzura kavuşması, bol kazançlar elde etmesi, mobbingsiz yaşaması. Umarım benim için de hayırlı olan olur.
Şimdi siz beni böyle ekstrem mutlu, havası yerinde, zil takıp oynayan bir Leah olarak hayal ediyorsanız yanılıyorsunuz sevgili optimist polyannalarım. Evde durumlar hiç iyi değil. Kardeşim hala obsesif kompülsifliğini ağır ağır geçiriyor, annem kafayı yemekte ve mantık dışı davranmakta sınır tanımıyor. İkisi de hayatı bize zindan ediyor babamla. Annem kardeşime hala kul köle. Kardeşim hala tedaviyi reddediyor ki son zamanlarda öfke kontrolü bile yapamıyor o derece çılgın bir durum var. Bu arada hiç çalışmadan bir üniversitenin Edebiyat bölümünü kazandı. Nasıl okuyacak bir fikrim yok zira zekası bile geriledi artık. Annem desen kardeşim yurtta kalsa bile o şehirden ev kiralayıp kirada oturmaya kararlı. Babam sikinde bile değil. Ailenin paramparça olması, kardeşimin 19 yaşında bakkala bile gitmemiş bir ergen olması, kendi ayakları üzerinde duramıyor olması umurunda değil. Nasıl bir kafa yaşıyor anlamak namümkün. Neymiş efendim Aydın'daki üst kattan çok gürültü geliyormuş, bu evde daha fazla yaşayamazmış.
Son zamanlarda o kadar çok sinirlendim o kadar çok karardım ki gerçekten ne iş bulduğuma sevindim ne de başka bir şey. Hissedemiyorum artık hiçbir duyguyu. 2013 yılı tüm ailemi sikti attı. Kardeşimi ayrı bir hastaneye annemi ayrı bir hastaneye kapatmak istiyorum. Alın dicem düzeltin bunları. Bi de bazen Allahım diyorum hiçbir malımız mülkümüz hiçbir şeyimiz olmasın ama evde huzurumuz olsun diye dua ediyorum. Ama duayla olacak işler değil bunlar. Ya da babamın sözünü geçirmesiyle. Ya da bir aile büyüğünün gelip konuşmasıyla falan. İşte böyle boktan durumlar çocuklar. Kendimle ilgili hiçbir sorunumun olmaması her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Hiçbir şey mükemmel değil, her şey eksik. Her evin sorunu var mutlaka, neler neler de duyuyoruz ama bu nasıl bir sınav ben anlamadım. Ne zaman bitecek hiçbir fikrim yok.
Bu arada taa en başından beri ailem konusunda bana destek veren yüreği tertemiz insanlar oldu gerek mail yoluyla gerekse yorumlardan. Nasıl teşekkür etsem ne desem bilmiyorum. Tek bildiğim iyi ki bu blogu açmışım, iyi ki birbirimizin içini görmüşüz, birbirimize dokunmuşuz. İyi ki varsınız, iyi ki burası var.
Yine başı farklı sonu farklı yazı yazan Leah bildirdi,
Ramazanınız da mübarek olsun,
Hamileler de sokakta istediği gibi dolaşsın,
27.7.13
Evdeki huzur, mutluluk budur.
Alekası olanlar
acıların çocuğu blog,
aile,
anne,
huzur,
huzursuz,
iş hayatlı blog,
kardeş,
mutsuz blog,
obsesif kompulsif,
umutsuz blog
8.7.13
Mezuniyet balomuzu da yaptık, bitti, SON.
Tüm vasıfsızlığım ve işsizliğimle hepinizi selamlıyorum şekerparelerim. Siz yokken başımdan 2 mezuniyet töreni, 1 de mezuniyet balosu geçti. Böyle deyince sanki başımdan 3 evlilik geçmiş gibi oldu ama anladınız siz. Resmen boş zamanlarımda mezun oldum ben. Bir sürü tantana, bir sürü heyecan, bir sürü farklı duygu, bir sürü üzüntü. Her şey bir aradaydı. Ayaklarım sonsuz kez geri geri gitti. Öğrenci olmak inanılmaz güzeldi. Öğrenci kartımı geri verirken yaşadığım duygu sebebiyle güney çimlere yatıp debelenmek istedim. Zaten bir süre sonra akbilimin tam ücret basacak olması beni mahvediyordu, öğrenci kartımı verince kendimi çırılçıplak hissettim. Resmen halk olmuştum artık. Otobüslerde 1.95TL basacak, hiçbir öğrenci indiriminden faydalanamayacaktım. Buna yaşamak mı denirdi? Denmezdi tabi. Şu sıralar bitkisel hayatta gibiyim. Tam bir ev kızı oldum.
Mezuniyet törenlerini geçip direkt baloya dönmek istiyorum. Balomuzu Çırağan Sarayı'nda yaptık. 10 kişilik saplar masamızda gayet mutlu mesuttuk. Yemekten önceki kokteyl inanılmaz zevkliydi. Hepimiz birer Ivana hepimiz birer Hakan Akkaya olduk, gelen geçen kızlara 'bizımla diyılsın' falan yaptık. Pek çoğunuzun tahmin edeceği üzere damat annesi modunda gelen kızlarımız vardı. Yanlış makyaj kurbanı olan teyze görünümlü hanım kızlarımız vardı. Günlerce aradıkları elbise sonucunda baloda çılgınlar gibi pişti olan tontiriminnoşlarımız vardı. Penye elbise giymiş ve babetle gelmiş paçoz kızlardan bahsedip yazının şıklığını düşürmek istemiyorum. Ben su yeşilimsi uzun bir elbise giymiş, makyajımı kendim yapmıştım. Kendimden pek aşırı memnun olmasam da ortalamanın üzerindeydim. Kimseyle pişti olmadım. Geceyi başarıyla tüm zerafetimle atlattım.
