mutsuz blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mutsuz blog etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

20.7.14

Merhaba mevsim yaz

Sizleri en son ilkbaharda bırakmıştım, şimdi yaz olmuş, ayıp denen bir şeyin varlığı bloguma daha bir peydah olmuş yavruşkalarım. Aslında son 3 ayda hayatımda bir takım enteresanlıklar olmadı değil oldu ama ne bileyim bloga yazasım gelmedi.

Tam bir ay boyunca hastaydım. İlk yarısında koluma travma yaşatmışım. Ortopedist öyle dedi. Nasıl başardığımı sordu, dedim ben hayatım boyunca çok başarılı bir insan oldum, bunu da başarmışımdır. Bu arada lanet kol kalkmıyor. Ne ceket giyebildim, ne saç tarayabildim. Resmen acılardan acı beğendim kendime her sağ kolumu kaldırışımda. Kas gevşeticilerle yaşadım. Akabinde bir grip oldum tam yaz ortası. Dede nene stilinde ilaç torbam oldu. Sonunda bademciklerimin alınmasına karar verildi. Hala günde bi paket sigara içen amcalar gibi öksürüyorum.

Kolumun kalkmadığı sıralarda Barcelona'ya gittim bir arkadaşımla. Şu sıralar it gibi özlüyorum hatta şehri. Ulan işte sevgilin yokken gezeceksin böyle şehirleri. Tapas, braves, cava, sangria derken baya net harikalar kumpanyası oldum çıktım oradayken. Bu arada sabah akşam içtiğim kas gevşeticilerin midemi bellemesinden pek bahsetmek istemiyorum.

Sonra sanırım döndükten bir hafta kadar sonra bir hafta boyunca birilerine çok yoğun duygular besledim. Hiç ummadığım bir anda, hiç ummadığım savunmasızlıkta yakalandım kendisine. Hatta aşık oldum sanırım diye gezdim birkaç gün. Sonra istemedi birden. Ben değişik biriyim dedi. İncindim bir parça. Sonra geçti ya da geçiyor. Ama güzeldi, ben kendimde öyle hisler kalmadı sanıyordum. Bir ara uçan balon gibi oldum yanında, uçuyordum adeta. Ama şimdi havam kaçtı, yere indim. Kara parçası çok güzel, siz de gelin.

İşte bu "ben nelerle başa çıktım bununla mı yıkılacağım" kafasından çok sıkıldım. Teee 16. yüzyıldaki eski erkek arkadaşımla buluştım diyor ki sen çok güçlü bi kadınsın. So fucking what diyesim geliyor. Yoruldum amına koyim. Tee 18 yaşımdan beri ailemin maddi desteğinden başka hiçbir şey almadım neredeyse. Kendi göbeğimi kendim kesmekten yoruldum. Şu sıralar sahip olduğum depresif kafa çok eşsiz. İş de bol mesaili hala, pek yolunda gitmiyor gibi. Kimsenin memnun olmadığı yok da ben değilim sanırım. Hani böyle her şeyi herkesi bırakıp dünyanın herhangi bir noktasına gidiverecekmişim gibi hissediyorum.

Hayatımda birisi lazım mı lazım değil mi pek kestiremiyorum. Sanırım bir adam yerine depresyonu kucakladım ben yanlışlıkla. Şu sıralar mutlu  bir ben olmaktan başka çabamın olmaması lazım. Eskisi gibi gülmüyorum. Sadece bayram tatili gelsin de Didim'e gideyim ailemin yanına diye bekliyorum. Orada da bir takım huzursuzluklar eminim ki bekliyor. Neyse yollasınlar gelsin.

Bu arada bir kere daha tanıştığım birisi "Sen çok güzel bi kızsın ama şu göbeğini eritirsen mükemmel olacaksın" derse siz şeker topakları için blogumu
cezaevinden yazıyor olacağım.

