Havanın ısınsam mı soğusam mı, yağsam mı yağmasam mı bilemediği günden hepinize selamlar kadın kızlarım. Bugün Dünya Kadınlar Günü. Emekçi kadınların günü. Koca parası yemeyi'emek' olarak gören kadınlar hariç tüm kadınların Dünya Kadınlar Günü kutlu olsun. Aslında kutlanması gereken bir gün değil bugün. Ciddi anlamda efor sarf edilmesi lazım bazı farkındalıkların kazandırılabilmesi için. Umarım sadece kadın olduğu için, güçsüz olduğu için ona dayak atan tüm insan müsvettelerinin başına binbir türlü bela gelir. Normalde beddua etmesini de zerre sevmem ama hak eden tüm insanlara bunlar müstehak.
Bugünün adına pek çok şirket kadın çalışanlarını şımarttı az da olsa. Kimisine home office çalış dedi, kimisine kocaman bir gülümseme yaratan paketler verdi kimisine de başka türlü şeyler. Ama bugünün hatrına pek çok mağazadaki indirimi de unutmamak lazım. Açıkçası epey de talan etmişliğim var hani. Sefam olsun ayol. Bir alana bir bedava mı dersin, %50 indirim mi dersin alayının hakkından geldim ha.
Benim hayatımda zerre aksiyon yok epeydir de bloga yazmadığımdan bildiğiniz üzere. Sevdicek askere gidecek, onun stresi ilişkimize yeni bir boyut kazandırdı. Önceden mütemadiyen tartışırdık şimdi gün aşırı tartışıyoruz.
Sonracığıma göbeğim ve yüzüm davul gibi şişmeye devam ediyor. Spor salonuna olan üyeliğim tamamen bir yalandan ibaret gibi. Ne zaman aklıma spor gelse 'gitsem gidemem kalsam kalamam sevsem sevemem şaştım bu işe' diye mırıldanıyorum.
Saçlarım tam orta boy oldu bir boka benzemiyor ayıptır söylemesi. (Resimdeki saçın tam olarak 3-5 parmak kısası. Dalgalarım na böyle) Salsam Barış Manço gibi oluyorum toplasam 55 yaşında güne giden teyzeler gibi hissediyorum. Her an saçlarımı CHP kadın kollarındaki teyzeler gibi kestirebilirim. O boy iyi. Zaten hava kirliliği sebebiyle kendimi eve kapatasım geliyor. Duşa giriyorsun misler gibi oluyor saçların sonra akşam dışarı bir çıkıyorsun kafan bildiğin is kokuyor, pis kokuyor. Resmen ağlayasım geliyor o pis koku burnuma geldiğinde.
Şu sıralar obsesif oldum çocuklar. Özellikle İETT otobüsüne bindiğimde kendimi inanılmaz pislenmiş hissediyorum. Birtakım insanlarla dibiş dibiş gitmemizi geçtim, o tutunacak yerlere dikkatle bakınca resmen kapkara kirleri görüyorum ya 'allaaaam sana geliyorum' diyorum.
Beynimin kesinlikle bir playlist olduğuna inanıyorum. Candy Crush oynarken müzik dinlemiyorum ama beynimde sürekli şarkılar çalıyor. Yıldız Tilbe'sinden Yasemin Mori'sine kadar. Bu arada Candy Crush'a çılgınlar gibi sardım. İşsizlikten deli divane olduğumdan mütevellit baya vakit geçiriyorum sayesinde. Yalnız bi sorun var, gözlerimi kapattığım zaman bile şekerleri patlatıyorum. Delicesine oynuyorum çocuklar. Bildiğiniz hırs yaptım. Normalde hırslı bir insan değildim ama bu Candy Crush saga benim kişiliğimi bile değiştirdi. Şu an eşsiz bir hırsım var. Gerile gerile kasıla kasıla oynuyorum.
Ara sıra derslerde sıkıldığımda sağa sola çomak gösteriyorum kızları kikirdetiyorum. Bi çomağa böylesine kikirdiyolar inanamıyorum. Nasıl da dangalakça bir şey halbuki. Ara sıra da hocalara ukalalık yapıyorum. 'Niye bekliyoruz böyle sessizce' falan diyorum. Hocalar da 'Sessizliği anlamlandırmamız gerekiyor' falan diye başlıyorlar. İçimde fırtınalar kopuyor tabi o sırada. Ne anlamlandırcam sessizliği be, anaaa.
Bak mesela şu hayatta en özendiğim insanlar sıralaması yapmak istersem birincisi dünyayı delicesine ülke ülke dolaşanlar olur, ikincisi de tüm siyasi olayları bilip tarihi çılgınlarcasına tartışanlar olur. Nasıl özeniyorum nasıl kıskanıyorum anlatamam. Bi olaylar anlatıyor hoca, ben bi aydınlanıyorum bi ışıldıyorum anlatamam size. Işığı görüyorum ya bildiğin. Çok güzel bir şey ama harbiden ha. Ama gözlemlerime göre erkekler tarihe kadınlardan daha çok ilgi duyuyor. Ben de her şeyi bilsem çok iyi olur.
Uzun süredir yazmayan Liya bildirdi.
8.3.13
Biraz benden bahsedelim
Alekası olanlar
Candy Crush,
Candy Crush Saga,
Dünya Emekçi Kadınlar Günü,
Dünya Kadınlar Günü,
İETT,
indirim,
okul,
saç
22.2.13
İyi insanlarla tanışalım ve çalışalım bence.
Çok sevgili, çok çalışkan, munis, tatlı, arı mayalarım, sizleri 4 günlük haftasonu tatilimin ilk gününden selamlıyorum. Son günlerde size sıcağı sıcağına dumanı tüten haberler iletip haberler veremiyordum. Baktım feleğin çemberinden geçerken sağ kroşe, sol kroşe çakıyorlar ağzıma yüzüme hemen geleyim anlatayım istedim.lk olarak söylemek istediğim bir şey var. Allah iyi insanlarla karşılaşmak nasip etsin hepimize.
Bahsetmek istediğim konuya dönüyorum. Size anlatmış mıydım bilmiyorum ben son 4 aydır bir şirkette insan kaynakları stajyeri olarak sömürülüyordum. Pardon çalışıyordum. Bu çalıştığım yerin hiçbir ilanına başvurmamıştım. Bir network sitesi aracılığıyla mesaj atmıştı yönetici 'Böyle böyle bir fırsat var değerlendirmek ister misiniz' gibilerinden.. Ben de o aralar hiçbir yere başvurmuyordum, kısmet ayağıma geldi herhalde değerlendireyim dedim. Gittim 2-3 kez görüştük sonunda olumlu oldu çalışmaya başladım falan. Geçen dönem hem bu şirkette 3 gün çalışıyordum hem 1,5 gün okula gidip derslerimi takip ediyordum hem de yarım gün zorunlu stajım vardı onu yapmaya kasıyordum. Harap ve bitap bir dönemdi anlayacağınız.