Tabii ki çift çift gelen ve beni kalbimden yaralayan bir takım insanlar da yok değildi. Böyle tatlış tatlış takıldılar. Kimisi kendisini nişan töreninde zannetmek suretiyle erkek arkadaşının kravatını bile elbisenin renginde taktırmıştı. Olsundu. Sevgilisiyleydi. Erkek arkadaşım askerde olmasaydı yanımda olsaydı da kravatını elbisemle uyumlu taksaydı. Ona bile razıydım. Amma ve lakin askerde olması dolayısıyla o gece benimle birlikte olamadı. Neyse. Yanımda olsaydı hata kaza biz de yatcaz kakcaz yatcaz kakcaz hoop ordayım gibim hoppidik şarkılarda slow motion dans eden çiftlerden olabilirdik.
Ben oldum olası böyle discodur odur budur takılan kızlardan olamadım. Hani şık şık, ağır ağır kıyafetler giymiş, süslenmiş tiplerin de sarayın orta yerinde Murat Dalkılıç, Hande Yener vb. şahısların şarkılarıyla hoplayıp zıplamasını da pek anlamıyorum. Ağır abla mıyım neyim. Efendi efendi masamızda oturup sohbet muhabbet etmeyi yeğlerdim mesela. İyiydik öyle.
Neyse bir Boğaziçi öyküsü de bu baloyla sona erdi. İçimde kocaman bir boşluk. Ne olacağım endişesi. Bu arada KPSS'ye de girdim. Tarih coğrafya kısmı eşsiz kötü geçti pek çoklarınki gibi. Ondan pek bahsetmeyeyim. Gerçi yeni mezun oldum ama iş bulamamış olmam acayip mutsuzlandırıyor beni. Hani Boğaziçiliyim diye havada kapacaklardı lan, havamı alıyorum bildiğin. Gittiğim tüm iş görüşmelerinin süreçleri de sağ olsun bir ömür sürüyor. Beklemeye tahammül bırakmıyorlar artık. Yıldım ya. Böyle bir mutsuzluk, böyle bir umutsuzluk yok yani. Devlet mi olacak özel mi olacak ne sikim olacaksa olsun yaşamak istemiyorum bu süreci ben. İnsan mezun olduğuna sevinmez mi ya da mezun olunca bi hafiflemez mi ya. Hafifleyemedim, sevinemedim, daha da ağırlaştırdı beni bu mezuniyet.
Mezuniyetim ve işsizliğim vatana millete hayırlı olsun.
Bi de o tarih kokan sarayın içindeki yürüyen merdivenler nedir abi ya? Tarihi eserlerin amına koymakta ülke olarak yeminle üstümüze yok.
Hepinizi halktan biri olarak öptüm, sardım, sevdim.
Mezuniyet törenlerini geçip direkt baloya dönmek istiyorum. Balomuzu Çırağan Sarayı'nda yaptık. 10 kişilik saplar masamızda gayet mutlu mesuttuk. Yemekten önceki kokteyl inanılmaz zevkliydi. Hepimiz birer Ivana hepimiz birer Hakan Akkaya olduk, gelen geçen kızlara 'bizımla diyılsın' falan yaptık. Pek çoğunuzun tahmin edeceği üzere damat annesi modunda gelen kızlarımız vardı. Yanlış makyaj kurbanı olan teyze görünümlü hanım kızlarımız vardı. Günlerce aradıkları elbise sonucunda baloda çılgınlar gibi pişti olan tontiriminnoşlarımız vardı. Penye elbise giymiş ve babetle gelmiş paçoz kızlardan bahsedip yazının şıklığını düşürmek istemiyorum. Ben su yeşilimsi uzun bir elbise giymiş, makyajımı kendim yapmıştım. Kendimden pek aşırı memnun olmasam da ortalamanın üzerindeydim. Kimseyle pişti olmadım. Geceyi başarıyla tüm zerafetimle atlattım.Tabii ki çift çift gelen ve beni kalbimden yaralayan bir takım insanlar da yok değildi. Böyle tatlış tatlış takıldılar. Kimisi kendisini nişan töreninde zannetmek suretiyle erkek arkadaşının kravatını bile elbisenin renginde taktırmıştı. Olsundu. Sevgilisiyleydi. Erkek arkadaşım askerde olmasaydı yanımda olsaydı da kravatını elbisemle uyumlu taksaydı. Ona bile razıydım. Amma ve lakin askerde olması dolayısıyla o gece benimle birlikte olamadı. Neyse. Yanımda olsaydı hata kaza biz de yatcaz kakcaz yatcaz kakcaz hoop ordayım gibim hoppidik şarkılarda slow motion dans eden çiftlerden olabilirdik.
Ben oldum olası böyle discodur odur budur takılan kızlardan olamadım. Hani şık şık, ağır ağır kıyafetler giymiş, süslenmiş tiplerin de sarayın orta yerinde Murat Dalkılıç, Hande Yener vb. şahısların şarkılarıyla hoplayıp zıplamasını da pek anlamıyorum. Ağır abla mıyım neyim. Efendi efendi masamızda oturup sohbet muhabbet etmeyi yeğlerdim mesela. İyiydik öyle.
Neyse bir Boğaziçi öyküsü de bu baloyla sona erdi. İçimde kocaman bir boşluk. Ne olacağım endişesi. Bu arada KPSS'ye de girdim. Tarih coğrafya kısmı eşsiz kötü geçti pek çoklarınki gibi. Ondan pek bahsetmeyeyim. Gerçi yeni mezun oldum ama iş bulamamış olmam acayip mutsuzlandırıyor beni. Hani Boğaziçiliyim diye havada kapacaklardı lan, havamı alıyorum bildiğin. Gittiğim tüm iş görüşmelerinin süreçleri de sağ olsun bir ömür sürüyor. Beklemeye tahammül bırakmıyorlar artık. Yıldım ya. Böyle bir mutsuzluk, böyle bir umutsuzluk yok yani. Devlet mi olacak özel mi olacak ne sikim olacaksa olsun yaşamak istemiyorum bu süreci ben. İnsan mezun olduğuna sevinmez mi ya da mezun olunca bi hafiflemez mi ya. Hafifleyemedim, sevinemedim, daha da ağırlaştırdı beni bu mezuniyet.
