mezuniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mezuniyet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8.7.13

Mezuniyet balomuzu da yaptık, bitti, SON.

Tüm vasıfsızlığım ve işsizliğimle hepinizi selamlıyorum şekerparelerim. Siz yokken başımdan 2 mezuniyet töreni, 1 de mezuniyet balosu geçti. Böyle deyince sanki başımdan 3 evlilik geçmiş gibi oldu ama anladınız siz. Resmen boş zamanlarımda mezun oldum ben. Bir sürü tantana, bir sürü heyecan, bir sürü farklı duygu, bir sürü üzüntü. Her şey bir aradaydı. Ayaklarım sonsuz kez geri geri gitti. Öğrenci olmak inanılmaz güzeldi. Öğrenci kartımı geri verirken yaşadığım duygu sebebiyle güney çimlere yatıp debelenmek istedim. Zaten bir süre sonra akbilimin tam ücret basacak olması beni mahvediyordu, öğrenci kartımı verince kendimi çırılçıplak hissettim. Resmen halk olmuştum artık. Otobüslerde 1.95TL basacak, hiçbir öğrenci indiriminden faydalanamayacaktım. Buna yaşamak mı denirdi? Denmezdi tabi. Şu sıralar bitkisel hayatta gibiyim. Tam bir ev kızı oldum.

Mezuniyet törenlerini geçip direkt baloya dönmek istiyorum. Balomuzu Çırağan Sarayı'nda yaptık. 10 kişilik saplar masamızda gayet mutlu mesuttuk. Yemekten önceki kokteyl inanılmaz zevkliydi. Hepimiz birer Ivana hepimiz birer Hakan Akkaya olduk, gelen geçen kızlara 'bizımla diyılsın' falan yaptık. Pek çoğunuzun tahmin edeceği üzere damat annesi modunda gelen kızlarımız vardı. Yanlış makyaj kurbanı olan teyze görünümlü hanım kızlarımız vardı. Günlerce aradıkları elbise sonucunda baloda çılgınlar gibi pişti olan tontiriminnoşlarımız vardı. Penye elbise giymiş ve babetle gelmiş paçoz kızlardan bahsedip yazının şıklığını düşürmek istemiyorum. Ben su yeşilimsi uzun bir elbise giymiş, makyajımı kendim yapmıştım. Kendimden pek aşırı memnun olmasam da ortalamanın üzerindeydim. Kimseyle pişti olmadım. Geceyi başarıyla tüm zerafetimle atlattım.

Tabii ki çift çift gelen ve beni kalbimden yaralayan bir takım insanlar da yok değildi. Böyle tatlış tatlış takıldılar. Kimisi kendisini nişan töreninde zannetmek suretiyle erkek arkadaşının kravatını bile elbisenin renginde taktırmıştı. Olsundu. Sevgilisiyleydi. Erkek arkadaşım askerde olmasaydı yanımda olsaydı da kravatını elbisemle uyumlu taksaydı. Ona bile razıydım. Amma ve lakin askerde olması dolayısıyla o gece benimle birlikte olamadı. Neyse. Yanımda olsaydı hata kaza biz de yatcaz kakcaz yatcaz kakcaz hoop ordayım gibim hoppidik şarkılarda slow motion dans eden çiftlerden olabilirdik.

Ben oldum olası böyle discodur odur budur takılan kızlardan olamadım. Hani şık şık, ağır ağır kıyafetler giymiş, süslenmiş tiplerin de sarayın orta yerinde Murat Dalkılıç, Hande Yener vb. şahısların şarkılarıyla hoplayıp zıplamasını da pek anlamıyorum. Ağır abla mıyım neyim. Efendi efendi masamızda oturup sohbet muhabbet etmeyi yeğlerdim mesela. İyiydik öyle.

Neyse bir Boğaziçi öyküsü de bu baloyla sona erdi. İçimde kocaman bir boşluk. Ne olacağım endişesi. Bu arada KPSS'ye de girdim. Tarih coğrafya kısmı eşsiz kötü geçti pek çoklarınki gibi. Ondan pek bahsetmeyeyim. Gerçi yeni mezun oldum ama iş bulamamış olmam acayip mutsuzlandırıyor beni. Hani Boğaziçiliyim diye havada kapacaklardı lan, havamı alıyorum bildiğin. Gittiğim tüm iş görüşmelerinin süreçleri de sağ olsun bir ömür sürüyor. Beklemeye tahammül bırakmıyorlar artık. Yıldım ya. Böyle bir mutsuzluk, böyle bir umutsuzluk yok yani. Devlet mi olacak özel mi olacak ne sikim olacaksa olsun yaşamak istemiyorum bu süreci ben. İnsan mezun olduğuna sevinmez mi ya da mezun olunca bi hafiflemez mi ya. Hafifleyemedim, sevinemedim, daha da ağırlaştırdı beni bu mezuniyet.

