30.10.13

Beyaz yakalılar gece alemlerine akarsa

Sevgili güz gülleri, bahar tomurcukları. Nasılsınız? Ben yetişkin bir Liya olarak çok iyiyim. Kronik gribimin dışında ve her daim şiş bademciklerim dışında hiçbir rahatsızlığım yok çok şükür. İş yerinde 3. ayımı doldurdum, artık eskisi kadar hayvani yoğunlukta da çalışmıyorum. İnsani vakitlerde islami usullerle çıkıyorum işten. Yine o günlerden birinde ve günlerden cuma olan bir günde iş yerindeki arkadaşlarımla dışarı çıktım, Taksim'e gittim.

Kadromuzla 3-5-2 olarak oyuna çıktık demek isterdim ama 5 kişiydik. 3 kız 2 erkek. Üzerimizde kalem etekler, kumaş pantolonlar, gömlekler, takım elbiseler falan. Tanrı free fridayi olmayan şirketimizi asla affetmiycek zaten. Neyse. Ben 15 cm topukluyla Taksim'e gitmek gibi bir delilik yapmadım, efendi gibi giydim babetlerimi, göklerden yerlere indim. Basınç farkı oluyomuş yemin ederim. İlk önce bir mekanda birtakım shotları yuvarladıktan sonra bir djcağzımızın canlı ve heyecanlı çaldığı bir mekana birtakım paralar bayılmak suretiyle girdik.

Ben kendimi nasıl kötü hissediyorum ama. Bildiğin üzerimde kalem etek, şifon bluz ikilisi var, saçlarım at kuyruğu falan. Kepaze bildiğin. Ama allahtan karanlık ve göt göte yersiz bir ortam var. Herkes bir relax, bir konuşma çabası içinde. Biz birdenbire kızlar ve erkekler olarak ayrılmışız haberimiz bile olmadan. Ama kızlar ben gibi öküz değil. Ben domuz gibi duruyorum böyle. Yağız delikanlının biri götüm götüm geliyor naber nasılsın falan yapıyor. Bizim kızlar söylüyor. Ben hala domuz gibi "İKcıyım" falan diyorum. Ama lanet olsun ki en çok laf yaptıran meslek benimki olduğu için "İKlardan nefret ediyorum" söylemleri duyuyorum, benim üstüme oynuyorlar sık sık. Bir de domuz olup tüm söylenenlere terso yaptığımı düşünün. Ama işte kaçan kovalanır mantığı Taksim gecelerinde oldukça rastladığımız bir hadise olduğundan pek düşünceli erkek kısımları bize içki ısmarladı durdu o gece. İçtik biz de napalım. Sonra bi daha da görmedik onları.

Bir ara görüş alanımıza böyle ekstrem çıtırlıkta ve türk olamıcak kadar denişik kemik yapısına sahip bi takım sarışınvari kızlarımız girdiler. Böyle bizle dans falan etmeye başladılar. Tabi onlar gelince arkalarından yurdum gençlerini de çevremize taşıdılar. Kızlara artık sorma ihtiyacı duydum yani bu tipleri tanıyonuz mu diye ama önce kızlarla hangi dili konuşcağımızı şaapmak için söze "Where are you from?" gibi basic bir İngilizce cümleyle girdim. Kız Turkey diyince kıza "Hadi caaaaaanım" yaptım. Türklermiş ve utanmadan 1996 yılında doğmuşlar. 1996 yılında doğan insanlar benim gözümde hala playdoh oyun hamuruyla oynuyor lan kardeşimden bile küçük çünkü. Neyse kendimi "Annenizin babanızın haberi var mı burda olduğunuzdan" sorusunu sormamak için ekstrem derecede zor tuttum. Hatta arkadaşlarımdan biri "Biri canınızı sıkarsa bize söyleyin teyzeniz sayılırız biz sizin" falan yaptı. İnsanlar 96 doğumlu olup clupta falan takılıyorlar inanabilemiyorum allam dünya olarak nereye gidiyoruz

Sonra olayın biraz daha felsefi boyutunu düşünmeye başladı tabi kahramanınız. Buı nasıl hayat, burdan insanlar birbirleriyle nası çıkıyolar, hadi one night standi anlıyorum ama burdan bir ilişki gerçekten doğamaz, ama aslında bu insanlar böyle bi ortam yerine dışarda bi yerde tanışsalar belki bi ilişki doğabilir ama yine de allahın işine karışılmaz ya da aşk insanın başına her yerde gelebilir, gayler neden bu kadar yakışıklı allah onları kahretmesin gibi düşünceler içine girdi.