Hepinize sevgiler,
Leah





22.2.14

Muhteşem Liya'nın Muhteşem Yaşamı

Sisli İstanbul sokaklarım, karlı Cumartesilerim, yağmurlu Pazarlarım napıyonuz? Size aylardır yazmamayı kendime borç bilmişim sanırım. Kumanda paneline gelip gelip takvim hesabı yapıp "1 ay 6 gündür yazmamışım" falan demişim ve bunu hemen hemen her gün yapmışım. "Yazmayalı tam 2 ay olmuş ohannes" demeden bir gün önce muhteşem yaşamımı sizlere de yazmak istedim. Malum, herkes böyle bir yaşam süremez.

Hayatımın heyecan kat sayısının eşi bucağı yok, sonsuza uzanıyor namussuz. Bakalım mesaiden bu akşam da saat kaçta çıkıcam hmmmm yapmak suretiyle Ocak ve Şubat aylarında sadece bir kere beş buçukta, bir kere de altıda çıkarak şahane rekorlar kırdım. Sonra kendime küçük sürprizler yapıp nevresim takımları aldım, hafta sonlarma hazırlık yaptım. Mis kokulu uyku setlerimin içine kedi stili kıvrılıp miskinliğimin doruklarına çıktım, şu an hala oradayım. Hatta size bu satırları tam olarak oradan yazıyorum.



Muzo bozuldu, kendisini 2 aydır servise veremedim. Daha doğrusu vermeye üşendim. Kapıdan çıktım aklıma geldi, yukarı çıkmaya erindim, kapıdan çıkmadan hadi bu sefer gidiyoruz Muzo dedim, sonra ulan bunun içinde benim iç gıdıklayıcı derecede seksi fotograflarım vardır ben buna bi ince ayar çekeyim öyle veririm dedim gene veremedim. Şu an kapının orda yerde duruyor. Kucağımda da eski piçim var. O da şu an bana bir sevgili sıcaklığı veriyor. Nasıl ısıtıyor bacaklarımı falan anlatabilemem.

Bu arada hala sevgilimin olmadığının altını çizmek isterim. Zaten sevgilimin olabilmesi için kendisini part time çalıştırmam lazım amk. Böyle bir yaşam olabilir mi? Evimde yemek pişiremiyorum. Yemek pişiremiyorsam sevgililiğin ne anlamı var? Bu arada yüzeysel birkaç denemem olmadı da değil tabi sevgili bağlamında. Ben sevgili işlerini bırakalı ortalık baya her çiçekten bal alma stiliyle yaşayanlarlan dolup taşmış. Benlik değil kimse. Bütün adamların boyu zaten 178 falan  maksimum. Benim gibi adama yapılır mı ulan bu? Boyu 185 üzeri, askerliğini yapmış, sigortalı, işi gücü yerinde olan adaylarmı bekliyorum. İşten erken çıkabilsem Esra Erol'a çıkıcam bu stil adam bulabilmek için. Çıkamıyorum da. Gerçi hala yayınlanıyor mu o bilmiyorum ama. Bu arada harbi harbi dışarıdan gördüğüm adamlar ancak yemeksepeti siparişi getiren motor kuryeler. Onlardan da henüz beğendiğim çıkmadı arkadaşlar. Şirketten de sevgili yapmak tarzım değil, olmaz.

Dizi izleyemiyorum zaten. Eve 10'da gel, duşa gir, oje sür derken hemen uyku stili sahibi oluyorum hemen. Ne dizisi, tüm diziler benim ama hiçbirini izleyemiyorum. Hafta sonu yatağımın içinde hepsini izlemeye çalışıyorum salatalık turşusu yiyerek. Muhteşem hayatımı gözler önüne serip sizleri kıskandırmak istemezdim ama böyle bir hayat herkese nasip olmaz yani.............

Önceden kendini köpek insanı olarak nitelendiren Liya, kedi insanı olarak bildirdi.
Bi de eyeliner süremeyen Liya da bildirdi.
Bi de son olarak göbekli ve gıdılı ama kendisi zayıf Liya bildirdi.