Mezuniyetim ve işsizliğim vatana millete hayırlı olsun.
Bi de o tarih kokan sarayın içindeki yürüyen merdivenler nedir abi ya? Tarihi eserlerin amına koymakta ülke olarak yeminle üstümüze yok.
Hepinizi halktan biri olarak öptüm, sardım, sevdim.

14.6.13

İşsiz bir mezunun mutsuz hayatı

Ülkece zor günlerden geçtiğimiz şu süreçte ben de kendi içimde zor günler geçiriyorum. Geleceğe dair mutsuzluğum ve umutsuzluğum hat safhada. Zaten şu sıralar yanı başındaki insanlar tomaların altında kalırken, biber gazlarını yerken, yerlerde sürünürken ve kan revan içindeyken insan kendinde mutluluk hakkını görmüyor. Yapılan paylaşımlar, direnişe dair yazılar hemen gözlerin yanındaki iki musluğu açıyor, insan iç çeke çeke ağlıyor.

Ben şu sıralar mezun olur gibiyim. Gezi olayları olurken finallerim vardı, bilgisayarın başından bir an bile ayrılamadım, aklım hep oradaydı. Öyle veya böyle girdim sınavlarıma, verdim ödevlerimi projelerimi. Şu an açıklanmayan tek bir notum kaldı, onun dışında her şey yolunda gibi. Ama ben hala kendimi mezun hissetmiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. Akbilimi hiç tam basasım yok. Öğrencilik iyiydi, bomba gibiydi.

Bunun dışında sürekli iş görüşmelerine gidiyorum. İstanbul'un dört bir köşesini gezdim. Tee ebesinin nikahına şirket kuran ve mesaiye 7:15'te başlayan şirket var. Sabah 5'te uyanmam gerekecek kendisine başlamam için. Yine bununla kalsa iyi, görüşmelerde açık açık mesaiye kalmamı beklediklerini söylüyorlar utanmadan. 19:30'da çıkacakmışım yani işten. Eve de işte uyumaya falan gelicem yani. Hal böyle olunca ben de artık bildiğin görüşmeye değil pazarlığa gidiyorum gibi hissediyorum çünkü zaten sonunda resmen pazarlık gibi oluyor. İnsanlar bu özel sektördeki çalışma ortamını çok çirkinleştirmişler. Yıl 2013 sözde kurumsal olup özünde kölelik sistemiyle çalışan şirket var amına koyim.

Çok değişik mülakatlara giriyorum. Kimisinde söze İngilizce başlıyor, kimisinde Türkçe. Arada dil değiştiriyoruz öbüründen devam ediyoruz falan. Özellikle hobilere çok önem veriyorlar şu son gittiklerimde. CV'me de hobilerden birine 'blog yazmak' yazmışım. Ulan hepsi blogumu merak ediyor. Söyle de söyle diye böyle tatlı tatlı merak ediyorlar, ne yazıyorum konusunu söylettiriyorlar bu olay falan çok hoşlarına gidiyor. İKcılar eşsiz meraklı olur zaten. Ama söylemiyorum tabi blogumun adını, merak etmeyin sırrımız güvende.

Ücret beklentim için 2000 net dediğimde suratlarını buruşturuyorlar. Hani söyledikleri şartlar için az bile. Umutsuzlukla gidiyorum her bir görüşmeye. Hiçbiri elbette dört dörtlük değil ama kötünün iyisini de bulmak lazım diye düşünüyorum. Bu arada görüşmelerde bildiğiniz gibi değilim, acayip cabbar, acayip kendine güvenli, acayip hazır cevap bi hatunum. Pek hoşlarına gidiyor. Ama ben hiç içime sinen bir yere gidemedim henüz.

Aklım hala devlette. Ulan liya bırak okulunun ismini it gibi çalıştığın günleri, atan devlete 9-3 çalış 2500 liranı al geç ömrünün sonuna kadar rahatına bak diyorum. Bazı günler devletçi oluyorum bazı günler özel sektörcü. Zaten bu gidişe özel sektörcü olursam bu şartlarda sömürülmelere doyamıcam, tadımdan yenmicem yani. 