Sonra zaten aşırı yoruldum. Dedim bizimkilere gidelim de gidelim gidelim de gidelim. Ama sevmiyorum böyle hoppidi hoppidi ama eğlendim gene de. Sıkıysa eğlenme yani işten 6da çıktığımızı düşün, gece 4tü eve girdiğimde. Eğlenmeyip naapcam lan. Bazı insanların yaşam tarzı bu, bi kerecik ben de çıktım ben de eğlendim bekar bekar. Güzeldi güzeldi. Yalnız bunu her hafta yapan insanlar ayın sonunu nasıl getiriyorlar bilemiyorum. Bu arada ayın sonunu ben de getiremedim.Kurbandı, babaya laptoptu, arkadaşa küçük altındı falan derken allahın cezası Ekim bir türlü bitemedi. Bak hala bitmiyor utanmaz arlanmaz. Kasım'ı büyük bir hasretle bekliyorum, belki içinden güzel bir şeyler çıkar bana diye.

Taksim gecelerine kalem eteğiyle ve domuz kimliğiyle damga vuran Liya bildirdi,
Hepinize öpücükler,



6.10.13

Bu mevsimde eğleniyor muyuz gençler?

Sevgili trenchcoat sahibi tatlışlar, acınızı paylaşıyor Mikail'e teesüflerimi iletiyorum. Sonbahar denen mevsim çok yaramazlık yapmış, kazana düşmüş, sen oynama demişler ona. Kış denen mevsim en birinci ben olcam demiş, o gelmiş şimdi. Yani utanmadan gelmiş. Hiç sormamış yeni sezon nasıl, yeterli mi, bu kadınlar mutlu olur mu, güzel güzel giyinirler mi diye. Utanmaz arlanmaz ya. Külotlu çoraplarımdan minare kurdum evde, tepesine çıkıcam boğucam kışı. Hiç sevmiyorum ya. Üf.

Yeni sezonda hiçbir şey bulamadım zaten. O lanet olasıca şifonları yaz,kış demeden kaktırıyorlar. Ulan üşüyoruz lan üşüyoruz. Hadi ofiste bi şekilde yazlık moda geçiyoruz her türlü de, dışarıda sıçtın mavisi tarzı renkler görüyoruz. Hayır hadi şifon yaptın her şeyi, bari güzel yap lan. O ne öyle annemin toz bezleri gibi yamık yumuk. Zaten mont alıcam, bulamadım bi tane adam gibisini. Bulduklarım asgari ücret formuna girmişler yazık günah demeden kendilerini sattırmaya uğraşıyorlar. İçinden pofuduk pofuduk tüy dökülüyor lanet olasıcaların. Gidicem alıcam adidas'ın montunu en son o olucak. Hiç hanım hanım olamıyorum bunlar yüzünden. Oysa ki Liya Hanım demeye başlamışlardı bana. İşte bunlar hep kışın işi. Pis kış.

Blogumun sağ tarafları, aşağı taraflarına inerseniz kim kimdirde eklenmiş bir kelime göreceksiniz. Geçen sefer ayrıldığımızda niye yapmadın diyordunuz. O zaman içimden atamamışım, elim gitmemiş meğerse. Şimdi attım nasıl domuz gibiyim nasıl böyle. Boğalığım tuttu, sildim mi tam silerim kafası yaşıyorum. Anılarımız bile aklıma gelmiyor. Yok gibi sanki. Artık nasıl tahammül sınırlarımın sonuna gelmişsem.

Yalnız şu şekil bir ilişkiden (bkz: 5 sene) çıkmış bir bünye (bkz: 24 yaşında) evde kalıcakmış gibi hissediyor. Evde kalmayı geçtim de hayatında kimse olmayacakmış gibi hissediyor. Bu his çok lanet bir his yalnız. Hani okullarda vardır ya bekar kadın hocalar 50 yaşında falan. Kendimi öyle olucakmış gibi hissediyorum. Sürekli gergin, ne yapsa "bu kadın bekar ya evlense de kurtulsak artık" diyorlar ay imdat düşüncesi bile kötü. Un kurabiyesi gibi tatlış bir insanım, sonum bu olmamalı.