Az gittim düz gittim dere tepe düz gittim tabi o sırada. Çalıştıkça çalıştım, sömürüldükçe sömürüldüm, yapmamam gereken işleri yaptıkça yaptım üç kuruşa talim ettim falan derken işin rengi apaçık değişmeye başladı. Açtıkları ilana gelen 2000 başvurudan kimseyi seçmemelerinin, referanslı adaylardan bile kimseyi beğenmemelerinin bir anlamı vardı anlayacağınız. Hem deneyim sahibi olacak hem sömürülecek, sömürüldükçe gık demeyecek bir adam arıyorlarmış. Beni bulmuşlar. Nerden bilirdim kankalar böyle olacağını. Baktım bunlar benim gelişmemi istemiyorlar, baktım toplantılara, görüşmelere beni almıyorlar hemen atalarımızı düşündüm. Ne demişlerdi acaba böyle bir durum için? Evet bildiniz; ağlamayan çocuğa meme vermezler. Hemen uygulamaya koyuldum. 'Ben bunu bunu bunu yapmak istiyorum.' dedim. Kocaman bir 'Hayır' dediler.
Baktım emek verdiğim şeylerin sonucuna beni dahil etmiyorlar dedim 'ders programım ikinci dönem için çalışmama elverişli değil abbas yolcu.' Demez olaydım. Yöneticim olacak kadın sen bir engelle beni, bir art niyetli davranışlar sergile, bir gıdım bir şey öğretme bir ayıp ayıp şeyler yap bana. Af edersiniz çocuklar tüm okul arkadaşlarım ossura ossura uyur ve 1 ay boyunca tatil yaparken sabah 6 buçukta deli sikmiş gibi kalkıp 7:45'te mesai başı yaptım. Part timedan full time'a geçtim hatta o sıra. Final haftalarımda bile çalıştım. 1 hafta memleketime gitmek için izin istediğimde yöneticim ne dedi biliyor musunuz? Bilgisayarını eve götür evden de çalış.
Ben zaten koydum kafaya 'bu böyle gitmez liya kadın' dedim kendi kendime. Ayrıldığım gün ofiste tek bir ikcı yoktu gün boyu sürecek bir toplantı sebebiyle. Biz paçoz stajyerler ofiste kalmıştık 4 kişi. Bana demediler ki 'Liya bugün senin son günün, biz de yokuz seni yeterince sömürdük bugün çıkışını yapabiliriz. sen yarın gelme.' O gün gittim paşa paşa işlerini yaptım. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Saat 12:30-13:30 arasında olan öğle arasında yemeğe çıkmıştık paçoz stajyerlerden biriyle. Bana yöneticim olan kadın mail atıyor saat 13:00'da. Attığı mail sadece şu: 'Ofiste misin?' Allahtan 13:05'te ofise gelmiştim de 'Şu an ofisteyim bir şey mi oldu acaba?' yazdım. Bana 13:35'te gelen mail neydi biliyor musunuz? 'Seni kontrol etmek istedim bir şey yok.' Ah dedim canım benim ya allah sana iyi niyet serpiştirsin yukardan. Madem merak ettin arayaydın ya telefondan? Neyin mailini kasıp son günümde beni ayar ediyorsun? Ay bir de hayır demesini bilmeyen, cazgır bir karı olmasam neyse. Yumuşak mizacıma veririm, içime kapanırım falan ama yok. Gayet de tüm stajım boyunca üslubumu bilerek hayır demesini de bildim, her işlerini de dakikası dakikasına gördüm, yanlış yapmışsın dedirtmedim kimseye.
Ama yüce rabbim iyi insanlarla, iyi niyetli insanlarla karşılaştırsın bizleri. Ben şu son 2 yılda özel sektörde pek iyi niyetlisine rastlamadım açık açık. Ha bu kız stajyermiş, biz ona iş öğretelim deneyimlerimizden faydalansın haspam diyen bir allahın kulu yok. Zaten stajyeri bile deneyimli arıyorlar artık, sanki 2 sene sonra CEO falan olacağız. Bir de yöneticiler falan neyin endişesini yaşıyorlarsa amına koyim. Ulan 2 bir şey öğretsen de deneyimlerinden faydalansak fena mı hıyar ağası. Sanki seni tahtından mı indirecez, incilerini mi dökcez. Heç. Sana verilen ünvanın amına koyim lan ben. Püü paçoz. Ünvanın var ama günahım kadar insanlığın yok be.
Ceketini alıp çıkan Liya bildirdi,
Bahsetmek istediğim konuya dönüyorum. Size anlatmış mıydım bilmiyorum ben son 4 aydır bir şirkette insan kaynakları stajyeri olarak sömürülüyordum. Pardon çalışıyordum. Bu çalıştığım yerin hiçbir ilanına başvurmamıştım. Bir network sitesi aracılığıyla mesaj atmıştı yönetici 'Böyle böyle bir fırsat var değerlendirmek ister misiniz' gibilerinden.. Ben de o aralar hiçbir yere başvurmuyordum, kısmet ayağıma geldi herhalde değerlendireyim dedim. Gittim 2-3 kez görüştük sonunda olumlu oldu çalışmaya başladım falan. Geçen dönem hem bu şirkette 3 gün çalışıyordum hem 1,5 gün okula gidip derslerimi takip ediyordum hem de yarım gün zorunlu stajım vardı onu yapmaya kasıyordum. Harap ve bitap bir dönemdi anlayacağınız.
Az gittim düz gittim dere tepe düz gittim tabi o sırada. Çalıştıkça çalıştım, sömürüldükçe sömürüldüm, yapmamam gereken işleri yaptıkça yaptım üç kuruşa talim ettim falan derken işin rengi apaçık değişmeye başladı. Açtıkları ilana gelen 2000 başvurudan kimseyi seçmemelerinin, referanslı adaylardan bile kimseyi beğenmemelerinin bir anlamı vardı anlayacağınız. Hem deneyim sahibi olacak hem sömürülecek, sömürüldükçe gık demeyecek bir adam arıyorlarmış. Beni bulmuşlar. Nerden bilirdim kankalar böyle olacağını. Baktım bunlar benim gelişmemi istemiyorlar, baktım toplantılara, görüşmelere beni almıyorlar hemen atalarımızı düşündüm. Ne demişlerdi acaba böyle bir durum için? Evet bildiniz; ağlamayan çocuğa meme vermezler. Hemen uygulamaya koyuldum. 'Ben bunu bunu bunu yapmak istiyorum.' dedim. Kocaman bir 'Hayır' dediler.