Mezuniyetim ve işsizliğim vatana millete hayırlı olsun.
Bi de o tarih kokan sarayın içindeki yürüyen merdivenler nedir abi ya? Tarihi eserlerin amına koymakta ülke olarak yeminle üstümüze yok.
Hepinizi halktan biri olarak öptüm, sardım, sevdim.
14.6.13
İşsiz bir mezunun mutsuz hayatı
Ülkece zor günlerden geçtiğimiz şu süreçte ben de kendi içimde zor günler geçiriyorum. Geleceğe dair mutsuzluğum ve umutsuzluğum hat safhada. Zaten şu sıralar yanı başındaki insanlar tomaların altında kalırken, biber gazlarını yerken, yerlerde sürünürken ve kan revan içindeyken insan kendinde mutluluk hakkını görmüyor. Yapılan paylaşımlar, direnişe dair yazılar hemen gözlerin yanındaki iki musluğu açıyor, insan iç çeke çeke ağlıyor.
Ben şu sıralar mezun olur gibiyim. Gezi olayları olurken finallerim vardı, bilgisayarın başından bir an bile ayrılamadım, aklım hep oradaydı. Öyle veya böyle girdim sınavlarıma, verdim ödevlerimi projelerimi. Şu an açıklanmayan tek bir notum kaldı, onun dışında her şey yolunda gibi. Ama ben hala kendimi mezun hissetmiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. Akbilimi hiç tam basasım yok. Öğrencilik iyiydi, bomba gibiydi.
Bunun dışında sürekli iş görüşmelerine gidiyorum. İstanbul'un dört bir köşesini gezdim. Tee ebesinin nikahına şirket kuran ve mesaiye 7:15'te başlayan şirket var. Sabah 5'te uyanmam gerekecek kendisine başlamam için. Yine bununla kalsa iyi, görüşmelerde açık açık mesaiye kalmamı beklediklerini söylüyorlar utanmadan. 19:30'da çıkacakmışım yani işten. Eve de işte uyumaya falan gelicem yani. Hal böyle olunca ben de artık bildiğin görüşmeye değil pazarlığa gidiyorum gibi hissediyorum çünkü zaten sonunda resmen pazarlık gibi oluyor. İnsanlar bu özel sektördeki çalışma ortamını çok çirkinleştirmişler. Yıl 2013 sözde kurumsal olup özünde kölelik sistemiyle çalışan şirket var amına koyim.
Çok değişik mülakatlara giriyorum. Kimisinde söze İngilizce başlıyor, kimisinde Türkçe. Arada dil değiştiriyoruz öbüründen devam ediyoruz falan. Özellikle hobilere çok önem veriyorlar şu son gittiklerimde. CV'me de hobilerden birine 'blog yazmak' yazmışım. Ulan hepsi blogumu merak ediyor. Söyle de söyle diye böyle tatlı tatlı merak ediyorlar, ne yazıyorum konusunu söylettiriyorlar bu olay falan çok hoşlarına gidiyor. İKcılar eşsiz meraklı olur zaten. Ama söylemiyorum tabi blogumun adını, merak etmeyin sırrımız güvende.
Ücret beklentim için 2000 net dediğimde suratlarını buruşturuyorlar. Hani söyledikleri şartlar için az bile. Umutsuzlukla gidiyorum her bir görüşmeye. Hiçbiri elbette dört dörtlük değil ama kötünün iyisini de bulmak lazım diye düşünüyorum. Bu arada görüşmelerde bildiğiniz gibi değilim, acayip cabbar, acayip kendine güvenli, acayip hazır cevap bi hatunum. Pek hoşlarına gidiyor. Ama ben hiç içime sinen bir yere gidemedim henüz.
Aklım hala devlette. Ulan liya bırak okulunun ismini it gibi çalıştığın günleri, atan devlete 9-3 çalış 2500 liranı al geç ömrünün sonuna kadar rahatına bak diyorum. Bazı günler devletçi oluyorum bazı günler özel sektörcü. Zaten bu gidişe özel sektörcü olursam bu şartlarda sömürülmelere doyamıcam, tadımdan yenmicem yani.
Şu süreçte acayip bok gibiyim tabi ben. Yüzümün güldüğü ettiği yok. Önümde büyük bi kararsızlık var. Hayatıma ne yaparak devam edeceğim hiç bilmiyorum. Bir boğa burcu olarak kuduruyorum bu belirsizlik dolayısıyla. Erkek arkadaşım hala askerde. Bu tüm boktan süreci kendimle başbaşa atlatıyorum. Çevremde/çevremizde hiç güzel, hiç olumlu şeyler de olmuyor hayata dair hiçbir umut besleyemiyorum.
Bu yazıyı da sırf blogu boşlamamış olmak için yazıyorum. Malum geçen sefer 1 ay yazmamıştım. Bu sefer 3. haftada yazıyorum. Hani çok isterdim komikli komikli yazmak sizleri gülümsetmek ama olmuyor işte ballı lokmalar. Bu olaylar olurken mutlu olmak da haksızlık gibi zaten. Benden haberler böyle. Sizlerde güzel şeyler oluyorsa az paylaşın da mutluluğunuza ortak olalım un kurabiyelerim. Sizleri seviyorum, allah hepimizin gönlüne göre versin inşallah.