Yöneticim geçen gün tüm ekibin karakteristik özelliklerini söyledi ayak üstü. Disc diye bi envanter var (kariyer.nette görmüşsünüzdür belki). Dört rengi var bu envanterin sarı, kırmızı, yeşil, mavi diye. Envanteri yapmadık ama yöneticimiz bir king olduğu için bizim renklerimizi analiz etti. Benim rengim sarıymış. Gittiğim her yerde kendimi belli edermişim, parlarmışım, insanlarla iletişimim çok iyiymiş, dışa dönükmüşüm falan. Şurda detayları yazıyor hepsinin. Kurcuklayabilirsiniz. Envanteri de alabilirsiniz galibam.Çalışmaya başladığımdan beri insanlarla olan iletişimime ben bile şaşırıyorum aslında. Doğru işi yapıyorum bundan eminim. Bir de normal insanlar gibi vaktinde girip vaktinde çıksak işe evimin kadını çocuklarımın anası olacak kıvama gelicem eminim ki. Artık hayırlısı ya. Evde mi kalıcam yoksam bir sevgilim olucek mi hep beraber görüciğiz. Yalnız ben buraya hiç flört macerası falan yazmadım, yazamadım ha o sıralar single bir lady olmadığım için. Nasıl ilginç olur hahahah. Gerçekten bu taraklarda bezim olduğunda en son lisedeydim. Elime yüzüme bulaştırıcam her şeyi acemiliğimle gibi hissediyorum.

Bu arada memlekete gidiyorum bayramda. Yurt ve dünya bekar oluşumu duymuştur artık. Teyzeler daha bir alıcı gözüyle inceler. Allahtan öğretmen değilim, 1-0 yenik başlıyorum. Bir de sert bakışlarımı takındım mı tamamdır bu bayramı da sağ salim atlatırız evel allah.


Not: İstanbullular kombileri açtınız mı bu arada? Yorgan içinde heder olmaktayım da.

Trenchcoatunu 2 gün giyen ve dolaba geri kaldıran Liya bildirdi,
Öpücükler,

26.9.13

Tüm heybetimle geri geldim.


Duydum ki beni beklermişsiniz, Liya gelse de bize bıcır bıcır konuşsa gitse dermişsiniz minik kuşlarım, tatlı su balıklarım. Baktım gördüm ki yazı yazmayalı 1 ayı geçmiş, hayatımda deli gelişmeler olmuş ve ben size yazmamışım. Ayıpladım kendimi ama bi an, sonra geçti zaten. Kendimi ayıplayamıyorum ben, her kararımın arkasında duruyorum. Yapmışsam bi bildiğim vardır diyorum, kendime yüklenmiyorum.

İşe başlayalı 2 ay olmak üzere. Bu 2 ayda çok şey öğrendim, çok şey kazandım, çok mutlu oldum, çok mutsuz oldum, çok stres oldum, sporda 1 senede veremediğim kiloları 1,5 ay kadar kısa sürede verdim, kendime baktım, kendime güvenim bomba gibi geldi, daha çok gülümsedim, daha çok detaya takıldım, daha çok iletişim kurdum insanlarla, daha çok hakaniyetli olmaya çalıştım, daha çok gördüm çalışmanın sorumluluk almanın ne demek olduğunu, daha çok çevremi genişlettim, daha çok şükrettim, daha çok öğrendim boşvermeyi, daha çok öğrendim hasiktir şimdi sıçtık demeyi.

Tabii hayatımda da değişiklikler olmadı değil. Yumuş askerden geldi, o askerden geldikten 4 gün sonra ayrıldık. Acısız, sancısız, ağrısız. Bıçak gibi falan hatta. Daha da Yumuş yok. Kafam inanılmaz rahat. Bi ilişki için yapabildiğin her şeyi yaptığına inanıyorsan ve olmuyorsa senin de rahat olsun arkadaşım. Daha da Davos'a gelmem.