Baktım emek verdiğim şeylerin sonucuna beni dahil etmiyorlar dedim 'ders programım ikinci dönem için çalışmama elverişli değil abbas yolcu.' Demez olaydım. Yöneticim olacak kadın sen bir engelle beni, bir art niyetli davranışlar sergile, bir gıdım bir şey öğretme bir ayıp ayıp şeyler yap bana. Af edersiniz çocuklar tüm okul arkadaşlarım ossura ossura uyur ve 1 ay boyunca tatil yaparken sabah 6 buçukta deli sikmiş gibi kalkıp 7:45'te mesai başı yaptım. Part timedan full time'a geçtim hatta o sıra. Final haftalarımda bile çalıştım. 1 hafta memleketime gitmek için izin istediğimde yöneticim ne dedi biliyor musunuz? Bilgisayarını eve götür evden de çalış.
Ben zaten koydum kafaya 'bu böyle gitmez liya kadın' dedim kendi kendime. Ayrıldığım gün ofiste tek bir ikcı yoktu gün boyu sürecek bir toplantı sebebiyle. Biz paçoz stajyerler ofiste kalmıştık 4 kişi. Bana demediler ki 'Liya bugün senin son günün, biz de yokuz seni yeterince sömürdük bugün çıkışını yapabiliriz. sen yarın gelme.' O gün gittim paşa paşa işlerini yaptım. Sonra ne oldu biliyor musunuz? Saat 12:30-13:30 arasında olan öğle arasında yemeğe çıkmıştık paçoz stajyerlerden biriyle. Bana yöneticim olan kadın mail atıyor saat 13:00'da. Attığı mail sadece şu: 'Ofiste misin?' Allahtan 13:05'te ofise gelmiştim de 'Şu an ofisteyim bir şey mi oldu acaba?' yazdım. Bana 13:35'te gelen mail neydi biliyor musunuz? 'Seni kontrol etmek istedim bir şey yok.' Ah dedim canım benim ya allah sana iyi niyet serpiştirsin yukardan. Madem merak ettin arayaydın ya telefondan? Neyin mailini kasıp son günümde beni ayar ediyorsun? Ay bir de hayır demesini bilmeyen, cazgır bir karı olmasam neyse. Yumuşak mizacıma veririm, içime kapanırım falan ama yok. Gayet de tüm stajım boyunca üslubumu bilerek hayır demesini de bildim, her işlerini de dakikası dakikasına gördüm, yanlış yapmışsın dedirtmedim kimseye.
Ama yüce rabbim iyi insanlarla, iyi niyetli insanlarla karşılaştırsın bizleri. Ben şu son 2 yılda özel sektörde pek iyi niyetlisine rastlamadım açık açık. Ha bu kız stajyermiş, biz ona iş öğretelim deneyimlerimizden faydalansın haspam diyen bir allahın kulu yok. Zaten stajyeri bile deneyimli arıyorlar artık, sanki 2 sene sonra CEO falan olacağız. Bir de yöneticiler falan neyin endişesini yaşıyorlarsa amına koyim. Ulan 2 bir şey öğretsen de deneyimlerinden faydalansak fena mı hıyar ağası. Sanki seni tahtından mı indirecez, incilerini mi dökcez. Heç. Sana verilen ünvanın amına koyim lan ben. Püü paçoz. Ünvanın var ama günahım kadar insanlığın yok be.
Ceketini alıp çıkan Liya bildirdi,
Alekası olanlar
corporate life,
human resources,
insan kaynakları,
internship,
kurumsal hayat,
staj
27.1.13
Özel sektör vs devlet
Pek sevgili bahar çiçeklerim. Şu gudubet Ocak ayı bir türlü geçemedi farkındasınız değil mi? Sanki 2013'e gireli 1 yıl olmuş gibi geliyor bana. Hala daha bitmedi gitti cavurun Ocak ayı. Benim için ne de boktan geçti belli de değil zaten.
Size geçen yazımda P&G'den bahsetmiştim. Birkaç gün önce gelen bir maille götümün üzerine huşu içinde oturdum. Neymiş efendim bu dünyanın sonu değilmiş, onlar beni beğenmediyse başka şirketler varmış hayatımı onlarla çalışarak da sürdürebilirmişim, onlar için pek çok saat harcamışım bunu çok takdir ediyorlarmış ve bu yüzden de iyi niyetlerini sunuyorlarmış falan da filan da. Size mi düştü lan başka şirketlerle çalışma durumum, size ne amına koyim çok üzüldüyseniz gidin Unilever'e yerleştiriverin beni madem bu kadar sorun ettiniz.Tey allam yea. Benim gibi adama böyle bir mail atıyorlar. Üstelik İngilizce, üstelik tepesinde adım bile yazmıyor. Bildiğin copy-paste red maili. Yazıklarım olsun P&G. Çocuğum olsun götüne Prima olsun Molfix olsun hiçbir kez geçirmicem, koca kafama Pantene olsun Blendax olsun hiç sürmücem, çamaşırlarımı Arielle asla yıkamıcam, muayyen günlerimde Orkid'in önünden bile geçmicem. Püüüüüü paçozlar. Benim gibi bir çalışanı ve müşteriyi kaybettiniz.
Neyse size hayatımla aldığım bir diğer karardan bahsedeyim çocuklar. Ben özel sektörün ta amına koyim. Vazgeçtim lan ben özel sektörden. Hayat bu kadar çalışmaya değmez lan. Sabah 6'da kalkıp akşam 7'de 8'de eve girmeye İstanbul gibi bir şehirde sonsuz karşıyım.Hayatını yaşayamamana karşıyım. Çoluğunla çocuğunla ilgilenmemene karşıyım, kendine vakit ayıramamana karşıyım, sadece tatil yapmak için çalışmana karşıyım, kendini tek bir alanda yetkinleştirip sürekli başkasının çıkarına çalışmana karşıyım. Baya karşıyım ben ya. Son 2 senedir it gibi çalışıyorum, hem okulu hem işi bir arada idare etmeye çalışıyorum çok da emek verdim ama sanırım kararımı verdim; Devlet.
Devletin de çok iyi bir bok olduğu söylenemez. Aşmam gereken bir KPSS var ve ben daha hangi testleri çözeceğimi dahi bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var ne yaparsam yapayım başarılı olacağıma inanıyorum. İnsan Kaynaklarında hayatım boyunca işe alım yapamayacağımı biliyorum, bunun beni pek de bir yerlere götürmeyeceğine, beni geliştirmeyeceğine inanıyorum. Özel sektörde kar yağdığında "yarım saat erken çıkalım yarebbim veleddalin amin" diye diye outlookta send and receive yapmak istemiyorum. Stajyer halimle bile eve iş götürmemi istediklerinde "Hayır götüremem" demek istemiyorum, şu an bile bunu demekten yoruldum ben. İlk 10 sene özelde it gibi çalışıp ancak elime ciddi paralar geçtiğinde o giden 10 senemin arkasından ağlamak istemiyorum.