Ben şu sıralar mezun olur gibiyim. Gezi olayları olurken finallerim vardı, bilgisayarın başından bir an bile ayrılamadım, aklım hep oradaydı. Öyle veya böyle girdim sınavlarıma, verdim ödevlerimi projelerimi. Şu an açıklanmayan tek bir notum kaldı, onun dışında her şey yolunda gibi. Ama ben hala kendimi mezun hissetmiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. Akbilimi hiç tam basasım yok. Öğrencilik iyiydi, bomba gibiydi.
Bunun dışında sürekli iş görüşmelerine gidiyorum. İstanbul'un dört bir köşesini gezdim. Tee ebesinin nikahına şirket kuran ve mesaiye 7:15'te başlayan şirket var. Sabah 5'te uyanmam gerekecek kendisine başlamam için. Yine bununla kalsa iyi, görüşmelerde açık açık mesaiye kalmamı beklediklerini söylüyorlar utanmadan. 19:30'da çıkacakmışım yani işten. Eve de işte uyumaya falan gelicem yani. Hal böyle olunca ben de artık bildiğin görüşmeye değil pazarlığa gidiyorum gibi hissediyorum çünkü zaten sonunda resmen pazarlık gibi oluyor. İnsanlar bu özel sektördeki çalışma ortamını çok çirkinleştirmişler. Yıl 2013 sözde kurumsal olup özünde kölelik sistemiyle çalışan şirket var amına koyim.
Çok değişik mülakatlara giriyorum. Kimisinde söze İngilizce başlıyor, kimisinde Türkçe. Arada dil değiştiriyoruz öbüründen devam ediyoruz falan. Özellikle hobilere çok önem veriyorlar şu son gittiklerimde. CV'me de hobilerden birine 'blog yazmak' yazmışım. Ulan hepsi blogumu merak ediyor. Söyle de söyle diye böyle tatlı tatlı merak ediyorlar, ne yazıyorum konusunu söylettiriyorlar bu olay falan çok hoşlarına gidiyor. İKcılar eşsiz meraklı olur zaten. Ama söylemiyorum tabi blogumun adını, merak etmeyin sırrımız güvende.Ücret beklentim için 2000 net dediğimde suratlarını buruşturuyorlar. Hani söyledikleri şartlar için az bile. Umutsuzlukla gidiyorum her bir görüşmeye. Hiçbiri elbette dört dörtlük değil ama kötünün iyisini de bulmak lazım diye düşünüyorum. Bu arada görüşmelerde bildiğiniz gibi değilim, acayip cabbar, acayip kendine güvenli, acayip hazır cevap bi hatunum. Pek hoşlarına gidiyor. Ama ben hiç içime sinen bir yere gidemedim henüz.
Aklım hala devlette. Ulan liya bırak okulunun ismini it gibi çalıştığın günleri, atan devlete 9-3 çalış 2500 liranı al geç ömrünün sonuna kadar rahatına bak diyorum. Bazı günler devletçi oluyorum bazı günler özel sektörcü. Zaten bu gidişe özel sektörcü olursam bu şartlarda sömürülmelere doyamıcam, tadımdan yenmicem yani.
Şu süreçte acayip bok gibiyim tabi ben. Yüzümün güldüğü ettiği yok. Önümde büyük bi kararsızlık var. Hayatıma ne yaparak devam edeceğim hiç bilmiyorum. Bir boğa burcu olarak kuduruyorum bu belirsizlik dolayısıyla. Erkek arkadaşım hala askerde. Bu tüm boktan süreci kendimle başbaşa atlatıyorum. Çevremde/çevremizde hiç güzel, hiç olumlu şeyler de olmuyor hayata dair hiçbir umut besleyemiyorum.
Bu yazıyı da sırf blogu boşlamamış olmak için yazıyorum. Malum geçen sefer 1 ay yazmamıştım. Bu sefer 3. haftada yazıyorum. Hani çok isterdim komikli komikli yazmak sizleri gülümsetmek ama olmuyor işte ballı lokmalar. Bu olaylar olurken mutlu olmak da haksızlık gibi zaten. Benden haberler böyle. Sizlerde güzel şeyler oluyorsa az paylaşın da mutluluğunuza ortak olalım un kurabiyelerim. Sizleri seviyorum, allah hepimizin gönlüne göre versin inşallah.
Alekası olanlar
hr,
insan kaynakları,
iş görüşmesi,
mezuniyet,
mutsuz blog,
mülakat,
umutsuz blog
27.5.13
Anne ben mezun oluyorum galiba.
Tembelliğiyle kendinden geçmiş deli divane olmuş bloggerınız Leah size final haftasında koştu geldi canlarım. Ne kadar da beklendik değil mi? Sen 1 ay boyunca yazma sonra kalk gel final haftanda otur blogunun başına. Bak şu Allah'ın işine yani. Neyse gelmişken blogun hakkını vermeden gitmek istemiyorum. Bu yazımda üniversitenin bana kattığı, katmadığı, aldığı, götürdüğü bir takım şeylerden bahsedeceğim. Ne de olsa mezun oluyorum. Mezun oluyorum lan harbi harbi.
Hazırlıkta Kilyos'ta kalmamın da verdiği bir zorunlulukla onlarca hatta yüzlerce insan tanıdım yurtta. Çoğuyla şu an selam bile vermesek de birbirimize Facebook listemde var yani kendileri. Niyeyse bu hazırlıkta tanışılan kitle hep bir kaybetmeye yatkın bir kitle oluyor ya. Neyse. Hazırlıkta iskambil kağıtlarıyla oynanabilecek her türlü oyunu oynadım. Sabahlara kadar batak oynayıp derslere gitmediğim oldu. Bu arada Kilyos'ta ders gördüğüm için bikinimi giyip dersten sonra çıpır çıpır yüzdüğüm de oldu tabi olmadı değil.