O değil de gerçekten spor salonuna tonla para döküp de 250 gram bile veremediğime accayip yanıyorum. Ulan 1,5 ayda 4 kilo ne demek? Göbeğimin 4'te 3'ü gitti. Kalem etekler artık daha çok yakışıyor, saçlarım artık daha bir ahenkle dans ediyor. Şaka şaka. Saçlarım aynı dandirik haline devam ediyor kızlar. Ona bi çözüm bulmamız lazım. İKcı kimliğime yakışmıyor.

Bu arada dilimin pabuç gibi olduğunun farkındaydım da bu derece farkında değildim. Böyle tatlı tatlı, bıçkın bıçkın lafımı her türlü kıdemden her türlü kadrodan insana sokuyorum yeri geldiğinde. Bu belki iyi bir şey ama son zamanlarda sivri yanlarımı çok fark etmeye başladım. Ki çok değiştirmiş, törpülemiştim çıkıntılarımı. Mesela son zamanlarda yöneticim de dedi alçakgönüllü değilsin hiç diye. Aslında bu kadar mütevazi olup da bu kadar da alçakgönüllü olamama olayı çok ilginç. Neyse ya yuvarlanıcam gidicem bi şekilde.

Son zamanlarda hayatım iş oldu. Onun dışında hiçbir aksiyonum yok. Ne tweet okuyabiliyorum ne blog ne haber. Evi otel gibi kullanıyor, maaşımdan beş kuruş harcayamıyorum ama yine de accayip mutluyum, huzurluyum. Yaşamak bu olmasa da hep şükür bin şükür. Umarım siz de iyisiniz beş karbonlu riboz şekerler.

Not: Öğrenciyken de hayat az buz kral değilmiş hani. Değerini bilmekte olanlar bilmeye devam etsin, bitirenler derdine yansın, yanalım.


24.8.13

Kronik Leyla oldum ben.

Sevgili kınalı yapıncaklarım, dalları bastı kirazlarım; son zamanlarda öyle bir çalışmaya başladım, kendimi öyle bir deryanın içinde buldum ki kelimelerle ifade edebilemem. Gıcır gıcır yepisyeni bir kadronun taze mezunu olmak profesyonel stajyerliği olan beni bile hönkletti. Bu biraz da eksik çalışanla çalışmamızdan ve işi bilmiyor olmamızdan ileri geldi tabii. Çok yakın zamanda düzenimizi oturtmak suretiyle düz insan gibi çalışmaya başlayacağız. Düz insanlık en sevdiğim zaten.

Free fridayi olmayan bir şirkette çalışmaya başlayınca etek, elbise ve malum zamanlarda (ki kadınlar beni bu noktada çok iyi anlayacaklardır tatlışlarım benim, erkeklerin aklına hemen başka bi şey gelir belki de) pantolon giymek beni derinden yaralıyor, zira evdeki kotlarımdan minare kurmak üzereydim ben. Beni en çok yaralayan şey ise dışarıyla içerisi arasındaki iklim farkı çocuklar. Şirketin içi öyle bir klimalı, öyle bir soğuk, öyle bir dondurucu etkisine sahip ki pırasa gibi kat kat giyindiğimiz halde donmaktan öteye geçtik bi takım kronik hastalıklar bünyemizde peydah olmaya başladı.

Geçtiğimiz hafta sonu erkek arkadaşımın ailesiyle Şile'ye gittim. Gidiş yolunda bademciklerim balonun şiştiği gibi şişti ve küçük dilime yapışmak suretiyle beni insanlıktan çıkardı. Dışarıdan sapasağlam görünüp de her yutkunuşumda boğazıma kılıçlar, pıçaklar (bunu bilerek dedim bak) saplanması ve ilaçlardan dolayı apayrı bir boyutta Liya yerine Leyla oluşum beni benden aldı. Düşünsene yatılı misafir olmuşum, giderken nöbetçi eczane aratmışım, bi halta yaramıyorum, sürekli uyuma isteği tüm içerimi kaplıyor falan. Allaam. Sürekli 'kızım iyi misin' diye soruyolla, iyiyim diyorum ama yemek falan yiyemiyorum, bademcikler resmen yemek borumun önünü kesmiş, kumpas kurmuş. Zaten artık devir de değişti, kaynanalar, görümceler gelinlerini hamamda görürlerdi beni denizde gördüler. Ona ayrı bir gülüştük zaten.