 


27.7.13

Evdeki huzur, mutluluk budur.

Sevgili kızgın kumlardan serin sulara atlayanlar, atlamak üzere olanlar ya da hiç atlamayanlar; hepinize klimalı ortamdan selam ve sevgi getirdim. Yetişkin bir Leah olarak lisans hayatım boyunca 284 gün çalışmışım, sicilime işlemiş. Bırak sicili içerime bile işledi hem okul hem staj kastırmak. Geçen yazımı da 'Ne olacam ben ehi öhü ühü' şeklinde bol soru işaretli yazmıştım. O yazıyı yazdıktan yaklaşık 3 hatta 2 buçuk gün sonra (çünkü yazıyı gece yazmıştım da) görüştüğüm yerlerden bir teklif aldım. Hiç ummuyordum, hiç beklemiyordum açıkçası.

Daha önce de bahsettiğim gibi görüşmelere tam bir Zeyna gibi gidiyor haşin haşin görüşüp geliyordum. Her şeyin cevabını çatır çutur veriyordum. Bu da öyle görüşmelerden biriydi. Hatta yönetici görüştüğüm diğer firmaların ismini istediğinde ve ben söylediğimde 'Hmm görüştüğün yerlerde pek seçici değilsin anlaşılan' dediğinde 'Tabii ki görüşücem ben bir yeni mezunum ve seçeneklerimi görmek, bilmek istiyorum bu benim en doğal hakkım ve tüm bu görüşmeleri de birer deneyim olarak görüyorum ben' demiş lafımı gomuştum. Sonra adam blogumu sormuştu. Ehi ehi gizli işte kem küm yapmış bu küçük sırrımızı güvende tutmuştum. Hatta görüşmenin sonunda işi yabancı dizilere getirip dizi muhabbeti bile yapmıştım. (Yalnız, yazınca ne biçim bi görüşme olmuş lan bu demekten kendimi alamadım)

Teklif vermek için tekrar görüşmeye çağırdıklarında içimde hiç kabul edeceğime dair bir his yoktu. Düşük maaş verirler ya kabul etmem falan diye düşünmüştüm. Ama evime 15 dakika yürüme mesafesinde olduğu için yürüdüm gittim işte. Sonuç olarak kabul edeceğim şartları bana sağladıklarını gördüm ve kabul ettim. Artık işliyim çocuklar. İŞLİ. Darısı herkesin başına.

Yalnız bu işsizliğin bok gibi bir his olduğunu bilenler bilir. Hele ki o ne olucam ben devlet memurluğu mu yapsam özel sektörde mi sürünsem sürüncemesi inanılmaz çılgındır. Ben 8 buçuk 5 buçuk çalışmayı denemeye karar verdim özel sektörde. Tek temennim herkesin de aradığı işi bulması, huzura kavuşması, bol kazançlar elde etmesi, mobbingsiz yaşaması. Umarım benim için de hayırlı olan olur.

Şimdi siz beni böyle ekstrem mutlu, havası yerinde, zil takıp oynayan bir Leah olarak hayal ediyorsanız yanılıyorsunuz sevgili optimist polyannalarım. Evde durumlar hiç iyi değil. Kardeşim hala obsesif kompülsifliğini ağır ağır geçiriyor, annem kafayı yemekte ve mantık dışı davranmakta sınır tanımıyor. İkisi de hayatı bize zindan ediyor babamla. Annem kardeşime hala kul köle. Kardeşim hala tedaviyi reddediyor ki son zamanlarda öfke kontrolü bile yapamıyor o derece çılgın bir durum var. Bu arada hiç çalışmadan bir üniversitenin Edebiyat bölümünü kazandı. Nasıl okuyacak bir fikrim yok zira zekası bile geriledi artık. Annem desen kardeşim yurtta kalsa bile o şehirden ev kiralayıp kirada oturmaya kararlı. Babam sikinde bile değil. Ailenin paramparça olması, kardeşimin 19 yaşında bakkala bile gitmemiş bir ergen olması, kendi ayakları üzerinde duramıyor olması umurunda değil. Nasıl bir kafa yaşıyor anlamak namümkün. Neymiş efendim Aydın'daki üst kattan çok gürültü geliyormuş, bu evde daha fazla yaşayamazmış.