Hazırlıktan sonraki sene biraz depresif bir sene oldu. Yalnız yaşamaya başladım. Ama depresyonun yalnız yaşamamla ilgisi yoktu. Zaten blog yazmaya da bu sırada başladım. Ali Sami Yen'e kombinemi bu sırada aldım. Sevgilimle bu bok zamanımda tanıştım. Bu arada benimkinin gelmesine 110 gün var daha yea. Şaka maka hem olumlu hem de olumsuz bir seneydi bu 2009.
Bölüme başladıktan sonra dünyanın en dangalak ödevlerini yaptım, aldığım çıktılarla Türkiye'yi çöl ettim, aldığım kitaplara resmen bir dünya para verdim. Hala durur durur düşünürüm acaba iki fotokopi makinası alıp bir üniversitenin köşesine konuşlanıp fotokopici mi olsam diye. Çok para var kanka bu işte ya. Sonracığıma herkes 'Sizin okul çok güzel hea çimler felan, manzara oh mis' derken ağızlarını yüzlerini kırmamak için kendimi zor tuttum çünkü biz Boğaziçililerin çoğu derslerini kuzey kampüste görür ve o çayır çimenin olduğu güney kampüse yoğunluğundan dolayı hiç uğrayamaz. Anca otobüsle falan geçerken yandan görürdüm mesela ben boğazı.
Bölüme başladıktan sonra gözlerini not bürüyen insanlarla karşılaştım, karşılaşmadım değil. Senin aldığın nota imrenen, aldığın not yüzünden sana bakışı değişen garip bir kitleyle ders gördüm. Tabii ki herkes böyle değildi canikolar. Çok tatlı, minnoş arkadaşlarım da oldu. Benim doğum günlerimi çok bastılar bağırlarına. Böyle sürprizler, pastalar, kurabiyeler falan Kilyos'ta olsun, bölümde olsun böyle çok eğlenceli, komikli şeyler.
Dersleri, ödevleri geçtim bir grup projeleri yaptım ki üniversite hayatım boyunca sormayın gitsin ya. Ve eğer hala hapiste değilsem ve katil olmadıysam bana şaşın un kurabiyelerim. Ben bu grup projeleri kadar insanı dinden imandan çıkaran bir oluşum hayatımda daha görmedim. Ulan sen çalışırsın o çalışmaz, yaparım der yapmaz, gelirim der gelmez, hay ecdadınızı sikim siz gelmeyin ben yapıcam ödevi dersin ama yarrağı yersin çünkü godaman bir ödevle baş edemezsin falan. Allahım çok ciddi bir sınavdı bu grup projeleri. Bittiğine eşsiz seviniyorum.
Bir diğer sıkıntılı hadise de sunumlardı kanka. Sunum yapmaktan dinim imanım gevremişti. Artık yaratıcılıkta sınır tanımamaya başlamıştık son zamanlarda. Son bir sunumum kaldı mesela, onu amuda kalkarak sunmayı planlıyorum. Çok eşsiz yeteneklerimiz gelişti okulumun sayesinde.
Okulun balından, kaymağından faydalanmadım mı ondan da faydalandım dostlarım. Konserlerine gittim, çimlerinde yuvarlandım, en güzel fakültelerinde derse girdim, Aşiyan ki en sevdiğimdir kaçıp kaçıp en şahane şarkılarımı alıp alıp oralarda dinledim. Kedilerle yaşamayı öğrendim ki okulda kendilerine özel fon ayrılmıştır mamaları için falan. Yalnız şu kütüphane olayını çok tadında yaşayamadım gibi geliyor. Ben sese falan epey duyarlı bir vatandaş olduğumdan o sesli çalışma ortamlarında falan grup projesi epey zorladı yani. Kendim için de çok fazla gidip ineklediğimi söyleyemem ama o kütüphaneden çok şahane faydalanabilirdim, içimde uhtedir. Şimdi sonlara gelince kafama dank etmeye başlıyor.
Üniversite hayatımın iki senesi boyunca da it gibi çalıştığımı söylemeden edemeyeceğim. Home office'inden tut, stajına kadar her türlü sömürdü kapitalist sistem beni. Corporate bi karı oldum, sonra sikerim bu işi böyle hayat mı geçer ben devlette çalışayım en iyisi dedim (az önce dedim bunu çok önceden değil) ve orda kaldım. Henüz bir icraatım yok. Zaten iş ilanlarına başvuruyorum arayan yok, çağıran yok ki CV'm oldukça kabarık bir CV yeni mezuna göre. Neyse ya, içlenmeye başladım, depresyona girmeye başladım bu konulardan bahsedince. Yalnız öğrenciliğin şahane bir şey olduğunu çalışmaya başlayınca öğrendim. Şu an içim kan ağlıyor, ayaklarım geri geri gidiyor, günahım kadar mezun olasım yok. Ama olmam ve para kazanmam lazım. ÇEYİZİMDE HİÇBİ ŞEY YOK. Ama evlenmiyoruz da daha. Öyle hormonlarımın horon teptiği dakikalardayız.
Bu arada karanlık gecelerimin yıldızı olan bloguma da şükran borcumu asla ödeyemem. Üniversite hayatım boyunca kaçıp kaçıp geldiğim baba evi gibi oldu, burada bana destek olanlar apartman komşum Ayşe Teyze gibi candan, içten oldu. Şahane şahane bloglar vay anasını dedirtti derdimizden kederimizden kurtardı. Bi de söylemeden edemiyciğim, 6 aylık bloggerlar 1 hafta yazmayınca hemen mail atılıyormuş 'niye yazmıyorsun cınım ya' diye, ben bloggerın dinazoru oldum ve 1 aydır yazmıyorum bana bir allahın kulu mail atmadı la. Zalımlar, hayınlar. Ölsem kalsam eski yazılarımı okucanız durcanız yani hiç umursamıyonuz geleceğimi. Zaten benimki dönsün, blogu çeyiz bloguna dönüştürmeyi düşünüyorum. Bu konuda çok ciddi bir açık görüyorum bloggerda. Moda bloggerı, makyaj bloggerı, anne bloggerı, yemek bloggerı, kişisel blogger var çeyiz blogu yok. OLMALI ÇOCUKLAR. Yapın bunu. Sistemin açıklarından faydalanın yani.