Neyse. Ben işe gittiğim gibi doktora gittim. İş yeri hekimimiz şoka girdi 'Kızım naaptın sen kendine' oldu. Hatta bölüm tanıtımları sunumunda adam resmen beni case konusu yaptı. Dayanamasaydım penisilini kaba etime yiyordum az kalmıştı. Pazartesinin öğleden sonrasından itibaren ben bi iyi oldum. Artık o yağlı iğnenin korkusundan mı diyim yoksa duyduğum dehşetengiz bademcik operasyonlarından mı diyim ne diyim bilemiyorum.

Gün oldu cuma, yani dün. Ben pestilim çıkmış halde eve gelip ayranımı içtikten sonra saat 21:30 gibi viski çarpmışçasına hayata gözlerimi kapadım. Yaklaşık 12 saat sonra bir açtım bademciklerim gene bağımsızlığını ilan etmiş sıcak denizlere inme derdinde. Kroniğe bağlandı zannediyorum bu boğazlar sorunu. Şu anda yalnızım. Hani bazı insanlar vardır hep bi kaprisli olurlar hastalanınca falan. Ben hiç öyle değilimdir. Efendi gibi yatağıma pısar, efendi gibi dizilerimi izler, efendi gibi sıcak çorbamı yapar sessiz sedasız kendi kendime iyileşirim. (İnşallah) (Ya da annemlere bi kan falan mı akıtın diyim la nazar mı değmiştir sizce bana?)

Yalnız benim olduğum bu zıkkıma beta virüsünden kelli bir şişkinlik mi diyolla yoksa bademciklerimin kellelerinin uçası mı gelmiş bilemedim. İki haftada iki şişkinlik insanın kalbini güp güp ettiriyor. Bendeniz Liya ya da şu an muhtemelen Leyla hemencecik bi yazı patlattım bak hastayken. Çok tatlı bi insan oluveriyorum aslında ben lan. Hiç domuz gibi olmuyorum. Öyle guzu gibiyim bak.

O değil de bu pastiller çok mide bulandırıcı ya.
Liya namı diğer Leyla bildirdi.

10.8.13

El öpenleriniz çok olsun


Sevgili tel kadayıflarım, hepiniz bol harçlıklı, bol huzurlu, çok kalabalık cümbür cemaat bir bayram geçiriyorsunuzdur umarım. Şimdi nerde o eski bayramlar deyip kafa ütülemeyeyim ama bizde anneanneler, babaanneler bu diyardan göçünce bayramlar bayram gibi değil artık. Herkes bi yerlere kaçtı, kimse evinde misafir bile beklemiyor, yazlıklarda bayramlar kutlanır oldu. Ben bile memlekette değilim şu an. Babam yanıma geldi, annemle kardeşim yazlıktalar. Öyle yarım yamalak bir şey olduk, çarpık kentleştik, çarpık bayramlaştık.

Bu yazı sanırım özet gibi bir yazı olacak çünkü bildiğiniz ya da bilmediğiniz üzere çok monoton bir hayata adımımı attım. Sekiz buçuk beş buçuk çalışıyorum. Jet hızıyla bir şeyler öğrenmeye çalışıyorum. Algılarım sürekli açık olunca çok efor sarf ediyorum bu yüzden de çok yoruluyorum. Şirket Gayrettepe taraflarında olunca öğle yemeklerine çok para gidiyor. Önceden Multinet'te para biriktirirdim lan ben. Sevgilime bu paralarla Tavacı Recep Usta'da yemek ısmarlamışlığım var yani. Şimdi ay sonunu kredi kartından tırtıklayarak yicem zannımca. Göt göbek aldı başını gitti zaten. Kendimi işe yürüyerek gidip geliyorum sabah sporu oluyor, akşam sporu oluyor diye avutuyorum ama o da yalan oluyor amk. İlk bir hafta gittim geldim yürüyerek ama zabaalan götüm yemiyo yürümeye, biniyorum otobüse. Akşam üstü yürüyüp geliyorum. Bu arada her gördüğüm elbiseyi (ki dizin hemen üstünde biten elbiseleri görmek inanın çok zor) alasım geliyor. O değil de neden çok zor böyle üsturuplu, yolda yürümelik elbise bulmak ya. Valla ağlayasım var.