Şu süreçte acayip bok gibiyim tabi ben. Yüzümün güldüğü ettiği yok. Önümde büyük bi kararsızlık var. Hayatıma ne yaparak devam edeceğim hiç bilmiyorum. Bir boğa burcu olarak kuduruyorum bu belirsizlik dolayısıyla. Erkek arkadaşım hala askerde. Bu tüm boktan süreci kendimle başbaşa atlatıyorum. Çevremde/çevremizde hiç güzel, hiç olumlu şeyler de olmuyor hayata dair hiçbir umut besleyemiyorum.

Bu yazıyı da sırf blogu boşlamamış olmak için yazıyorum. Malum geçen sefer 1 ay yazmamıştım. Bu sefer 3. haftada yazıyorum. Hani çok isterdim komikli komikli yazmak sizleri gülümsetmek ama olmuyor işte ballı lokmalar. Bu olaylar olurken mutlu olmak da haksızlık gibi zaten. Benden haberler böyle. Sizlerde güzel şeyler oluyorsa az paylaşın da mutluluğunuza ortak olalım un kurabiyelerim. Sizleri seviyorum, allah hepimizin gönlüne göre versin inşallah.

27.5.13

Anne ben mezun oluyorum galiba.


             Tembelliğiyle kendinden geçmiş deli divane olmuş bloggerınız Leah size final haftasında koştu geldi canlarım. Ne kadar da beklendik değil mi? Sen 1 ay boyunca yazma sonra kalk gel final haftanda otur blogunun başına. Bak şu Allah'ın işine yani. Neyse gelmişken blogun hakkını vermeden gitmek istemiyorum. Bu yazımda üniversitenin bana kattığı, katmadığı, aldığı, götürdüğü bir takım şeylerden bahsedeceğim. Ne de olsa mezun oluyorum. Mezun oluyorum lan harbi harbi.
             
             Hazırlıkta Kilyos'ta kalmamın da verdiği bir zorunlulukla onlarca hatta yüzlerce insan tanıdım yurtta. Çoğuyla şu an selam bile vermesek de birbirimize Facebook listemde var yani kendileri. Niyeyse bu hazırlıkta tanışılan kitle hep bir kaybetmeye yatkın bir kitle oluyor ya. Neyse. Hazırlıkta iskambil kağıtlarıyla oynanabilecek her türlü oyunu oynadım. Sabahlara kadar batak oynayıp derslere gitmediğim oldu. Bu arada Kilyos'ta ders gördüğüm için bikinimi giyip dersten sonra çıpır çıpır yüzdüğüm de oldu tabi olmadı değil.

             Hazırlıktan sonraki sene biraz depresif bir sene oldu. Yalnız yaşamaya başladım. Ama depresyonun yalnız yaşamamla ilgisi yoktu. Zaten blog yazmaya da bu sırada başladım. Ali Sami Yen'e kombinemi bu sırada aldım. Sevgilimle bu bok zamanımda tanıştım. Bu arada benimkinin gelmesine 110 gün var daha yea. Şaka maka hem olumlu hem de olumsuz bir seneydi bu 2009.

            Bölüme başladıktan sonra dünyanın en dangalak ödevlerini yaptım, aldığım çıktılarla Türkiye'yi çöl ettim, aldığım kitaplara resmen bir dünya para verdim. Hala durur durur düşünürüm acaba iki fotokopi makinası alıp bir üniversitenin köşesine konuşlanıp fotokopici mi olsam diye. Çok para var kanka bu işte ya. Sonracığıma herkes 'Sizin okul çok güzel hea çimler felan, manzara oh mis' derken ağızlarını yüzlerini kırmamak için kendimi zor tuttum çünkü biz Boğaziçililerin çoğu derslerini kuzey kampüste görür ve o çayır çimenin olduğu güney kampüse yoğunluğundan dolayı hiç uğrayamaz. Anca otobüsle falan geçerken yandan görürdüm mesela ben boğazı.

           Bölüme başladıktan sonra gözlerini not bürüyen insanlarla karşılaştım, karşılaşmadım değil. Senin aldığın nota imrenen, aldığın not yüzünden sana bakışı değişen garip bir kitleyle ders gördüm. Tabii ki herkes böyle değildi canikolar. Çok tatlı, minnoş arkadaşlarım da oldu. Benim doğum günlerimi çok bastılar bağırlarına. Böyle sürprizler, pastalar, kurabiyeler falan Kilyos'ta olsun, bölümde olsun böyle çok eğlenceli, komikli şeyler.