Bi şey dicem. Çok yazdım galiba. O yüzden şimdi bu yazıyı bitiriyorum tamam mı? Öptüm sizi. Ben proje yazmaya döniyim, aşırı eğlenceli falan çünkü. Hı hım, evet.
Bu da pinterest hesabım. Çokzel hatunlar, elbiseler paylaşıyorum burda. Leah Pinterest
Alekası olanlar
acıların çocuğu blog,
Aşiyan,
boğaziçi,
çeyiz,
çimler,
graduation,
güney kampüs,
isyankar blog,
kuzey kampüs,
mezuniyet
2.4.13
En kahraman kahraman: Liseli
Sevgili kınalı karlar, hepinizi patates suratımla selamlıyorum. Bugün annemin salonunu süsleyecek mezuniyet fotograflarımı çektirdim. Pek çok fotografta paşa torunu, padişah torunu gibi çıktım ama olsun ensem kalın neticede. Ya zaten konumuz ensemin kalınlığı, benim godamanlığım değil çocuklar, ben size bazı süper kahramanlardan bahsedicem şimdi. 6 yıllık üniversite hayatım boyunca onlardan o kadar çok gördüm ki o kadar olur.
Sınır tanımıyorlar
Eminim birçoğunuz onlarla her gün burun buruna geliyorsunuz. Kimlerden mi bahsediyorum? Liselilerden. Evet yanlış duymadınız liselilerden. Lütfen yanlış anlaşılmasın, onları çok seviyorum ve en kahraman kahraman görüyorum. Onlar benim için adeta birer Hugo. Okuldan eve, evden okula giderken onları görmeden duramıyorum. İlla bindiğim bir İETT otobüsünde bir öbek liseli oluyor. Bu liseliler çok iyi adapte oluyorlar ortama. Her ortam onlar için bir sınıf. Mesela otobüse bindiler diyelim birisi en öne otursun öbürü en arkada dursun asla konuşmamazlık etmezler. Sınır tanımıyorlar arkadaşlar. Hiçbirimiz onlara engel olamayız.
Yer çekimine meydan okuyorlar
Yine aynı otobüsteyiz çocuklar. Bu otobüs 59R olsun hatta. Şişli-Rumelihisarüstü hattı. Gerçeklere dayandıralım yazımızı. Bir kız grubu binsin otobüse. Bu kızların çoğu bir direğe tutunayım, tutunacak bir dal bulayım demezler. En keskin virajlarda bile hiçbir yere tutunmadan yolculuk ederler. Ne zaman şoför amca bir ani fren yapsa 'aiyyyihihihi' gibi bir ses çıkarıp grupça masum insanların üzerine devrilirler. Bu devrilme onlar için hiç anlam ifade etmez. 'Aiiyh pardon' diyerek masum insanlardan yapmacık bir özür dilerler. Ama bu durum onların yerçekimine meydan okudukları gerçeğini asla değiştirmez.
Ten temasına özen gösterirler
Güzergahımdaki pek çok lisenin okul çıkışını biliyorum ve otobüse bu saatlere denk getirmeden binmeye çalışıyorum. Her ne kadar bu kasışa özen göstersem de bazen elden bir şey gelmiyor çocuklar. Tıklım tıkış otobüste hiç umursamadan çarpıyorlar, sağdaki soldaki insanlara dokunuyorlar, birbirlerine zaten sürekli dokunuyor haldeler Süper kahraman oldukları için halktan insanlara kucak açmışlar sizin anlayacağınız. Halka inmişler. Onlara nasıl teşekkür etsek ne söylesek az.
Kulakları çok iyi duyar
Hepimizin bildiği ve sahip olduğu gibi bir kulaklık modası almış başını gidiyor. Zaten İstanbul trafiğinde uğraşacak bir meşgalen, dinleyecek bir musikin yoksa öldün bittin. En kahraman kahramanlarımız da zaten yer yüzündeki tüm modaları takip ettiklerinden dolayı kuru kafalı bandanalarının üzerinden olsun, altından olsun kulaklıklarını geçirip de gelmişlerdir otobüse. Hem müzik dinleyebilir hem de grupça sohbet edebilirler. Hatta bazıları vardır ki kulaklığını başka bir super kahramanla paylaşır ve yollarına bu şekilde devam ederler. Görüyorsunuz bu super kahramanlar çok yardımsever.
Gelecek onların elinde
Ama hepimiz biliyoruz ki bu çirkin ördek yavrusu ve düşüncesiz halleri er ya da geç gidecek. (Umut fakirin ekmeği mode on) Özellikle üniversiteye gittiklerinde öğrendikleri ilk 10 kelimeden biri 'farkındalık' olacak. Sağı solu rahatsız etmeyecekler. İnsanların kişisel alanlarına (personal space diyolla bu hadiseye) taciz, tecavüz etmek yerine bu alanlara saygı göstermeyi öğrenecekler. Vatana ve millete hayırlı birer evlat haline gelecekler. (Tatlışlar ya. Çok seviyorum sizi ben her şeye(!) rağmen.)
Not: Justin Bieber'ı mı sevcez yoksa One Direction'ı mı? İkisini de sevsek olabilir mi? Zamanın gerisinde kaldım. Süperkahramanlar yardım lütfen!