Bir de bazen düşünüyorum, şu anda çalıştığım şirkette departmanımızda 3 tane hamile kadın var. Nasıl üzülüyorum karınları burunlarında, sabahtan akşama sinir stres sahibi olarak çalışıyorlar.Çocukları doğacak, birkaç ay yanında olacaklar ve sonrasında çalışmaya dönmek zorundalar. Bebeği varsa kayın validesi, annesi yoksa bir bakıcı büyütecek. Annesi akşamdan akşama görecek, doyamayacak çocuğuna falan. Herhalde özelde çalışmaktan başka şansı yok ki bu kadının özelde çalışıyordur değil mi yani? Başka şansı olan hangi anne çalışmak ister bu şartlarda ve çocuğunu akşamdan akşama görmek ister? Adeta bir Pepe'yim, çok üzülüyorum minik kuşlarım.
Mezun olmama yarım dönemim kaldı. Okuldaki son dönemim olacak. Kendi alanıma dört elden sarılıp kendi bölümümle ilgili bir şeyler yapmak istiyorum sanırım. Tabii bu hayatta ne olacağı da belli değil ama kesinlikle hayatın bu kadar çalışmaya değmeyeceğini biliyorum. Bence kendine çalışmak daha önemli ballı lokmalar ya. Kurumsal bir şirkete girildiği takdirde sadece o şirketin belli bir fonksiyonundan sorumlu oluyor ve onda yetkinleşiyorsunuz. Ama kendine vakit ayırmak, insanlara faydalı olmak, sosyal sorumluluk gibi kavramlar da çok önemli. Ciddi ciddi düşünüyorum da para gerçekten önemli. Önemsiz diyenin kafasına sıçayım. Ama hayatımı sürdürmeme yetsin yeter abi ya kocam daha çok kazansın. Bu arada milletin ocak ayında bile cayır cayır sözlenmesine, nişanlanmasına da dikkat çekmek isterim canparelerim. İnsan bi durur, bi dinlenir di mi ya. Neyse ne diyorduk devlet. İşte devlette çalışıp yükseğimi yapıp falan takılmak istiyorum ben ya. Evime, kendime özelde çalışırkenden daha çok vakit ayıracağımı biliyorum devlette. Ayda 2500 lera kimden kötü la. Adam olana çok bile.
İşte böyle bir kararım var gibi şu an. Değişir mi değişmez mi, hayat ne getirir ne götürür hiç bilemiyorum. Hakkımda, hakkımızda hayırlısı olsun tontiriminnoşlarım. Hepimize iyi farkındalıklar diliyorum.
Size geçen yazımda P&G'den bahsetmiştim. Birkaç gün önce gelen bir maille götümün üzerine huşu içinde oturdum. Neymiş efendim bu dünyanın sonu değilmiş, onlar beni beğenmediyse başka şirketler varmış hayatımı onlarla çalışarak da sürdürebilirmişim, onlar için pek çok saat harcamışım bunu çok takdir ediyorlarmış ve bu yüzden de iyi niyetlerini sunuyorlarmış falan da filan da. Size mi düştü lan başka şirketlerle çalışma durumum, size ne amına koyim çok üzüldüyseniz gidin Unilever'e yerleştiriverin beni madem bu kadar sorun ettiniz.Tey allam yea. Benim gibi adama böyle bir mail atıyorlar. Üstelik İngilizce, üstelik tepesinde adım bile yazmıyor. Bildiğin copy-paste red maili. Yazıklarım olsun P&G. Çocuğum olsun götüne Prima olsun Molfix olsun hiçbir kez geçirmicem, koca kafama Pantene olsun Blendax olsun hiç sürmücem, çamaşırlarımı Arielle asla yıkamıcam, muayyen günlerimde Orkid'in önünden bile geçmicem. Püüüüüü paçozlar. Benim gibi bir çalışanı ve müşteriyi kaybettiniz.
Neyse size hayatımla aldığım bir diğer karardan bahsedeyim çocuklar. Ben özel sektörün ta amına koyim. Vazgeçtim lan ben özel sektörden. Hayat bu kadar çalışmaya değmez lan. Sabah 6'da kalkıp akşam 7'de 8'de eve girmeye İstanbul gibi bir şehirde sonsuz karşıyım.Hayatını yaşayamamana karşıyım. Çoluğunla çocuğunla ilgilenmemene karşıyım, kendine vakit ayıramamana karşıyım, sadece tatil yapmak için çalışmana karşıyım, kendini tek bir alanda yetkinleştirip sürekli başkasının çıkarına çalışmana karşıyım. Baya karşıyım ben ya. Son 2 senedir it gibi çalışıyorum, hem okulu hem işi bir arada idare etmeye çalışıyorum çok da emek verdim ama sanırım kararımı verdim; Devlet.
Devletin de çok iyi bir bok olduğu söylenemez. Aşmam gereken bir KPSS var ve ben daha hangi testleri çözeceğimi dahi bilmiyorum ama bildiğim tek bir şey var ne yaparsam yapayım başarılı olacağıma inanıyorum. İnsan Kaynaklarında hayatım boyunca işe alım yapamayacağımı biliyorum, bunun beni pek de bir yerlere götürmeyeceğine, beni geliştirmeyeceğine inanıyorum. Özel sektörde kar yağdığında "yarım saat erken çıkalım yarebbim veleddalin amin" diye diye outlookta send and receive yapmak istemiyorum. Stajyer halimle bile eve iş götürmemi istediklerinde "Hayır götüremem" demek istemiyorum, şu an bile bunu demekten yoruldum ben. İlk 10 sene özelde it gibi çalışıp ancak elime ciddi paralar geçtiğinde o giden 10 senemin arkasından ağlamak istemiyorum.
Bir de bazen düşünüyorum, şu anda çalıştığım şirkette departmanımızda 3 tane hamile kadın var. Nasıl üzülüyorum karınları burunlarında, sabahtan akşama sinir stres sahibi olarak çalışıyorlar.Çocukları doğacak, birkaç ay yanında olacaklar ve sonrasında çalışmaya dönmek zorundalar. Bebeği varsa kayın validesi, annesi yoksa bir bakıcı büyütecek. Annesi akşamdan akşama görecek, doyamayacak çocuğuna falan. Herhalde özelde çalışmaktan başka şansı yok ki bu kadının özelde çalışıyordur değil mi yani? Başka şansı olan hangi anne çalışmak ister bu şartlarda ve çocuğunu akşamdan akşama görmek ister? Adeta bir Pepe'yim, çok üzülüyorum minik kuşlarım.