Son zamanlarda o kadar çok sinirlendim o kadar çok karardım ki gerçekten ne iş bulduğuma sevindim ne de başka bir şey. Hissedemiyorum artık hiçbir duyguyu. 2013 yılı tüm ailemi sikti attı. Kardeşimi ayrı bir hastaneye annemi ayrı bir hastaneye kapatmak istiyorum. Alın dicem düzeltin bunları. Bi de bazen Allahım diyorum hiçbir malımız mülkümüz hiçbir şeyimiz olmasın ama evde huzurumuz olsun diye dua ediyorum. Ama duayla olacak işler değil bunlar. Ya da babamın sözünü geçirmesiyle. Ya da bir aile büyüğünün gelip konuşmasıyla falan. İşte böyle boktan durumlar çocuklar. Kendimle ilgili hiçbir sorunumun olmaması her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Hiçbir şey mükemmel değil, her şey eksik. Her evin sorunu var mutlaka, neler neler de duyuyoruz ama bu nasıl bir sınav ben anlamadım. Ne zaman bitecek hiçbir fikrim yok.

Bu arada taa en başından beri ailem konusunda bana destek veren yüreği tertemiz insanlar oldu gerek mail yoluyla gerekse yorumlardan. Nasıl teşekkür etsem ne desem bilmiyorum. Tek bildiğim iyi ki bu blogu açmışım, iyi ki birbirimizin içini görmüşüz, birbirimize dokunmuşuz. İyi ki varsınız, iyi ki burası var.

Yine başı farklı sonu farklı yazı yazan Leah bildirdi,
Ramazanınız da mübarek olsun,
Hamileler de sokakta istediği gibi dolaşsın,


14.6.13

İşsiz bir mezunun mutsuz hayatı

Ülkece zor günlerden geçtiğimiz şu süreçte ben de kendi içimde zor günler geçiriyorum. Geleceğe dair mutsuzluğum ve umutsuzluğum hat safhada. Zaten şu sıralar yanı başındaki insanlar tomaların altında kalırken, biber gazlarını yerken, yerlerde sürünürken ve kan revan içindeyken insan kendinde mutluluk hakkını görmüyor. Yapılan paylaşımlar, direnişe dair yazılar hemen gözlerin yanındaki iki musluğu açıyor, insan iç çeke çeke ağlıyor.

Ben şu sıralar mezun olur gibiyim. Gezi olayları olurken finallerim vardı, bilgisayarın başından bir an bile ayrılamadım, aklım hep oradaydı. Öyle veya böyle girdim sınavlarıma, verdim ödevlerimi projelerimi. Şu an açıklanmayan tek bir notum kaldı, onun dışında her şey yolunda gibi. Ama ben hala kendimi mezun hissetmiyorum. Ayaklarım geri geri gidiyor. Akbilimi hiç tam basasım yok. Öğrencilik iyiydi, bomba gibiydi.

Bunun dışında sürekli iş görüşmelerine gidiyorum. İstanbul'un dört bir köşesini gezdim. Tee ebesinin nikahına şirket kuran ve mesaiye 7:15'te başlayan şirket var. Sabah 5'te uyanmam gerekecek kendisine başlamam için. Yine bununla kalsa iyi, görüşmelerde açık açık mesaiye kalmamı beklediklerini söylüyorlar utanmadan. 19:30'da çıkacakmışım yani işten. Eve de işte uyumaya falan gelicem yani. Hal böyle olunca ben de artık bildiğin görüşmeye değil pazarlığa gidiyorum gibi hissediyorum çünkü zaten sonunda resmen pazarlık gibi oluyor. İnsanlar bu özel sektördeki çalışma ortamını çok çirkinleştirmişler. Yıl 2013 sözde kurumsal olup özünde kölelik sistemiyle çalışan şirket var amına koyim.