İş konusunu geçersek tatlı su balıklarım askerlik hemen sıraya girer. Askerliğimizin bitmesine 37 gün kadar kaldı. Başlangıçta hır gür olmadan nasıl gittiyse şimdi de tam tersi. Allahım nasıl didişiyoruz adam çarşı iznine çıkınca belli değil. Sonuç iki taraf için de kırıcı oluyor ve bildiğin yıpranıyoruz. Allaam bitsin artık kafasındayım. Bu kavganın gürültünün askerlik sonlarında artması normal mi bi deyin bakam bana. Yeminle şiddetli geçimsizlik yaşıyoruz ya. Askeri mahkemeye çıkcaz yakında o derece.

Askerlik konusundan kem göz konusuna gelelim beş karbonlu riboz şekerlerim. Siz diyin göze gelmek, ben diyim göte gelmek. Öyle böyle değil. Bitakım insanların işe girmemle beraber atağa geçmelerine inanabilemezsiniz çocuklar. Belki hatırlarsınız ben salya sümük hastayken 'Staj yaptığın şirket sana sağlık sigortası yapıyor mu' diye soran benim de 'Sağlık sigortasını geçtim burnumun sümüğünü bile siliyolar' diye cevap verdiğim bi çocuk vardı sınıftan. Benim bu şirkete girdiğimi duymasının hemen ardından yönetici adayı pozisyonu için mülakata geldi. Bana hiiç haber vermek yok ama. Sanki ebemle görüşecek amk. Sanki olumsuz bi etkim mi olcak dese ki Liya ben geliyorum diye. Demedi de. Benim hiiç de bi şey dememe gerek yok gerçi yönetici direkt olumsuz görmüş çocuğu. .

Bu arada benim Muzo'yu garantinin bitmesine beş kala garantiye yolladım ve eski bilgisayarıma kaldım. Onu 5 yıl kadar nasıl kucağımda taşımışım bilmiyorum. Bildiğin öküz gibi laptop. Kağnı gibi olmasını da saymıyorum. Resmen sabır levelimi geliştirmiş level 45345835 olmuşum.

Bi de saçlarım çok hayvani dökülüyor la.
Kafası kel kalmaya ramak kalan Leah bildirdi,
Bu bayram da beş kuruş harçlık alamadım çocuklar.


27.7.13

Evdeki huzur, mutluluk budur.

Sevgili kızgın kumlardan serin sulara atlayanlar, atlamak üzere olanlar ya da hiç atlamayanlar; hepinize klimalı ortamdan selam ve sevgi getirdim. Yetişkin bir Leah olarak lisans hayatım boyunca 284 gün çalışmışım, sicilime işlemiş. Bırak sicili içerime bile işledi hem okul hem staj kastırmak. Geçen yazımı da 'Ne olacam ben ehi öhü ühü' şeklinde bol soru işaretli yazmıştım. O yazıyı yazdıktan yaklaşık 3 hatta 2 buçuk gün sonra (çünkü yazıyı gece yazmıştım da) görüştüğüm yerlerden bir teklif aldım. Hiç ummuyordum, hiç beklemiyordum açıkçası.

Daha önce de bahsettiğim gibi görüşmelere tam bir Zeyna gibi gidiyor haşin haşin görüşüp geliyordum. Her şeyin cevabını çatır çutur veriyordum. Bu da öyle görüşmelerden biriydi. Hatta yönetici görüştüğüm diğer firmaların ismini istediğinde ve ben söylediğimde 'Hmm görüştüğün yerlerde pek seçici değilsin anlaşılan' dediğinde 'Tabii ki görüşücem ben bir yeni mezunum ve seçeneklerimi görmek, bilmek istiyorum bu benim en doğal hakkım ve tüm bu görüşmeleri de birer deneyim olarak görüyorum ben' demiş lafımı gomuştum. Sonra adam blogumu sormuştu. Ehi ehi gizli işte kem küm yapmış bu küçük sırrımızı güvende tutmuştum. Hatta görüşmenin sonunda işi yabancı dizilere getirip dizi muhabbeti bile yapmıştım. (Yalnız, yazınca ne biçim bi görüşme olmuş lan bu demekten kendimi alamadım)

Teklif vermek için tekrar görüşmeye çağırdıklarında içimde hiç kabul edeceğime dair bir his yoktu. Düşük maaş verirler ya kabul etmem falan diye düşünmüştüm. Ama evime 15 dakika yürüme mesafesinde olduğu için yürüdüm gittim işte. Sonuç olarak kabul edeceğim şartları bana sağladıklarını gördüm ve kabul ettim. Artık işliyim çocuklar. İŞLİ. Darısı herkesin başına.