Mezun olmama yarım dönemim kaldı. Okuldaki son dönemim olacak. Kendi alanıma dört elden sarılıp kendi bölümümle ilgili bir şeyler yapmak istiyorum sanırım. Tabii bu hayatta ne olacağı da belli değil ama kesinlikle hayatın bu kadar çalışmaya değmeyeceğini biliyorum. Bence kendine çalışmak daha önemli ballı lokmalar ya. Kurumsal bir şirkete girildiği takdirde sadece o şirketin belli bir fonksiyonundan sorumlu oluyor ve onda yetkinleşiyorsunuz. Ama kendine vakit ayırmak, insanlara faydalı olmak, sosyal sorumluluk gibi kavramlar da çok önemli. Ciddi ciddi düşünüyorum da para gerçekten önemli. Önemsiz diyenin kafasına sıçayım. Ama hayatımı sürdürmeme yetsin yeter abi ya kocam daha çok kazansın. Bu arada milletin ocak ayında bile cayır cayır sözlenmesine, nişanlanmasına da dikkat çekmek isterim canparelerim. İnsan bi durur, bi dinlenir di mi ya. Neyse ne diyorduk devlet. İşte devlette çalışıp yükseğimi yapıp falan takılmak istiyorum ben ya. Evime, kendime özelde çalışırkenden daha çok vakit ayıracağımı biliyorum devlette. Ayda 2500 lera kimden kötü la. Adam olana çok bile.
İşte böyle bir kararım var gibi şu an. Değişir mi değişmez mi, hayat ne getirir ne götürür hiç bilemiyorum. Hakkımda, hakkımızda hayırlısı olsun tontiriminnoşlarım. Hepimize iyi farkındalıklar diliyorum.
Alekası olanlar
devlet,
kpss,
master,
ozel sektor,
Procter and Gamble,
yüksek lisans
19.1.13
P&G Live Event var, iş var dediler geldik.
Hepinize gaydırıgubbak Liya'dan selamlar. Yaklaşık 3 haftadır blogumda yeller esiyor, biri de demiyor ki aga bu nedir! Kendinizi soğukların serin kollarına mı bıraktınız yoksa indirimlerin sıcak mağazalarına mı saldınız bilemiyorum ama benim son 3 haftam bildiğin finallerle ve stajla kanırta kanırta geçti. Hem çalışıp hem de final kasmak 10 çocuk anası olmakla eş değer hale geldi gözümde. Bu arada bir takım mülakatlara da girmedim değil. Nasıl olsa sonraki aşamalara geçemeyeceğimi düşündüğümden bu süreci açık seçik isimlerle anlatıcam size ballı lokmalar.
Şimdi Procter & Gamble diye bir FMCG devi firma var. İşte orkid olsun, ariel olsun ne bileyim duracel olsun, göt bezi prima olsun bunların malı mülkü anladınız mı. Her sene bunlar Live Event Business Seminar diye bir hadise başlatıp üniversite öğrencilerine staj, mezun olacaklara da iş imkanı sağlıyorlar. Ama öyle bir süreçleri var ki anandan emdiğin süt burnundan geliyor kanka.Stajyerlerine 2 bin lira veriyorlarmış ama 20 bin verseler iyi yani.
Bak şimdi önce sitemize gir üye ol bro dediler, oldum. Burdan kutuplara kadar uzayan bir başvuru sayfası var. Doldur allah doldur bitmiyor sayfaları. Hangi departmanı istiyorsun bik bik, CV'ni yükle bik bik, o soruyu cevapla bik bik, bunu cevapla bik bik. Bir de İngilizce dolduruyosun, destan yazmanı bekliyorlar mavi ekran veriyorsun. Doldurduk o veya bu şekilde.
Sonra verdiğim cevapları beğenmiş olacaklar ki Assessment Center diye bi test aşamasına aldılar beni online. Burda da dünyanın en salak saçma soruları var kendini dünya lideri gibi hissediyosun. Ben stajyer mi alacaklar yoksa CEO mu alacaklar anlamadım zaten. Yok bir ekip kurarken nelere dikkat edersiniz. Ulan hıyar, ben ekibe girmeye çalışıyorum zaten neyin ekibi kurcam amına koyim.
Bunu da beğenmiş olacaklar ki beni online olan Reasoning Test'e almadılar. Çünkü geçen sene de başvurmuştum aynı şekilde. Ordakini saymışlar buna. Sonrasında direkt hayatın acı gerçekleriyle dolu Reasoning Test'e girdim. Adamlar Boğaziçi Üniversitesi'nin New Hall binasını kapatmışlar kanka. Ders işlediğimiz amfide sınava girdik. Yok böyle bir olay. Maile yazmışlar zaten hesap makinanızı getirin diye. Ben burdan anladım, hardcore bir sınava giriyon kanka dedim kendime.Zaten o gün okulda bi 500 kişi sınava girmiştir eminim. İTÜ'den falan arkadaşımı gördüm yok böyle bir şey. Biraz sınavın acılığından da bahsedeyim. 40 soru var birader, ilk 9 tanesi mi ne ölümüne hesap makinası kullandığın matematik soruları, karlar zararlar, havuz problemimsi salak saçma şeyler, sonra hafif bir iniş yaptırıyorlar Türkçe anlam bilgisi sorularına dönüyoruz paragraftan hangisi çıkarılamaz tarzı zaman öldürücü sorular sayısını tam hatırlamıyorum o da 9 tane falandır, geri kalan tüm sorular o Ales'te gördüğümüz şu şekilden sonra hangi şekil geliyor diye beyin akıtan, gözleri şaşı eden sorular. Tamamen zamanı nasıl kullandığınla alakalı. Yani bi günde rahat rahat çözersin o soruları ama amaç 1 saatte kanırtmak seni. Anamız ağladı bro. Ama onu da geçtim alnımın akıyla.
Sonra geçen gün beni bire bir ön mülakata aldı bir kadın. Bu sefer canlı canlı, kanlı kanlı. Bu mülakatı da bizim okulda sınıfta oldum. Ders işlediğimiz yerde, öğretmen masasında mülakata girdim olacak iş mi amına koyim. Neyse. Bir kadın oturuyor karşımda, biraz kendini anlatmanı isticem ardından yetkinlik bazlı sorular sorucam dedi. Ben başladım "Adım Leah, soyadım Can " dedim, der demez İngilizce lütfen dedi. Taam amk dedim İngilizce anlattım kendimi. Staj deneyimlerime geldim onları da anlatıyorum işte iş tanımlarını falan. Bunlara çok girmeyelim ben yetkinlik bazlı sorulara daha fazla zaman ayırmak istiyorum dedi. Yetkinlik bazlı soruları size de yazıyorum çocuklar çok harika sorular yetkinliğinizi ölçersiniz:
1. Kompleks dataların içinden herhangi analitik bir sonuca varıp bunlara dayanarak herhangi bir öneride bulundun mu? Nasıl bulundun, sonucu ne oldu?