Sınır tanımıyorlar
Eminim birçoğunuz onlarla her gün burun buruna geliyorsunuz. Kimlerden mi bahsediyorum? Liselilerden. Evet yanlış duymadınız liselilerden. Lütfen yanlış anlaşılmasın, onları çok seviyorum ve en kahraman kahraman görüyorum. Onlar benim için adeta birer Hugo. Okuldan eve, evden okula giderken onları görmeden duramıyorum. İlla bindiğim bir İETT otobüsünde bir öbek liseli oluyor. Bu liseliler çok iyi adapte oluyorlar ortama. Her ortam onlar için bir sınıf. Mesela otobüse bindiler diyelim birisi en öne otursun öbürü en arkada dursun asla konuşmamazlık etmezler. Sınır tanımıyorlar arkadaşlar. Hiçbirimiz onlara engel olamayız.
Yer çekimine meydan okuyorlar
Yine aynı otobüsteyiz çocuklar. Bu otobüs 59R olsun hatta. Şişli-Rumelihisarüstü hattı. Gerçeklere dayandıralım yazımızı. Bir kız grubu binsin otobüse. Bu kızların çoğu bir direğe tutunayım, tutunacak bir dal bulayım demezler. En keskin virajlarda bile hiçbir yere tutunmadan yolculuk ederler. Ne zaman şoför amca bir ani fren yapsa 'aiyyyihihihi' gibi bir ses çıkarıp grupça masum insanların üzerine devrilirler. Bu devrilme onlar için hiç anlam ifade etmez. 'Aiiyh pardon' diyerek masum insanlardan yapmacık bir özür dilerler. Ama bu durum onların yerçekimine meydan okudukları gerçeğini asla değiştirmez.
Ten temasına özen gösterirler
Güzergahımdaki pek çok lisenin okul çıkışını biliyorum ve otobüse bu saatlere denk getirmeden binmeye çalışıyorum. Her ne kadar bu kasışa özen göstersem de bazen elden bir şey gelmiyor çocuklar. Tıklım tıkış otobüste hiç umursamadan çarpıyorlar, sağdaki soldaki insanlara dokunuyorlar, birbirlerine zaten sürekli dokunuyor haldeler Süper kahraman oldukları için halktan insanlara kucak açmışlar sizin anlayacağınız. Halka inmişler. Onlara nasıl teşekkür etsek ne söylesek az.
Kulakları çok iyi duyar
Hepimizin bildiği ve sahip olduğu gibi bir kulaklık modası almış başını gidiyor. Zaten İstanbul trafiğinde uğraşacak bir meşgalen, dinleyecek bir musikin yoksa öldün bittin. En kahraman kahramanlarımız da zaten yer yüzündeki tüm modaları takip ettiklerinden dolayı kuru kafalı bandanalarının üzerinden olsun, altından olsun kulaklıklarını geçirip de gelmişlerdir otobüse. Hem müzik dinleyebilir hem de grupça sohbet edebilirler. Hatta bazıları vardır ki kulaklığını başka bir super kahramanla paylaşır ve yollarına bu şekilde devam ederler. Görüyorsunuz bu super kahramanlar çok yardımsever.
Gelecek onların elinde
Ama hepimiz biliyoruz ki bu çirkin ördek yavrusu ve düşüncesiz halleri er ya da geç gidecek. (Umut fakirin ekmeği mode on) Özellikle üniversiteye gittiklerinde öğrendikleri ilk 10 kelimeden biri 'farkındalık' olacak. Sağı solu rahatsız etmeyecekler. İnsanların kişisel alanlarına (personal space diyolla bu hadiseye) taciz, tecavüz etmek yerine bu alanlara saygı göstermeyi öğrenecekler. Vatana ve millete hayırlı birer evlat haline gelecekler. (Tatlışlar ya. Çok seviyorum sizi ben her şeye(!) rağmen.)
Not: Justin Bieber'ı mı sevcez yoksa One Direction'ı mı? İkisini de sevsek olabilir mi? Zamanın gerisinde kaldım. Süperkahramanlar yardım lütfen!
23.3.13
Okumalık blog yazdım.
Kurabiye yanaklı tontiri minnoş Liya'dan hepinize selamlar. Artık kabıma sığmıyorum çocuklar. Yeteneksizsiniz'deki Baha Bayırlı gibi dobiş, tombiş oldum. Torunlarım olsa kucağıma alır tam bir örnek anneanne/babanne olurum. Hatta erkek olsam tam bir Noel Baba olurum. Mezuniyet kapıda. Fotograf çekimidir, elbise seçimidir, odur budur derken zaman hızla geçecek. Ben fotograflarda yine devasa çıkacağım. O fotografla annemin salonunu süsleyeceğim, gelen misafirleri kepimle selamlayacağım. O fotograf çok önemli çocuklar. Toplum karşısına çıkıyoruz o kepli fotografla biz. Un kurabiyesini hüpleten gerdanı geniş hanım teyzeler süzüm süzüm süzecek, çayını yudumlarken 'ee sizin kız ne yaptı' diye sorup çekiştirecek bizi. Vizyonumuzu, misyonumuzu geniş tutmamız gerek.
E bi de sevgili askere gidecek. Onun psikolojik hazırlıklarını yapıyoruz. Beni uzun döneme hazırlamaya çalışıyor benimki. Nisanda az asker alınıyormuş, bu da mühendis olduğundan uzun dönem çıkma ihtimalini aşırı yüksek görüyor falan. Böyle boktan boktan şeyler. Ankara'nın batısında olduğu sürece uzun dönem çok koymaz diye düşünüyorum ama şans işte bu işler. Hiç belli olmaz. Her türlü en az 5 ay en fazla 1 sene götüm götüm bekleyeceğim. Geldiği zaman da benim olacak fıstık, binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı. Hahahahah.
Bu aralar iyice sapıttım. Türkçe'ye yeni söz öbekleri kazandırmaya başladım. -Melik, -malık ekini ota boka ekleyerek tamlamalar yaratıyorum. Bkz: İzlemelik dizi, okumalık kitap, yemelik yemek, giymelik elbise, içmelik kola, mıncırmalık bebek. Sonsuza kadar türetiyorum böyle. Lafın arasında da söylüyorum, böeeyle bakıyolar haklı olarak. Olsun ama ya hem şişman hem sempatik oldum artık. Tarzım bu.