            Dersleri, ödevleri geçtim bir grup projeleri yaptım ki üniversite hayatım boyunca sormayın gitsin ya. Ve eğer hala hapiste değilsem ve katil olmadıysam bana şaşın un kurabiyelerim. Ben bu grup projeleri kadar insanı dinden imandan çıkaran bir oluşum hayatımda daha görmedim. Ulan sen çalışırsın o çalışmaz, yaparım der yapmaz, gelirim der gelmez, hay ecdadınızı sikim siz gelmeyin ben yapıcam ödevi dersin ama yarrağı yersin çünkü godaman bir ödevle baş edemezsin falan. Allahım çok ciddi bir sınavdı bu grup projeleri. Bittiğine eşsiz seviniyorum.

            Bir diğer sıkıntılı hadise de sunumlardı kanka. Sunum yapmaktan dinim imanım gevremişti. Artık yaratıcılıkta sınır tanımamaya başlamıştık son zamanlarda. Son bir sunumum kaldı mesela, onu amuda kalkarak sunmayı planlıyorum. Çok eşsiz yeteneklerimiz gelişti okulumun sayesinde.

         Okulun balından, kaymağından faydalanmadım mı ondan da faydalandım dostlarım. Konserlerine gittim, çimlerinde yuvarlandım, en güzel fakültelerinde derse girdim, Aşiyan ki en sevdiğimdir kaçıp kaçıp en şahane şarkılarımı alıp alıp oralarda dinledim. Kedilerle yaşamayı öğrendim ki okulda kendilerine özel fon ayrılmıştır mamaları için falan. Yalnız şu kütüphane olayını çok tadında yaşayamadım gibi geliyor. Ben sese falan epey duyarlı bir vatandaş olduğumdan o sesli çalışma ortamlarında falan grup projesi epey zorladı yani. Kendim için de çok fazla gidip ineklediğimi söyleyemem ama o kütüphaneden çok şahane faydalanabilirdim, içimde uhtedir. Şimdi sonlara gelince kafama dank etmeye başlıyor.

       Üniversite hayatımın iki senesi boyunca da it gibi çalıştığımı söylemeden edemeyeceğim. Home office'inden tut, stajına kadar her türlü sömürdü kapitalist sistem beni. Corporate bi karı oldum, sonra sikerim bu işi böyle hayat mı geçer ben devlette çalışayım en iyisi dedim (az önce dedim bunu çok önceden değil) ve orda kaldım. Henüz bir icraatım yok. Zaten iş ilanlarına başvuruyorum arayan yok, çağıran yok ki CV'm oldukça kabarık bir CV yeni mezuna göre. Neyse ya, içlenmeye başladım, depresyona girmeye başladım bu konulardan bahsedince. Yalnız öğrenciliğin şahane bir şey olduğunu çalışmaya başlayınca öğrendim. Şu an içim kan ağlıyor, ayaklarım geri geri gidiyor, günahım kadar mezun olasım yok. Ama olmam ve para kazanmam lazım. ÇEYİZİMDE HİÇBİ ŞEY YOK. Ama evlenmiyoruz da daha. Öyle hormonlarımın horon teptiği dakikalardayız.

       Bu arada karanlık gecelerimin yıldızı olan bloguma da şükran borcumu asla ödeyemem. Üniversite hayatım boyunca kaçıp kaçıp geldiğim baba evi gibi oldu, burada bana destek olanlar apartman komşum Ayşe Teyze gibi candan, içten oldu. Şahane şahane bloglar vay anasını dedirtti derdimizden kederimizden kurtardı. Bi de söylemeden edemiyciğim, 6 aylık bloggerlar 1 hafta yazmayınca hemen mail atılıyormuş 'niye yazmıyorsun cınım ya' diye, ben bloggerın dinazoru oldum ve 1 aydır yazmıyorum bana bir allahın kulu mail atmadı la. Zalımlar, hayınlar. Ölsem kalsam eski yazılarımı okucanız durcanız yani hiç umursamıyonuz geleceğimi. Zaten benimki dönsün, blogu çeyiz bloguna dönüştürmeyi düşünüyorum. Bu konuda çok ciddi bir açık görüyorum bloggerda. Moda bloggerı, makyaj bloggerı, anne bloggerı, yemek bloggerı, kişisel blogger var çeyiz blogu yok. OLMALI ÇOCUKLAR. Yapın bunu. Sistemin açıklarından faydalanın yani.

Bi şey dicem. Çok yazdım galiba. O yüzden şimdi bu yazıyı bitiriyorum tamam mı? Öptüm sizi. Ben proje yazmaya döniyim, aşırı eğlenceli falan çünkü. Hı hım, evet.