2. Hangi liderlik özelliğinle gurur duyuyorsun? Bu özelliğinle insanlara nasıl bir yardımda bulundun? Nasıl aksiyon aldın ve sonucunda ne çıktı?
3. İnsanların deneyimlerini dinleyerek ve onlardan yola çıkarak hiç içgörü edinip hayatında değiştirdiğin bir şey oldu mu, nasıl değiştirdin, sonucu ne oldu?
Gördüğünüz gibi sizin yetkinliğinizi arşa kadar ölçüyor bu 3 soru. Üniversite öğrencisi miyim, 15 yıllık yönetici Salih Bey miyim anlamadım bu soruları cevaplarken. Ulan götü boklu öğrenciyim daha nasıl tatmin edebilirim seni cevaplarımla lan.Yazıklarım günahlarım olsun yani. Bu ön elemeymiş bi de. %50 elencem, %50 verdiğim cevaplardan biri kadının yüreciğine dokunduysa elenmeyebilitem var. Elenmezsem de öbür aşamada elenirim kesin. Ben böyle mülakat, ben böyle aşama görmedim amına koyim. Super mario gibi hissediyorum kendimi, oyunun sonunda prenses falan da görünmüyor.
Hakkımızda hayırlısı olsun çocuklar.
Acar muhabiriniz Liya bildirdi.
Şimdi Procter & Gamble diye bir FMCG devi firma var. İşte orkid olsun, ariel olsun ne bileyim duracel olsun, göt bezi prima olsun bunların malı mülkü anladınız mı. Her sene bunlar Live Event Business Seminar diye bir hadise başlatıp üniversite öğrencilerine staj, mezun olacaklara da iş imkanı sağlıyorlar. Ama öyle bir süreçleri var ki anandan emdiğin süt burnundan geliyor kanka.Stajyerlerine 2 bin lira veriyorlarmış ama 20 bin verseler iyi yani.
Bak şimdi önce sitemize gir üye ol bro dediler, oldum. Burdan kutuplara kadar uzayan bir başvuru sayfası var. Doldur allah doldur bitmiyor sayfaları. Hangi departmanı istiyorsun bik bik, CV'ni yükle bik bik, o soruyu cevapla bik bik, bunu cevapla bik bik. Bir de İngilizce dolduruyosun, destan yazmanı bekliyorlar mavi ekran veriyorsun. Doldurduk o veya bu şekilde.
Sonra verdiğim cevapları beğenmiş olacaklar ki Assessment Center diye bi test aşamasına aldılar beni online. Burda da dünyanın en salak saçma soruları var kendini dünya lideri gibi hissediyosun. Ben stajyer mi alacaklar yoksa CEO mu alacaklar anlamadım zaten. Yok bir ekip kurarken nelere dikkat edersiniz. Ulan hıyar, ben ekibe girmeye çalışıyorum zaten neyin ekibi kurcam amına koyim.
Bunu da beğenmiş olacaklar ki beni online olan Reasoning Test'e almadılar. Çünkü geçen sene de başvurmuştum aynı şekilde. Ordakini saymışlar buna. Sonrasında direkt hayatın acı gerçekleriyle dolu Reasoning Test'e girdim. Adamlar Boğaziçi Üniversitesi'nin New Hall binasını kapatmışlar kanka. Ders işlediğimiz amfide sınava girdik. Yok böyle bir olay. Maile yazmışlar zaten hesap makinanızı getirin diye. Ben burdan anladım, hardcore bir sınava giriyon kanka dedim kendime.Zaten o gün okulda bi 500 kişi sınava girmiştir eminim. İTÜ'den falan arkadaşımı gördüm yok böyle bir şey. Biraz sınavın acılığından da bahsedeyim. 40 soru var birader, ilk 9 tanesi mi ne ölümüne hesap makinası kullandığın matematik soruları, karlar zararlar, havuz problemimsi salak saçma şeyler, sonra hafif bir iniş yaptırıyorlar Türkçe anlam bilgisi sorularına dönüyoruz paragraftan hangisi çıkarılamaz tarzı zaman öldürücü sorular sayısını tam hatırlamıyorum o da 9 tane falandır, geri kalan tüm sorular o Ales'te gördüğümüz şu şekilden sonra hangi şekil geliyor diye beyin akıtan, gözleri şaşı eden sorular. Tamamen zamanı nasıl kullandığınla alakalı. Yani bi günde rahat rahat çözersin o soruları ama amaç 1 saatte kanırtmak seni. Anamız ağladı bro. Ama onu da geçtim alnımın akıyla.
Sonra geçen gün beni bire bir ön mülakata aldı bir kadın. Bu sefer canlı canlı, kanlı kanlı. Bu mülakatı da bizim okulda sınıfta oldum. Ders işlediğimiz yerde, öğretmen masasında mülakata girdim olacak iş mi amına koyim. Neyse. Bir kadın oturuyor karşımda, biraz kendini anlatmanı isticem ardından yetkinlik bazlı sorular sorucam dedi. Ben başladım "Adım Leah, soyadım Can " dedim, der demez İngilizce lütfen dedi. Taam amk dedim İngilizce anlattım kendimi. Staj deneyimlerime geldim onları da anlatıyorum işte iş tanımlarını falan. Bunlara çok girmeyelim ben yetkinlik bazlı sorulara daha fazla zaman ayırmak istiyorum dedi. Yetkinlik bazlı soruları size de yazıyorum çocuklar çok harika sorular yetkinliğinizi ölçersiniz:
1. Kompleks dataların içinden herhangi analitik bir sonuca varıp bunlara dayanarak herhangi bir öneride bulundun mu? Nasıl bulundun, sonucu ne oldu?
2. Hangi liderlik özelliğinle gurur duyuyorsun? Bu özelliğinle insanlara nasıl bir yardımda bulundun? Nasıl aksiyon aldın ve sonucunda ne çıktı?
3. İnsanların deneyimlerini dinleyerek ve onlardan yola çıkarak hiç içgörü edinip hayatında değiştirdiğin bir şey oldu mu, nasıl değiştirdin, sonucu ne oldu?