Yalnız bu işsizliğin bok gibi bir his olduğunu bilenler bilir. Hele ki o ne olucam ben devlet memurluğu mu yapsam özel sektörde mi sürünsem sürüncemesi inanılmaz çılgındır. Ben 8 buçuk 5 buçuk çalışmayı denemeye karar verdim özel sektörde. Tek temennim herkesin de aradığı işi bulması, huzura kavuşması, bol kazançlar elde etmesi, mobbingsiz yaşaması. Umarım benim için de hayırlı olan olur.

Şimdi siz beni böyle ekstrem mutlu, havası yerinde, zil takıp oynayan bir Leah olarak hayal ediyorsanız yanılıyorsunuz sevgili optimist polyannalarım. Evde durumlar hiç iyi değil. Kardeşim hala obsesif kompülsifliğini ağır ağır geçiriyor, annem kafayı yemekte ve mantık dışı davranmakta sınır tanımıyor. İkisi de hayatı bize zindan ediyor babamla. Annem kardeşime hala kul köle. Kardeşim hala tedaviyi reddediyor ki son zamanlarda öfke kontrolü bile yapamıyor o derece çılgın bir durum var. Bu arada hiç çalışmadan bir üniversitenin Edebiyat bölümünü kazandı. Nasıl okuyacak bir fikrim yok zira zekası bile geriledi artık. Annem desen kardeşim yurtta kalsa bile o şehirden ev kiralayıp kirada oturmaya kararlı. Babam sikinde bile değil. Ailenin paramparça olması, kardeşimin 19 yaşında bakkala bile gitmemiş bir ergen olması, kendi ayakları üzerinde duramıyor olması umurunda değil. Nasıl bir kafa yaşıyor anlamak namümkün. Neymiş efendim Aydın'daki üst kattan çok gürültü geliyormuş, bu evde daha fazla yaşayamazmış.

Son zamanlarda o kadar çok sinirlendim o kadar çok karardım ki gerçekten ne iş bulduğuma sevindim ne de başka bir şey. Hissedemiyorum artık hiçbir duyguyu. 2013 yılı tüm ailemi sikti attı. Kardeşimi ayrı bir hastaneye annemi ayrı bir hastaneye kapatmak istiyorum. Alın dicem düzeltin bunları. Bi de bazen Allahım diyorum hiçbir malımız mülkümüz hiçbir şeyimiz olmasın ama evde huzurumuz olsun diye dua ediyorum. Ama duayla olacak işler değil bunlar. Ya da babamın sözünü geçirmesiyle. Ya da bir aile büyüğünün gelip konuşmasıyla falan. İşte böyle boktan durumlar çocuklar. Kendimle ilgili hiçbir sorunumun olmaması her şeyin mükemmel olduğu anlamına gelmiyor. Hiçbir şey mükemmel değil, her şey eksik. Her evin sorunu var mutlaka, neler neler de duyuyoruz ama bu nasıl bir sınav ben anlamadım. Ne zaman bitecek hiçbir fikrim yok.

Bu arada taa en başından beri ailem konusunda bana destek veren yüreği tertemiz insanlar oldu gerek mail yoluyla gerekse yorumlardan. Nasıl teşekkür etsem ne desem bilmiyorum. Tek bildiğim iyi ki bu blogu açmışım, iyi ki birbirimizin içini görmüşüz, birbirimize dokunmuşuz. İyi ki varsınız, iyi ki burası var.

Yine başı farklı sonu farklı yazı yazan Leah bildirdi,
Ramazanınız da mübarek olsun,
Hamileler de sokakta istediği gibi dolaşsın,