Bu da pinterest hesabım. Çokzel hatunlar, elbiseler paylaşıyorum burda. Leah Pinterest

23.3.13

Okumalık blog yazdım.

Kurabiye yanaklı tontiri minnoş Liya'dan hepinize selamlar. Artık kabıma sığmıyorum çocuklar. Yeteneksizsiniz'deki Baha Bayırlı gibi dobiş, tombiş oldum. Torunlarım olsa kucağıma alır tam bir örnek anneanne/babanne olurum. Hatta erkek olsam tam bir Noel Baba olurum. Mezuniyet kapıda. Fotograf çekimidir, elbise seçimidir, odur budur derken zaman hızla geçecek. Ben fotograflarda yine devasa çıkacağım. O fotografla annemin salonunu süsleyeceğim, gelen misafirleri kepimle selamlayacağım. O fotograf çok önemli çocuklar. Toplum karşısına çıkıyoruz o kepli fotografla biz. Un kurabiyesini hüpleten gerdanı geniş hanım teyzeler süzüm süzüm süzecek, çayını yudumlarken 'ee sizin kız ne yaptı' diye sorup çekiştirecek bizi. Vizyonumuzu, misyonumuzu geniş tutmamız gerek.

E bi de sevgili askere gidecek. Onun psikolojik hazırlıklarını yapıyoruz. Beni uzun döneme hazırlamaya çalışıyor benimki. Nisanda az asker alınıyormuş, bu da mühendis olduğundan uzun dönem çıkma ihtimalini aşırı yüksek görüyor falan. Böyle boktan boktan şeyler. Ankara'nın batısında olduğu sürece uzun dönem çok koymaz diye düşünüyorum ama şans işte bu işler. Hiç belli olmaz. Her türlü en az 5 ay en fazla 1 sene götüm götüm bekleyeceğim. Geldiği zaman da benim olacak fıstık, binicem üstüne vurucam kırbacı vurucam kırbacı. Hahahahah.

Bu aralar iyice sapıttım. Türkçe'ye yeni söz öbekleri kazandırmaya başladım. -Melik, -malık ekini ota boka ekleyerek tamlamalar yaratıyorum. Bkz: İzlemelik dizi, okumalık kitap, yemelik yemek, giymelik elbise, içmelik kola, mıncırmalık bebek. Sonsuza kadar türetiyorum böyle. Lafın arasında da söylüyorum, böeeyle bakıyolar haklı olarak. Olsun ama ya hem şişman hem sempatik oldum artık. Tarzım bu.

Geçen gün evdeki makyaj malzemelerinin, kozmetik malzemelerinin %90'ını çöpe attım. Resmen istiflemişim, elim gitmemiş dokunmamışım ya da onlar mitozla çoğalmışlar, yükselen bi grafik izlemişler. İnanamadım koca çöp poşeti doldu. Üzerinde son kullanma tarihi olmayan her şeyi fırlattım attım. Hiç acımadım. Amına kodumun götleri ürünlerin üzerine üretim tarihini geçtim son kullanma tarihi denen dünyanın en önemli şeylerinden birini yazmıyor ya. Böyle bir şey olabilir mi? Nerden bilcez ürün bozulmuş mu bozulmamış mı, taze mi bayat mı. Allahın cezaları ya. Faturaları mı biriktirelim, ürünlerin kutularını mı saklayalım, her aldığımız ürünü bir kenara not mu edelim. Beni çileden çıkarmayın ülen. Neyse şimdi azıcık eşyam var. Çok mutlu, çok huzurlu.

Sonra hunharca Candy Crush oynamaya devam ediyorum. Iphone'um olsa feriştahına kadar ilerlerdim ama işte yokluktan sağdan soldan can bekliyoruz. Yolda görsem utanmadan söylerim can yolla lan bana diye. Zaten bi kemik kadrom var sürekli paslaşıyoruz. Resmen birbirimizin destek ekibiyiz. Allahım işsizlik bana neler yaptırıyo böyle ya. Çıldırcam az kaldı. Gerçi çıldıran arkadaşlarım var bak. Kızın telefonu şu an 22 Haziran 2013'te. Düşün bak can gelsin diye telefonunun saatini, tarihini ne kadar ileri almış. Delirmiş ayol, çıldırmış.

Başka ne anlatsam bilemedim bak. Çenem fazla düşük değil şu an. İzlemelik dizi bulayım da izleyeyim. Siz de okumalık yazımı okumuşunuz çok tatlısınız canlarım benim, candy crushta level atlarsınız inşallah tez zamanda.

Bodrum'a selam, Bodrum'a selam!