Çok değişik mülakatlara giriyorum. Kimisinde söze İngilizce başlıyor, kimisinde Türkçe. Arada dil değiştiriyoruz öbüründen devam ediyoruz falan. Özellikle hobilere çok önem veriyorlar şu son gittiklerimde. CV'me de hobilerden birine 'blog yazmak' yazmışım. Ulan hepsi blogumu merak ediyor. Söyle de söyle diye böyle tatlı tatlı merak ediyorlar, ne yazıyorum konusunu söylettiriyorlar bu olay falan çok hoşlarına gidiyor. İKcılar eşsiz meraklı olur zaten. Ama söylemiyorum tabi blogumun adını, merak etmeyin sırrımız güvende.

Ücret beklentim için 2000 net dediğimde suratlarını buruşturuyorlar. Hani söyledikleri şartlar için az bile. Umutsuzlukla gidiyorum her bir görüşmeye. Hiçbiri elbette dört dörtlük değil ama kötünün iyisini de bulmak lazım diye düşünüyorum. Bu arada görüşmelerde bildiğiniz gibi değilim, acayip cabbar, acayip kendine güvenli, acayip hazır cevap bi hatunum. Pek hoşlarına gidiyor. Ama ben hiç içime sinen bir yere gidemedim henüz.

Aklım hala devlette. Ulan liya bırak okulunun ismini it gibi çalıştığın günleri, atan devlete 9-3 çalış 2500 liranı al geç ömrünün sonuna kadar rahatına bak diyorum. Bazı günler devletçi oluyorum bazı günler özel sektörcü. Zaten bu gidişe özel sektörcü olursam bu şartlarda sömürülmelere doyamıcam, tadımdan yenmicem yani. 

Şu süreçte acayip bok gibiyim tabi ben. Yüzümün güldüğü ettiği yok. Önümde büyük bi kararsızlık var. Hayatıma ne yaparak devam edeceğim hiç bilmiyorum. Bir boğa burcu olarak kuduruyorum bu belirsizlik dolayısıyla. Erkek arkadaşım hala askerde. Bu tüm boktan süreci kendimle başbaşa atlatıyorum. Çevremde/çevremizde hiç güzel, hiç olumlu şeyler de olmuyor hayata dair hiçbir umut besleyemiyorum.

Bu yazıyı da sırf blogu boşlamamış olmak için yazıyorum. Malum geçen sefer 1 ay yazmamıştım. Bu sefer 3. haftada yazıyorum. Hani çok isterdim komikli komikli yazmak sizleri gülümsetmek ama olmuyor işte ballı lokmalar. Bu olaylar olurken mutlu olmak da haksızlık gibi zaten. Benden haberler böyle. Sizlerde güzel şeyler oluyorsa az paylaşın da mutluluğunuza ortak olalım un kurabiyelerim. Sizleri seviyorum, allah hepimizin gönlüne göre versin inşallah.

28.12.10

Çaresizliği iliklerinde hissetmek

Birkaç gün önce yatağımda kıvrılmış dizi izlerken birdenbire elektrikler kesildi. Önemsemedim. 2-3 dakika devam ettim izlemeye. Ama birden bire çat diye bir ses duydum. Kapı sesidir herhalde dedim. Sonuçta bizim apartmanda Ayşe Teyze diye bir unsur var. Doğal karşıladım. Pencereye yöneldim diğer apartmanlarda da elektrikler kesik mi diye, hayır değildi. Her yerde elektrik vardı bizimki hariç. Pencereyi açtım. Bizim apartmanın yanında bir apartman var, ikisinin arası 10 metre falandır, birileri pencereye koşturmuş. 5-6 kişiler, ne olduğunu anlamaya çalışıyorlar. O anda ışıldağı aradı gözlerim. Bu ışıldağı aldım alalı ilk kez kullanıyordum, çok kez sövmüşlüğüm de vardır niye aldım ki ben bunu şeklinde. Açtım. Diğer odalara yöneldim, pencereden baktım. Gerçekten her yerde vardı elektrik. İnsanların olduğu pencereye yöneldim, onlar endişeli endişeli konuşuyorlardı. Artık ne olduğunu anlamışlardı galiba, yangın vardı. Hem de bizim apartmanda! YANGIN!