Gördüğünüz gibi sizin yetkinliğinizi arşa kadar ölçüyor bu 3 soru. Üniversite öğrencisi miyim, 15 yıllık yönetici Salih Bey miyim anlamadım bu soruları cevaplarken. Ulan götü boklu öğrenciyim daha nasıl tatmin edebilirim seni cevaplarımla lan.Yazıklarım günahlarım olsun yani. Bu ön elemeymiş bi de. %50 elencem, %50 verdiğim cevaplardan biri kadının yüreciğine dokunduysa elenmeyebilitem var. Elenmezsem de öbür aşamada elenirim kesin. Ben böyle mülakat, ben böyle aşama görmedim amına koyim. Super mario gibi hissediyorum kendimi, oyunun sonunda prenses falan da görünmüyor.
Hakkımızda hayırlısı olsun çocuklar.
Acar muhabiriniz Liya bildirdi.
Alekası olanlar
assesment,
business school,
FMCG,
Live event,
mülakat,
Procter and Gamble,
reasoning test
6.12.12
Bir yağmur klasiği
Dünya hızla kirlenirken yağmur birden yağmaya karar verdi. Yavaş yavaş çiseleyen yağmur ruhlarımızı sonradan gelecek olan toprak kokusuna hazırlıyordu. Ay ne romantizm yaptım he. Olm bok götürüyo lan İstanbul'u yağmur yağınca. Hayat duruyor, trafik felç oluyor, metronun önlerinde birden 3-5 tane şemsiyeci beliriyor paraya para demiyor. 3 adım öteye araba gitmiyor, gidemiyor bi kere. Ayazını, poyrazını siktiğiminin rüzgarıylan bi de o yağmur karışmıyo mu allaaamm şımşırık oluyosun şımşırık (şımşırık için bkz: ıpıslak).
Yine o yağmurlu günlerden biri yani bugün, Nişantaşı'nın kıyısında Maçka'da çalışmışım, işimden gücümden çıkmış bir de yöneticimi biemdabılyusuna kadar götürüvermişim tam otomatik şemsiyemlen. Şakır şakır yağan yağmurda sefil hayatıma bu kahpe İstanbul'un çamurunda merhaba demişim bu olaydan sonra, bi de üstüne üstlük servis şoförü trafikten gelememiş. Yürüyelim diyoruz Osmanbey'e kadar, servis bekleyen ablayla. Her adım atışımda ayakkabımın topuklarından dizlerime kadar çamuru da beraberimde getiriyorum zaten. Topuklarıma baka baka yürüyorum böyle salak gibi. Salak diyolardır kesin zaten bana yolda.
Neyse, Nişantaşı'ndayız. Işıklar, mağazalar falanlar filanlar derken bir adam "Alır mısınız" diyerek bir gül uzatıyor. Lan diyorum Nişantaşı'nın elitliğine bak güller sercekler az kaldı yollarımıza. Alıyorum. Hanfendi diyor. Ben de yanımdaki kadına diyor zannederek bakmıyorum arkama. Yanımdaki dönüyor, hanfendi diyor bir daha. Ben yine bakmıyorum. Sonra bir daha hanfendi diyor. Ulan hiç üstüme alınmıyorum yemin olsun lan, yine bakmıyorum. Adam meğersem gelip belamı sikecekmiş gülü alıp gittim diye. Gül de gül olsa bari lan. Yapma çiçek kolleksyioneri annem salonundaki yapma çiçekli sepetlerinin içine attırmaz bile. Öyle dandirik, öyle basit, öyle sikimtırak bi gül. Bi dönüyorum arkama. "VER" diye bağırıyor ipne. Al da götüne sok bakışımla adama veriyorum gülü.
Bak hele bak, olaya bak sen. Millet nelerle uğraşıyor ya. Böyle para mı kazanılır amına koyim. Şakır şakır yağmurda milletin eline sikim sokum bi gül tutuşturcaksın, bir de para isteyeceksin. Ulan insan değil bu insanlar.
Yolda bi de ipnemsi erkekler var, onlar da güzellik salonu kartı dağıtıyorlar. "Ay valla bi şey satmıyoruaaaz" kafasında kırıta kırıta kart vermeye çalışıyorlar. Azıcık bakımlı olan birini görsünler sülük gibi yapışıyorlar. Paçozlara hiç yanaşmıyolar. Paçoz mu gezelim lan. Paçoz geldik paçoz mu gidelim, he! Zaten canım burnumda geziyorum yoğunluktan, bi gün bi patlıcam ya bunlara sen seyrele o zaman cümbüşü.
Olm nedir benim bu çektiğim lan. Bi tane adam var sokakta, Mercedes'ini tamı tamına kaldırıma çıkarıp apıştırıyor. Yayalar yola çıksın yoldan yürüsün amk. Meclis üyesiymiş, ön camında yazıyor kağıt komuş. Ulan adam sikmekten helak oldular la bunlar. Çekici çağırsam arabasını bile çekmeyecekler eminim yani.
Çok atarlandım gene salon kadını çizgimden çıktım ya. Halbuki son zamanlarda gayet iyi bir Nişantaşı çocuğuydum. Ekmek falan yememeye başlamıştım yemeklerin yanında, çünkü vermiyorlar yani, öylesine. İşte bi yağmur yağıyor her şey değişiyor görüyonuz de mi çocuklar.
Yine o yağmurlu günlerden biri yani bugün, Nişantaşı'nın kıyısında Maçka'da çalışmışım, işimden gücümden çıkmış bir de yöneticimi biemdabılyusuna kadar götürüvermişim tam otomatik şemsiyemlen. Şakır şakır yağan yağmurda sefil hayatıma bu kahpe İstanbul'un çamurunda merhaba demişim bu olaydan sonra, bi de üstüne üstlük servis şoförü trafikten gelememiş. Yürüyelim diyoruz Osmanbey'e kadar, servis bekleyen ablayla. Her adım atışımda ayakkabımın topuklarından dizlerime kadar çamuru da beraberimde getiriyorum zaten. Topuklarıma baka baka yürüyorum böyle salak gibi. Salak diyolardır kesin zaten bana yolda.
Neyse, Nişantaşı'ndayız. Işıklar, mağazalar falanlar filanlar derken bir adam "Alır mısınız" diyerek bir gül uzatıyor. Lan diyorum Nişantaşı'nın elitliğine bak güller sercekler az kaldı yollarımıza. Alıyorum. Hanfendi diyor. Ben de yanımdaki kadına diyor zannederek bakmıyorum arkama. Yanımdaki dönüyor, hanfendi diyor bir daha. Ben yine bakmıyorum. Sonra bir daha hanfendi diyor. Ulan hiç üstüme alınmıyorum yemin olsun lan, yine bakmıyorum. Adam meğersem gelip belamı sikecekmiş gülü alıp gittim diye. Gül de gül olsa bari lan. Yapma çiçek kolleksyioneri annem salonundaki yapma çiçekli sepetlerinin içine attırmaz bile. Öyle dandirik, öyle basit, öyle sikimtırak bi gül. Bi dönüyorum arkama. "VER" diye bağırıyor ipne. Al da götüne sok bakışımla adama veriyorum gülü.