Geçen gün evdeki makyaj malzemelerinin, kozmetik malzemelerinin %90'ını çöpe attım. Resmen istiflemişim, elim gitmemiş dokunmamışım ya da onlar mitozla çoğalmışlar, yükselen bi grafik izlemişler. İnanamadım koca çöp poşeti doldu. Üzerinde son kullanma tarihi olmayan her şeyi fırlattım attım. Hiç acımadım. Amına kodumun götleri ürünlerin üzerine üretim tarihini geçtim son kullanma tarihi denen dünyanın en önemli şeylerinden birini yazmıyor ya. Böyle bir şey olabilir mi? Nerden bilcez ürün bozulmuş mu bozulmamış mı, taze mi bayat mı. Allahın cezaları ya. Faturaları mı biriktirelim, ürünlerin kutularını mı saklayalım, her aldığımız ürünü bir kenara not mu edelim. Beni çileden çıkarmayın ülen. Neyse şimdi azıcık eşyam var. Çok mutlu, çok huzurlu.
Sonra hunharca Candy Crush oynamaya devam ediyorum. Iphone'um olsa feriştahına kadar ilerlerdim ama işte yokluktan sağdan soldan can bekliyoruz. Yolda görsem utanmadan söylerim can yolla lan bana diye. Zaten bi kemik kadrom var sürekli paslaşıyoruz. Resmen birbirimizin destek ekibiyiz. Allahım işsizlik bana neler yaptırıyo böyle ya. Çıldırcam az kaldı. Gerçi çıldıran arkadaşlarım var bak. Kızın telefonu şu an 22 Haziran 2013'te. Düşün bak can gelsin diye telefonunun saatini, tarihini ne kadar ileri almış. Delirmiş ayol, çıldırmış.
Başka ne anlatsam bilemedim bak. Çenem fazla düşük değil şu an. İzlemelik dizi bulayım da izleyeyim. Siz de okumalık yazımı okumuşunuz çok tatlısınız canlarım benim, candy crushta level atlarsınız inşallah tez zamanda.
Bodrum'a selam, Bodrum'a selam!
E bi de sevgili askere gidecek. Onun psikolojik hazırlıklarını yapıyoruz. Beni uzun döneme hazırlamaya çalışıyor benimki. Nisanda az asker alınıyormuş, bu da mühendis olduğundan uzun dönem çıkma ihtimalini aşırı yüksek görüyor falan. Böyle boktan boktan şeyler. Ankara'nın batısında olduğu sürece uzun dönem çok koymaz diye düşünüyorum ama şans işte bu işler. Hiç belli olmaz. Her türlü en az 5 ay en fazla 1 sene götüm götüm bekleyeceğim. Geldiği zaman da benim olacak fıstık, binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı. Hahahahah.
Bu aralar iyice sapıttım. Türkçe'ye yeni söz öbekleri kazandırmaya başladım. -Melik, -malık ekini ota boka ekleyerek tamlamalar yaratıyorum. Bkz: İzlemelik dizi, okumalık kitap, yemelik yemek, giymelik elbise, içmelik kola, mıncırmalık bebek. Sonsuza kadar türetiyorum böyle. Lafın arasında da söylüyorum, böeeyle bakıyolar haklı olarak. Olsun ama ya hem şişman hem sempatik oldum artık. Tarzım bu.
Geçen gün evdeki makyaj malzemelerinin, kozmetik malzemelerinin %90'ını çöpe attım. Resmen istiflemişim, elim gitmemiş dokunmamışım ya da onlar mitozla çoğalmışlar, yükselen bi grafik izlemişler. İnanamadım koca çöp poşeti doldu. Üzerinde son kullanma tarihi olmayan her şeyi fırlattım attım. Hiç acımadım. Amına kodumun götleri ürünlerin üzerine üretim tarihini geçtim son kullanma tarihi denen dünyanın en önemli şeylerinden birini yazmıyor ya. Böyle bir şey olabilir mi? Nerden bilcez ürün bozulmuş mu bozulmamış mı, taze mi bayat mı. Allahın cezaları ya. Faturaları mı biriktirelim, ürünlerin kutularını mı saklayalım, her aldığımız ürünü bir kenara not mu edelim. Beni çileden çıkarmayın ülen. Neyse şimdi azıcık eşyam var. Çok mutlu, çok huzurlu.
Sonra hunharca Candy Crush oynamaya devam ediyorum. Iphone'um olsa feriştahına kadar ilerlerdim ama işte yokluktan sağdan soldan can bekliyoruz. Yolda görsem utanmadan söylerim can yolla lan bana diye. Zaten bi kemik kadrom var sürekli paslaşıyoruz. Resmen birbirimizin destek ekibiyiz. Allahım işsizlik bana neler yaptırıyo böyle ya. Çıldırcam az kaldı. Gerçi çıldıran arkadaşlarım var bak. Kızın telefonu şu an 22 Haziran 2013'te. Düşün bak can gelsin diye telefonunun saatini, tarihini ne kadar ileri almış. Delirmiş ayol, çıldırmış.
Başka ne anlatsam bilemedim bak. Çenem fazla düşük değil şu an. İzlemelik dizi bulayım da izleyeyim. Siz de okumalık yazımı okumuşunuz çok tatlısınız canlarım benim, candy crushta level atlarsınız inşallah tez zamanda.
Bodrum'a selam, Bodrum'a selam!
Alekası olanlar
Baha Bayırlı,
balo,
Candy Crush,
Candy Crush Saga,
kep,
mezuniyet,
okul,
okullu blog,
Yeteneksizsiniz
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)