Ben göremiyordum ama. Ne ateşi görebiliyordum ne dumanı. Birdenbire bir adam belirdi apartmanın girişinde. "Anahtar atın bana çabuk, giriş kapısını açmam lazım" dedi. Ben atmadım tabi anahtar manahtar, zaten kapıma 7-8 kilit atmışım, adama anahtarımı atarsam nasıl çıkıcam evden?! Kapımı açmaya koyuldum, çeviriyorum, çeviriyorum, yine çeviriyorum amına koduğumun kapısı açılmıyor! Nasıl ters çeviriyorsam artık! Sonunda başardım açmayı. Kapıyı bi araladım aman allahım yok böyle bi yoğunluk, yok böyle bi duman. Dedim Leah yarrağı yedin bebişim. O şokla nasıl aklıma geldiyse direkt mutfağa yöneldim doğalgazın şalterini indirdim. Bi ceket giydim üzerime tekrar pencereye yöneldim. İnsanlar toplanmaya başlamışlardı. Penceredeki güruh itfaiyeyi arıyordu. Giriş kapısından çıkan dumanları gördükçe kendimden geçtim. Bi yandan da "Kurtarın beni" diye bağırıyorum. Bağırmak ama nasıl bağırmak. Ağzına sıçtığımın penceresinde parmaklıklar olmasa atlıcam, ama lanet olsun ki var.

Ayşe Teyze'nin kızı duyuyor sesimi, pencereden bağırıyor bana "Kapıya çık!" diye. Kapıya yöneliyorum tekrar. Açıyorum kapıyı bi cesaretle, dumanlar eve doluşuyor, yangının sıcaklığını bütün hücrelerimde hissediyorum.  Çat kapatıyorum kapıyı. Pencereye koşuyorum yine. Bağırmaya devam. "Kurtarın beni, kurtarın beni!" O anahtar isteyen adam "Kapıda bekle beni" diyor, giriyor apartmandan içeri. Leah diyorum çıktın çıktın çıkamadın yana yana öleceksin. Açıyorum kapıyı, bi ışık görüyorum uzaktan. Adam geliyor, tutuyor benim elimden, asılıyor. Derin bi nefes soluyorum dumanı. İnmeye başlıyoruz merdivenlerden 4er 5er. O an görüyorum işte yangının nerde olduğunu, o çat çat seslerin ne sesi olduğunu. Sigorta patlamış, cayır cayır yanan ve patlayan oymuş. Merdivenlerden iniyoruz, o sesleri duyuyorum, deli gibi patlıyor amına koduğumun kofraları. Çıkıyoruz dışarıya. Kendimi hemen apartmanın yanındaki parka atıyorum. Bi bakıyorum 7 mahalle toplanmış. Kafamı bi kaldırıyorum çatıda 7-8 kişi var kurtarın bizi diye bağırıyorlar. Sağıma bi bakıyorum Ayşe Teyze ağlıyor. Kendimi zaten tutamıyorum hüngür şakır ağlıyorum. O esnada itfaiye geliyor, ambulans geliyor, polis geliyor. 3 haneli bütün araçlar geliyor mahalleye.