Bak hele bak, olaya bak sen. Millet nelerle uğraşıyor ya. Böyle para mı kazanılır amına koyim. Şakır şakır yağmurda milletin eline sikim sokum bi gül tutuşturcaksın, bir de para isteyeceksin. Ulan insan değil bu insanlar.
Yolda bi de ipnemsi erkekler var, onlar da güzellik salonu kartı dağıtıyorlar. "Ay valla bi şey satmıyoruaaaz" kafasında kırıta kırıta kart vermeye çalışıyorlar. Azıcık bakımlı olan birini görsünler sülük gibi yapışıyorlar. Paçozlara hiç yanaşmıyolar. Paçoz mu gezelim lan. Paçoz geldik paçoz mu gidelim, he! Zaten canım burnumda geziyorum yoğunluktan, bi gün bi patlıcam ya bunlara sen seyrele o zaman cümbüşü.
Olm nedir benim bu çektiğim lan. Bi tane adam var sokakta, Mercedes'ini tamı tamına kaldırıma çıkarıp apıştırıyor. Yayalar yola çıksın yoldan yürüsün amk. Meclis üyesiymiş, ön camında yazıyor kağıt komuş. Ulan adam sikmekten helak oldular la bunlar. Çekici çağırsam arabasını bile çekmeyecekler eminim yani.
Çok atarlandım gene salon kadını çizgimden çıktım ya. Halbuki son zamanlarda gayet iyi bir Nişantaşı çocuğuydum. Ekmek falan yememeye başlamıştım yemeklerin yanında, çünkü vermiyorlar yani, öylesine. İşte bi yağmur yağıyor her şey değişiyor görüyonuz de mi çocuklar.
15.10.12
Blogger'da dünden bugüne.
Blogger'ın eski yazarlarındanım diyemem ama bir 3-4 sene oldu herhalde bu camialara gireli. Pek çok blog okudum, pek çok yorum yazdım, pek çok bloggerın günden güne değişimini kah uzaktan kah yakından izledim. Bu yazımda elimden geldiğince ciddi olmaya çalışmaya çalışacağım. Objektif bir yazı olmasını umut ediyorum. Keyifle okumanız, okurken haklılık payımın olduğunu düşünmeniz dileklerimle.
Önceden moda blogu mu vardı? Varsa da isimleri moda blogu değildi. Sayıları az olmasından mütevellit kendilerine moda blogu demezdik çünkü biz. Onların adı blogtu. Normal Blog! 2009'dan 2012'ye kadar öyle bir çoğaldılar ki o kadar olur. Yeni sezondan 3-5 parça alan herkes bugün ne giydim yapmaya başladı. Arttılar, arttılar, arttılar. Güzel bir anlatım, hoş bir fizikle ve iyi bir tarzla birleşince o bloglar yükseklere çıktı. Sonra bu blogların sahiplerinin bir kısmı şirketlerin halkla ilişkiler ofislerince keşfedildi, birlikte projeler yaptılar, sonra bloglarda hediyeler verilmeye başlandı ve git gide bu blog sahiplerinin izleyicileriyle olan etkileşimi azalmaya başladı. Önceden izleyiciler "Şu konuda yaz", "Bu konuda yaz" derlerdi ve blog sahibi izleyicilerinin beklentilerine cevap vermeye çalışırdı. Benim gördüğüm, bu durum şimdi yok.
Zaman akıp giderken hiçbir şeyin aynı kalmasını bekleyemeyiz tabi ki. Bir bloggerın izleyicileriyle olan iletişimi de zaman içinde değişebilir. Fakat bana öyle geliyor ki son bir senede blogger bir basamak üste çıktıysa izleyicileri bir basamak aşağıya indi. Kişisel çıkarlar ön plana çıktı. Tabi ki madalyonun öbür yüzünü unutmamak gerek. Hala izleyicisini önemseyen, yorumlara cevaplar veren, mail yoluyla destek olan pek çok moda bloggerı da var.
Sonra bir Twitter furyası çıktı. Sonra oralardan fenomenler çıktı. Sonra fenomenlere feno dendi. Onlar 140 karakterle şampiyon oldular bence. Aşk yazdılar, eski sevgili yazdılar, özlü söz kastılar seyircilere oynadılar. Bizim burada 2 yılda edinemediğimiz izleyici kitlesine onlar 140 karakterlik cümlelerle belki de 2 haftada ulaştılar. Çoğu blog yazmadı, yazmaya yeltenenler dikişi tutturamadılar, tutunamadılar Blogger'da. Ama adamlar/kadınlar Twitter'ın ekmeğini yediler mi? Yediler. Afiyet olsun mu? Olsun. Yalnız hiç blog yazmadığı halde blogger adı altında malı götüren olmadı mı, o da oldu, o da oluyor.
Kişisel bloglara gelelim. En birincimiz Pucca oldu. Pucca'dan sonra kimliğini gizleyerek blog yazan herkes bir ara Pucca oldu. Kişisel blog yazarlarının birkaç handikapı vardı. Her şeyi ortaya döktüklerinden fazla savunmasuzdılar. Hayatları, acıları, aşkları, nefretleri, dertleri her şeyleri bir kitap gibi okundu. Daha sonra başarılı olanların kitapları çıktı. Fakat kimliği/kendini/yüzünü gizlemek bir süre sonra çile halini aldı. Bu çile nereye kadar diyenler "Yeter ulan!" diyerek ortaya çıktılar, çıkmayanlara da helal olsun diyorum ben. Şimdi bir de kimliği gizleyip "Ben böyleyim ben şöyleyim, boyum şu kadar, kilom na bu kadar" diyenler okuyucularını bir beklenti içine soktu. Ortaya çıktıktan hemen sonra beklentileri karşılayanlar oldu, karşılayamayanlar oldu. Sanırım şu sıralar abartmalarının hesabını acı bir şekilde ödeyenler var.
Bu yazıyı yazarken kimseyi hedef almadım, kimseye laf sokma amaçlı yazmadım. Umarım aranızdan duruma alınanlar olmaz. Sadece bir durum analizi yapmak istedim kendimce. Katılan olur, katılmayan olur ama durum son zamanlarda bence budur.
Hepinize hayırlı başarılar diliyorum çocuklar.
Alekası olanlar
blogger,
kişisel bloglar,
moda bloggeri,
twitter
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)