Ben kendimi bi kaldırıma atıyorum. Kadının teki "Yok kızım bi şey" diyor. "Ne diyosun sen ya! ben o yangının içinden çıktım" diye carlıyorum. Bütün millet kadına sus işareti yapıyor. Sonrasında sağ olsun o kadın çok yardım etti, elime yüzüme su döktü, su içirdi falan. Zaten kimse tanımıyor beni, sen kimsin diyorlar, bu kız kim diyorlar. Bir allahın kulu bile o apartmanda yaşadığımı bilmiyor. Canına yandığımın İstanbul'u işte! Sonrasında genç bi doktor görüyorum, sakinleştirici vermek istiyor bana, yok istemiyorum diyorum. Bu esnada bütün dumanlar Ayşe Teyze'nin evinden çıkmaya başlıyor. Kapıyı açık unuttuğumu fark ediyorum. Bi de yanan eşyalar, sıçılan ev için göz yaşı döküyorum. Ayşe Teyze bayılıyor. Ben bi süre daha ağlıyorum, sonra kesiliyor ağlamam. Ağzıma yoğurtlar tıkılıyor, tuzlu ayranlar içiyorum. Bu süre bana bir ömürmüş gibi geliyor. Yangının söndürüldüğünü öğreniyorum. Çatıdakiler kurtarılmış. Yolda gördüğüm bakkalın kızı "Sen eve gitme şimdi, gel bizde kal diyor." Diyorum senin ev boku yalamış Leah, hadi bakalım ağla. Ağlıyorum eve gidene kadar. Apartmana giriyorum, yazın tonla para vererek boyattığımız o güzel renk kapkara olmuş. Nefes alınmıyor içerde. Yavaş yavaş çıkıyoruz yukarıya. Bakıyorum kapım kapanmış. Tanrım lütfen evimde bi şey olmasın diyorum. Sesim duyuluyor yukardan! Açıyoruz kapıyı. İçeride yoğun bir duman kokusu, açıyoruz tüm pencereleri. Çıkıyoruz evden. Görünürde büyük bi zarar yok.

Olayı aileye anlatmak ayrı bir dert. Zaten uzaktayım diye çıldırıyorlar, şimdi de bu yangın hadisesi tuz biber oluyor her şeye. Kendimi toparlayıp komik komik anlatıyorum olayı. "Yangın çıktı beni kurtardılar inanabiliyo musunuz ehi ehi" şeklinde özetliyorum hatta.

Ertesi gün apartmana gittiğimde kendimi çok daha kötü hissediyorum çünkü Ayşe Teyze ve çevresi sürekli "Biz evin kapısını senin için açtık" deyip duruyor. Meğerse Ayşe Teyze'lerin evine yangın esnasında merdiven dayanmış dışarıdan. Haberim bile yok! Kapıya çık dediler çıktım ama önümü bile göremedim, evlerine nasıl gideyim! Resmen beni günah keçisi yapıyorlar. Utanmasalar zararımızı karşıla diyecekler. O kadar kötü hissediyorum ki bi yanım evet yardım etmelisin onların zararına diyor, öbür yanım kızım sen yangının içinden çıktın onların evine girmedin ki ne alaka diyor. Her ne olursa olsun onlar beni düşündüler, gerçekten Allah razı olsun. Hele beni kurtaran adamın hakkını ömrüm boyunca ödeyemem. Çaresizlik ne demekmiş ben o zaman gördüm işte. Yalnızlık ne demekmiş ben o zaman gördüm.

Şimdi bakıyorum milletin tek derdi sevgili bulmak, twitterda saçmalar saçması saptamalar yapmak. O kadar komik geliyor ki bu yaşadığım olaydan sonra her şey, anlatamam yani. Ne oldum demeyeceksin, ne olacağım diyeceksin gerçekten. Kim bilebilirdi ki sıcacık evimde otururken yarım saat içinde evsiz kalacağımı? Kim bilebilirdi ki apartmanın girişindeki kofraların patlayıp yangın çıkaracağını? Kim bilebilirdi ki bu yangından sonra okulun yurdunda kalacağımı? Kim bilebilirdi ruh gibi olacağımı, psikolojimin içine sıçılacağını? Kim bilebilirdi ya, kim!